Anadolu’da sonbahar görülmesi gereken yerler – Fikrikadim

Anadolu’da sonbahar görülmesi gereken yerler

Anadolu’nun ilkbaharı ve yazı ne kadar canlı, vadileri, yeşil, pınar ve şelaleleri gürül gürül akan sularla çoşuyor, güneşin en canlı renkleriyle aydınlanıyorsa sonbaharda benzersiz yüzünü gösterir her zaman 

Sonbaharda aslında doğa hiç de durgun değildir. Ormanlar, dağlar, vadiler yedi rengin tonlarıyla bezenir, güneş en güzel yüzünü sergiler. Yola çıkmanın, doğanın görsel şöleninin peşine düşmenin tam zamanı. İşte size muhteşem manzaralar sunan 10 farklı sonbahar rotası. Bu güzellikler yılın başka hiçbir döneminde tekrarlanmıyor.

KARAGÖL

İzmir’in Yamanlar Dağı’nda bulunan Karagöl, İzmirliler tarafından bile fazla bilinmiyor. Her mevsim muhteşem görüntülerin izlendiği Karagöl’e araçla da gidebilirsiniz, yürüyerek de. Araçla gidenler Çanakkale yolunda ilerlerken Örneköy tabelasına saptıktan 25 kilometre sonra Karagöl’e varabilir. Yol biraz kötü ama yükseldikçe İzmir Körfezi ayaklarınızın altında kalıyor.

Karagöl’e yürüyerek gideceklerse Menemen’in Emiralem köyünün çıkışındaki dereden yürüyüşe başlayabilir. Yürüyüş performansa göre 4-5 saat sürüyor. Rota muhteşem bir doğanın içinden devam ediyor. Sarı ve kırmızı yapraklarla bezenmiş ormanlık alanlarda yükseldikçe sonbahar renklerinin etkisi artarak devam ediyor. Bazen sonbaharda yürürken ilkbahardan farksız manzaralarla da karşılaşabilirsiniz.
Yüksekliği 1076 metre olan Yamanlar Dağı’ndaki Karagöl’ün bir adı da Tantalos Gölü. Efsaneye göre Tantalos, Zeus’un bir ölümlü ile olan ilişkisinden doğmuş. Manisa sınırları içinde olan Spilos (Spil) Dağı’nda yaşayan Tantalos, tanrılardan nektar çaldığı için cezalandırılır ve Yamanlar Dağı’ndaki delikten yeraltı dünyasına atılır. Gölün ismi de Tantalos olarak kalır.
Karagöl’e günübirlik gidip dönebileceğiniz gibi çadırınızı götürüp hafta sonu kamp da yapabilirsiniz. Konaklayacak tesis yok ama restoran olarak hizmet veren bir işletme var. Göl kenarındaki tesislerde yemek yiyebilir, etrafındaki küçük rotalarda yürüyüşler yaparak sonbahar renklerinin tadını çıkarabilirsiniz. Göl kenarında çadır kurmak için küçük bir ücret ödeniyor.
YEDİGÖLLER YOLU
Yedigöller’e gitmek için yeni bir yol daha var. Düzce’nin Yığılca ilçesi üzerinden geçen yol, Yedigöller’in şimdiye kadar bilinen tüm manzaralarını unutturacak kadar etkileyici. Yol üzerindeki köylerden sonuncusu olan Mengen ise geleneksel evlerin çoğunlukta olduğu çok güzel bir köy. Yığılca’dan sonra Yağcılar ve Karakaş köyleri geçilerek kısa sürede Mengen’e varılıyor.

Yığılca ve Mengen köyü arası 18 kilometre ve yol oldukça iyi. Manzara ve pastel renklerin en güzeli bu etapta gözleniyor. Özellikle çıkışın bitip köye doğru inişin başladığı alanlar nefes kesiyor. Küçük bir tepenin üzerindeki düzlük kamp için çok ideal. Mengen köyünden itibaren yaklaşık 15 kilometre muhteşem bir manzara eşliğinde ilerleniyor. Bu yol haritalarda bile henüz tam olarak gösterilmiyor. Düzce Valiliği var olan yolu düzeltmiş ve doğaseverlere muhteşem bir yeni rota kazandırmış.
Yığılca’dan itibaren araçla gidilebileceği gibi 2-3 günlük bir aktiviteyle kamp kurarak yürümek de mümkün. Bu muhteşem yol Yedigöller’de sona erdiği zaman bu kez başka muhteşem bir manzara bekliyor olacak sizi.
CELİL BOĞAZI 
Konya’nın Cihanbeyli İlçesi’nin Kuşça beldesi sınırları içinde yer alan Celil Boğazı’ndaki peri bacaları, Kapadokya ve Narman’dakilerden çok farklı. Bir zamanlar bu peribacaları dinamitle patlatılıyor ve çıkan kaya parçaları ev yapımında kullanılıyordu. Şimdi belediye tarafından koruma altına alınmış durumda.

Onca tahribata rağmen Celil Boğazı’na yayılmış peri bacaları tüm azametiyle zamana meydan okumaya devam ediyor. Başka hiçbir koruma statüsü olmayan bölgede kartallar, tavşanlar ve tilkiler gibi yaban hayvanlar da yaşıyor. Bir zamanlar ormanlık olan bu bölgede ağaçlar kesile kesile bitmiş. Bu yüzden erozyon da hız kazanmış. Celil Boğazı ve etrafı bir çöl görünümünde adeta. Ancak vadi bu dillere destan görünümünü de bu erozyona borçlu aslında. Binlerce yıllık yağmur ve rüzgâr işbirliği, bu muhteşem doğal anıtların günümüze ulaşmasını sağlamış.
Celil Boğazı  faylarla çevreleniyor. Faylanmadan ötürü ezilen kısımlar daha kolay aşınmış, sert olan kesimler ise aşınmaya direnerek altındaki tabakaları da korumuş. Bölgede erozyona karşı ağaçlandırma çalışmaları yapılıyor. Küçük vadilerden sızan sular bu ağaçları sulamaya fazlasıyla yetiyor. Damlama yöntemiyle ağaçları çok fazla su harcamadan sulayabiliyorlar.
Bölgede çok fazla ağaç olmadığı için sonbahar renklerini izleyecek fazla bir yer yok. Ancak boğazın kırmızıya çalan toprak rengi sonbahar ışıkları altında daha doygun gözüküyor. Bu bölge en güzel fotoğraflarını sonbaharda akşam güneş batmadan önceki bir saat içinde veriyor. Bu saatlerde ışık o kadar güzel ki her peribacasına bir isim vermek mümkün. Kuşça’daki peribacalarından birinin tepesinde sanki bir kaplan oturuyor, doğa bir diğerine kaplumbağa şeklini vermiş, bir diğeri Artemis heykelini andırıyor, biri de çaydanlık. Yani her birinden başka şekiller çıkartmak mümkün.
TAŞKALE VE MANAZAN
Taşkale ve Manazan mağaraları, İç Anadolu’da çok eski iki yerleşim merkezi. Kayalara oyulmuş mağaralar Taşkale’de yakın zamana kadar buğday ambarı olarak kullanılıyordu. Manazan mağaralarında ise yaşam yüzlerce yıl önce sona ermiş. Mağaralar İnsanların zor durumda kaldıkları zaman nasıl bir güçle dağları delerek barınak yaptığının en güzel örneği.

Mağaralar, Karaman ilinin doğusunda yer alıyor. Karaman’a 40 km. Taşkale’ye 8 km. uzakta. İbrala Suyu Vadisi’nde killi kireçtaşları oyularak yapılan barınaklar zaman içinde genişlemiş ve büyük bir yerleşim alanına dönüşmüş. Mağara sistemi içinde yer alan kilise ve şapeller, bu mağaraların Hristiyanlığın ilk dönemlerinde yoğun olarak kullanıldığının kanıtı. Ancak mağaralarda ayrıntılı bir çalışma yapılırsa çok daha eski çağlarda yaşayanların izlerini de görmek mümkün olabilir. Kaynaklar daha çok Bizans ve Roma izlerinden söz ediyorlar. Mağaralar Osmanlı İmparatorluğu döneminde de yaygın olarak kullanılmış.
Birkaç kattan oluşan Manazan mağaralarında üst katlara ulaşmak için galeriler içine metalden dikey merdivenler konulmuş. Yarım gün Taşkale, yarım gün de Manazan mağaralarına ayırabilirsiniz. Burada harcayacağınız birkaç saat sonrasında mağaraları oyan ve yaşama elverişli hale getirenlerin izlerini görecek, belki de nefes alışlarını hissedeceksiniz.
NARMAN-OLTU YOLU
Erzurum’un Narman ve Oltu ilçeleri arasındaki yol, kayalardaki doğal renklerle ön plana çıkıyor. Narman-Pasinler yolunun 11’inci kilometresinden itibaren başlayan kırmızı peri bacaları, gezinizin ilk sürprizi olacak. Gökyüzüne uzanan büyülü merdivenler gibi sıralanmış bu olağanüstü yer şekilleri, sonbahar ışığında en güzel görüntülerini sunuyor.
Narman-Oltu yolunda sabah ve akşam saatlerinde alıcı kuşlar ile tilkilerin avlanmasını izlemek mümkün. Oltu yolu üzerinde bulunan Ulukaya köyünü geçtikten hemen sonra yolun her iki yanında sıralanmış olan jips (alçıtaşı) tepeciklerindeki renklenmeler, fotoğraf çekmek için sık sık duraklamanıza neden olacak. Jips minerali daha çok kurak bölgelerde oluştuğu için tabaka tabaka renkler sonbahar güneşi altında muhteşem görüntüler sunuyor. Yolun sağındaki Toprakale köyü de böyle birkaç jips kubbesinin eteğinde bulunuyor. Köyü çevreleyen ağaçlardaki renk değişimleri ile jipsli tabakalardaki renkler bazen olağanüstü görüntülerin oluşmasına neden oluyor.
Narman-Oltu arasındaki bu seyahat, Oltu’da bir cağ kebapçısında sona ermeli. Saat kaç olursa olsun Oltu’da cağ kebabı yapan bir yer mutlaka bulunur. Erzurum civarındaysanız ve aracınız varsa bir gününüzü bu olağanüstü coğrafyaya ayırın. İnanılmaz anılarla döneceğinizden emin olabilirsiniz.
DEDEGÖL DAĞLARI
Dedegöl Dağları, kış gelmeden önce zamanı olanlar için şiddetle tavsiye edeceğim bir güzergâh. Isparta’dan yola çıktıktan sonra yarım saat içinde Eğirdir Gölü’ne varılıyor. Göl kıyısında oyalanmayı akşama bırakarak yola devam ettiğinizde 1.5 saat içinde önce Aksu, ardında da Eldere köyüne varacaksınız. Aksu’dan sonra yaklaşık 800 metre uzunluğundaki Zindan Mağarası’nı ziyaret edebilir, buraya çok yakın Roma yamaç evlerinin kalıntılarını da gezebilirsiniz. Eldere köyünden kısa bir süre sonra Kuzukulağı Yaylası’na varacaksınız.

Dedegöl Dağları, Beyşehir Gölü ile Eğirdir Gölü arasında yükselen ve en yüksek noktası 2 bin 998 metre olan bir dağ silsilesi. Hem yaz hem de kış aylarında doğaseverlerin ilgi gösterdiği bu dağlara son yıllardaki yoğun ilgini sebebi, Kuzukulağı Yaylası’nı süsleyen devasa kireçtaşı blokları. Yükseklikleri 100 ile 800 metre arasında değişen bu kireçtaşı kuleleri, bölgeyi kısa sürede dünyanın önemli spor tırmanış parkurlarından biri haline getirdi. Kuzukulağı Yaylası’ndaki ormanlık alan ve düzlükteki diğer ağaçlık alanlar sonbaharda güzel renklere bürünüyor. Buradaki asıl sonbahar görüntüsü, akşamüzeri sonbahar ışıklarının kızıla boyadığı Dedegöl Dağları ve onun önündeki atlarla katırlar. Yaz aylarında köylüye hizmet eden atlar, kışın doğada yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Sırf bu görüntüyü hafızalara kazımak için bile bu bölgeye gitmeye değer.
Doğayı kirletmeden, bölge halkının değerlerine saygı duyarak geçireceğiniz birkaç saat veya birkaç günün sonrasında bu muhteşem kayalıklardaki ışık oyunlarını unutamayacaksınız. Yapmanız gereken tek şey hafta sonu aracınıza atlayarak soluğu Kuzukulağı Yaylası’nda almak. Kampınızı kurduktan sonra akşam ışığını bekleyin ve bu görkemli kaya duvarlarının karşısındaki düşük eğimli yamaca giderek güneşin kayalıklara vurmasını bekleyin. Beklediğinize değdiğini göreceksiniz.
SÜLÜKLÜ GÖL
Bolu il sınırları içinde yer alan Sülüklü Göl’e ulaşım, Sakarya’nın Akyazı ilçesi üzerinden sağlanıyor. Akyazı’dan birkaç kilometre sonra Sülüklü Göl tabelası gözükecek. Alabalık çiftliğinden 15-20 dakika sonra araçla göle varmak mümkün. Göl kenarındaki ocaklar ziyaretçilerin ateş yakmaları için yapılmış. Eğer ateş yakılacaksa sadece buraların kullanılması gerekiyor. Ormanda yakılacak bir ateşin yangına yol açacağını unutmamak gerekiyor.
Göl sonbahar aylarında ziyaretçi akınına uğruyor. Doğaseverlerin Sülüklü Göl’e bu kadar yoğun ilgi göstermesinin nedeni, sonbahar renklerinin bölgede olağanüstü görüntüler sunması. Göle adını veren sülükler ise suya sazan balığı atılması sonucunda kısa sürede yok olmuş. Heyelan sonucu oluşan gölün içinde, heyelanla inen ağaçların gövdeleri hâlâ gözleniyor. Sülüklü Göl’ün etrafında birkaç küçük göl daha var. Göl kenarındaki tesislerin arkasındaki ormana giden yolu takip edenler kısa süre sonra Sülüklü Gölü çevreleyen ormanın büyüleyici derinliğinde kaybolacaklar.
Yol orman girişinde ikiye ayrılıyor ama her iki rota da muhteşem manzaralar içeriyor. Eğer sonbahar sıcak geçmişse, göl etrafındaki patikaları takip ederek yamaçlara yürüyenler, pastel renklerin tüm tonlarının doğayı nasıl bezediğine tanık olacak. Biraz daha gayret göstererek patikayı takip edip göle tepeden bakanlar ise belleklerine unutulması olanaksız bir sonbahar manzarası kazıyacaklar. Göl, yükseklerden orman içinde saklı kalmış mavi bir inci tanesi gibi gözüküyor.
KARYA PATİKASI
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Ören beldesi her mevsimde görülecek özel bir yer. Gökova Körfezi’nde, Milas’a 40 km uzaklıkta bulunan bu şirin beldeye ulaşan yol, sonbahar aylarında yer yer pastel renklere bürünüyor. Kocaçay’ın binlerce yılda oluşturduğu deltanın üzerine kurulmuş olan ve arkasına 640 metrelik Kocadağ’ı alan Ören, antik Keramos kentinin üzerinde bulunuyor.
Keramos’un anlamı seramik. Dionysos ile Ariadne’nin oğlu olan ve çömlekçilik sanatının kurucusu sayılan Keramos’un adını taşıyan antik kent, Karya’nın önemli ticaret merkezlerinden biriydi. Kentte Karya’dan Roma’ya kadar birçok uygarlığın kalıntısını görmek mümkün. Özellikle Roma döneminde limanda olan hamam ve buraya su getiren kemerler tüm görkemiyle ayakta. Kocadağ’ın Ören için iki önemi var. Birincisi her mevsimde yamaç paraşütü yapılabilmesi, ikincisi de eteklerimde olağanüstü bir Karya ticaret yolu barındırması. Keramos’a gelen ticari ürünler buradan kervanlarla diğer Karya kentlerine gönderiliyordu.
Patika Kocadağ’ın eteklerindeki ormandan başlıyor. Orman içinde izleri kaybolmuş ama şimdiki patikayı takip ettiğine kuşku yok. Yaklaşık yarım saat orman içinden giden patika boyunca yer yer sonbahar renkleri de gözleniyor. Sonra orman bitiyor ve Karya döneminde yapılmış olan patika kayaların arasında daha belirgin olarak görülmeye başlıyor. Ören’in olağanüstü manzarası bu yolun daha da güzelleşmesini sağlıyor.
Ormandan sonra yaklaşık 1 saat süren patika, büyük dönüşler yaparak Kocadağ’ın yamacına kadar ulaşıyor. Bu dönüşler bile bu patikanın büyük kervanlar için yapıldığını göstergesi. Tam bu noktada, tepenin arkasındaki Alatepe köyünün bahçelerine dönen noktada muhteşem bir tonozlu mezar bulunuyor. Epey tahrip edilmiş olan mezar bir ticaret yolunda ölen bir soyluya ait belki de. Sonbahar’da Ören’de yapılacak bir tatilde denize de girebilir, yamaç paraşütü de yapabilirsiniz.
NALLIHAN
Ankara’nın Nallıhan ilçesi son yıllardaki turizm atağıyla dikkat çekiyor. Özellikle Karacasu köyü sınırları içinde kalan Uyuz Suyu Şelalesi, kış ayları hariç hafta sonlarında çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor. Burası Ilıca Şelalesi olarak da biliniyor. Şelalenin suyu termal bir kaynaktan çıktığı için sıcak.
Nallıhan Kaymakamlığı’nın yaptığı bir proje ile şelalenin üstündeki düzlük muhteşem bir kamp alanına çevrilmiş. Çok temiz bir tuvalet ve birkaç bungalovdan oluşan kamp yeri şimdilik fazla kirletilmemiş. Nallıhan’ın ikinci doğa değeri ise 1994’te Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından koruma altına alınan Nallıhan Kuş Cenneti. Soyu tükenmekte olan karaleylek Türkiye’de en fazla burada bulunuyor. Yine Türkiye’de gökdoğanın 30 üreme yerinden biri de Nallıhan Kuş Cenneti. Sarıyar Barajı’nın kuş cennetine uzanan bir kolunun üzerinde bulunan Davutoğlan Köprüsü’nün karşısındaki Kız Tepe ve eteklerinde, yağmur ve rüzgârın meydana getirdiği aşındırma izleri ve kayaçlardaki renklenmeler olağanüstü. Burası doğal bir laboratuar sanki.
Sonbahar aylarında Nallıhan bozkırları yavaş yavaş renk değiştirmeye başlar. Bu renk değişimi ormanlık alanların yüksek kesimlerinde de yer yer kendini gösterse de sonbahar aylarında en muhteşem görüntüyü Kıztepe eteklerindeki aşınma izleri verir. Burada her mevsim çok güzel manzaralar gözleniyor ama sonbaharda, özellikle de akşam ışığında renklerin her tonu ortaya çıkıyor. Sonbaharda konaklamalı veya günübirlik yapacağınız bir Nallıhan gezisi, doğa hakkında yeni şeyler öğrenmenize neden olacak.
FRİG VADİSİ
Eskişehir, Afyon ve Kütahya üçgeninde yer alan Frig Vadisi, sonbaharda mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Kapadokya kadar bilinmese de bu vadide de birçok peri bacası bulunuyor. Afyon’un İscehisar ilçesine bağlı Seydiler ve çevresindeki vadilerdeki irili ufaklı peribacaları, bu bölgenin küçük Kapadokya olarak anılmasına neden olmuş.
Burası volkanik aktivitelerin çok yoğun olduğu ve tüf birikimlerin fazla gözlendiği bir bölge. Afyon’dan başlayıp Eskişehir’e kadar uzanan doğu-batı yönlü vadide birkaç milyon yıl önce faaliyete geçen volkanların püskürttüğü küller, daha aşağılardaki havzalarda çökelerek yüzlerce metrelik kalın bir tabaka meydan getirdi. Bu tüflerin üzerine akan bazaltik lavlar tüm kül örtüsünü kapattı. Püskürmeler sona erince, devreye rüzgâr ve yağmurlar girdi. İklimin kurak ve yarı kurak oluşu, bitki örtüsünün azlığı, çökelen malzemenin daha kolay aşınmasına yaradı. Yağmurlarla büyük sel yarıkları oluştu ve bunların bir kısmında tüflerin üzerindeki bazalt kayaçları kaldı. Daha sonra devreye giren rüzgâr şekillendirmeyi tamamladı ve peri bacaları ortaya çıktı. Zamanla vadiye gelen insanlar bu tüfleri oyarak kendilerine önce barınak sonra da tapınak yaptı. Silis içerikli bu tüfler kolay oyulmasına rağmen dayanıklı olduğu için burada yaşayanların izleri günümüze kadar gelmeyi başarmış.
Vadideki yerleşimler Friglere ait. Bu nedenle vadinin ismi de Frig Vadisi olarak kalmış. Daha sonra Roma zulmünden kaçan ilk Hıristiyanları ağırlamış. Özellikle İscehisar’daki Kırkinler Mağarası’nı önce Frigler, sonra Hıristiyanlar tapınak olarak kullanmış.
firik vadisi
Yıldırım GÜNGÖR
Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun