Arap dünyasının ‘kokusu çıktı’ – Fikrikadim

Arap dünyasının ‘kokusu çıktı’

Fehmi Hüveydi

Fehmi Hüveydi

Tek bir çocuk Avrupa’nın vicdanını sarstı. Arap dünyasının vicdanının uyanması için daha kaç çocuğun ölmesi gerekiyor?

Üç yaşındaki Aylan’ın Bodrum sahiline vuran cansız bedeninin fotoğrafının dünyanın dört bir yanında yarattığı yankılar hâlâ sürüyor. Bu küçücük beden, Suriye halkının dört yıldır maruz kaldığı korkunç katliama karşı herkesin gözlerini açtı.

“Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre bu yıl 300 binden fazla mülteci Akdeniz’i geçti, 2.500-3.500 arasında insan denizi geçip karşı sahile ulaşamadan boğuldu.” Fehmi Hüveydi

Aylan’ın fotoğrafı sayesinde, 250 bin Suriyelinin ölümü ve mülteci yetkililerinin sadece 4 milyonunu kaydedebildiği 12 milyon Suriyelinin yersiz yurtsuz kalışı haber manşetlerinde yer buldu. Hatta fotoğrafın yol açtığı şok, İsraillilerin 2000 yılında babasının kucağında öldürdüğü Muhammed Al Durra isimli çocuğun yarattığı etkiyi aştı.

Cinayetin dehşetine rağmen, katil İsrail’in medyası, Arap ülkelerinin unutkanlığını ve bölge rejimlerinin zayıflığından da faydalanarak konuyu hızla geçiştirmeye çalıştı. İsrail medyası, (annesi ağır yanıklar yüzünden bu hafta, babası ise daha önce hayatını kaybeden) Ali Davabşe isimli çocuğun cesedinin geçen Ağustos ayında Yahudi siviller tarafından yakılması haberinde de aynı tavrı göstermişti. Kadere bakın ki Filistinli Ali’nin cesedi karanlıkta yakıldığı için fotoğrafı çekilemedi. Yemenli çocuklar da benzer bir kaderi yaşıyor. Her gün öldürülüyorlar; parçalanmış bedenleri enkaz altında yitip gidiyor. İnsanlık bu görüntüleri Irak’ta da görmeye alıştı. Başka çatışma bölgelerinden de Arap dünyasının istisnasız her yerine ölüm yayılıyor.

Küçük Alyan’ın cesedi Bodrum yerine Gazze sahiline vursaydı, bu durum Avrupalıları bu kadar korkutmayacak, şaşırtmayacaktı. Nitekim 2014 yazında bir değil, tam dört Gazzeli çocuk sahilde top oynarken İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybettiğinde, olay ne Batı’dan ne de Arap dünyasından tepki gördü.

Batılıların tavrı utandırdı

Avrupa’nın (Alyan’ın ölümü sonrasında gösterdiği) tepki bizi şaşırttı. Büyükşehirlerimizde sıradan hale gelen cenazelerle ölüme alışkın olan biziz. Dikkat çekici olan ise, medyamızın asıl olay ve cinayetten çok Avrupa’nın tepkisiyle ilgilenmiş olması. Medya kurbanları ve trajedilerini ele alırken, hâlâ gökten varil bombaları yağdıran asıl katili unuttu. Gündemi Avrupa’nın derdiyle meşgul ederek, Arap rejimlerinin çöküşünü, Yemen’de akan kanı, Libya’da parçalanan devleti, Filistin’de yok edilen vatanı ve daha birçok milli derdimizi unutturdu.

Bir Mısır gazetesinde “Boğulan Suriyeli çocuğun fotoğrafı Avrupa’yı derinden sarstı” manşeti dikkatimi çekti. İsrail muhalefet lideri Isaac Herzog’un kendi hükümetine “Suriyeli mültecilere sınırlarımızı açalım” şeklinde çağrıda bulunduğunu duyunca utanç hissettim. Papa Francis’in Avrupa ülkelerine “Sığınmacılara kapılarınızı açın” çağrısını gördüğümde utandım.

Batılı yıldız ve sanatçıların sığınmacılara karşı gösterdikleri dayanışmaysa beni daha da utandırdı. Söz konusu isimlerin arasında Ortadoğu’daki mazlumları Fransa’nın terkedilmiş köylerine taşıma çağrısı yapan Fransız sanatçı Charles Aznavour, başında bulunduğu yardım vakfı aracılığıyla göçmenlere destek verdiğini açıklayan Barcelona futbol kulübünün Arjantinli yıldız oyuncusu Lionel Messi, göçmenlerle dayanışmanın gerekliliğini defalarca vurgulayan Harry Potter serisinin yazarı J. K. Rowling, göçmenlere yardım için İngiltere Çocukları Yardım Derneğine 20 bin dolar bağışta bulunup, 24 saat içinde 500.000 pound toplayan Amerikalı roman yazarı John Green ve daha birçokları yer alıyor. Ayrıca sığınmacılara kamp yapılması için Bayern Münih futbol kulübü 1 milyon euro, Uluslararası Olimpiyat Komitesi 2 milyon dolar ve Real Madrid futbol kulübü 1 milyon euro bağış yaptı.

Finlandiya Başbakanı sığınma talep edenlere kendi evini açmayı teklif etti ve vatandaşlarını da aynısını yapmaya davet etti. Sığınmacı konvoylarının İngiltere’ye giremeyeceklerini ifade eden İngiltere Başbakanı David Cameron büyük tepki gördü. Uluslararası Af Örgütü Cameron’ın ifadesini “utanç verici” olarak nitelendirirken, Guardian gazetesi de bunun sadece yanlış değil, İngiltere ve halkı için büyük bir utanç olduğunu yazdı.

Bu süreçte Almanya Başbakanı Angela Merkel’in duruşu da dikkat çekti. Mültecileri kucaklama çağrısınında bulunan Merkel, Avusturya ile sayıları artan sığınmacılar için iki devletin de sınırlarının açılması konusunda anlaştı. Alman lider ayrıca Fransa Başbakanı Hollande ile birlikte inisiyatifi ele alarak, bu duruma karşı bir plan ortaya koyulması gerektiğini söyledi. Söz konusu plan kapsamında, sığınmacıların Avrupa Birliği ülkelerine eşit şekilde dağıtılmasına dayalı bir kota sisteminin hayata geçirilmesi öngörülüyordu.

Bölge gazeteleri ise bu haberleri sanki sığınmacılar Avrupa’ya bölgeden değil de başka bir gezegenden gitmiş ve bu mesele sadece Avrupa’nın meselesiymiş gibi ele aldı.

Dehşet verici rakamlar

Rakamlar hem korkutucu hem de dehşet verici. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre bu yıl 300 binden fazla mülteci Akdeniz’i geçti, 2.500-3.500 arasında insan denizi geçip karşı sahile ulaşamadan boğuldu.

Kayıtlı olan Suriyelilerin büyük kısmının Lübnan, Türkiye, Ürdün, Irak ve Mısır’a sığındığı ifade ediliyor.

“Bir yanda mültecilerin mağduriyetinin giderilmesi için yükselen sesler var, ama diğer yandan da mültecileri “yeni işgalciler” olarak nitelendiren ve bu yolla “Avrupa’nın Müslümanlaştırılacağı” savını öne süren sağcı partiler, mültecilere yönelik genel olumlu bakışı kırmaya çalışabilirler.” Fehmi Hüveydi

Sığınmacılar için 505 milyar dolar kaynak ihtiyacı olduğunu ifade eden yetkililer,  Haziran sonu itibarıyla bu rakamın ancak dörtte birinin temin edilebildiğini ekledi. Bu nedenle sığınmacılara yönelik gıda temininde, insani hizmetlerde ve sığınmacı çocukların okula gönderilmesinde sıkıntılar yaşanıyor. Sığınmacıların yaşam şartları genelde kötü. Bazı ülkelerde koşullar daha beter halde, bazılarında ise nispeten daha iyi.

Elbette bütün mülteciler Suriyeli değil, ancak felaketlerin en büyüğü Suriye’de yaşanıyor ve en çok mülteci de buradan. Bununla birlikte mülteciler arasında farklı sayılarda Sudanlılar, Filistinliler, Iraklılar ve Kuzey Afrikalılar da var. Çatışma kurbanlarının çoğu Arap bölgesinden olmakla birlikte, bir kısım da ülkelerindeki zor ekonomik şartlar yüzünden Avrupa kıyılarına ulaşmaya çalışıyor.

Mülteci krizinin ele alınmasıyla birlikte Avrupa Komisyonu harekete geçerek mültecilerin Avrupa ülkelerine dağıtılmalarını önerdi. Özellikle Yunanistan ve İngiltere, mültecilerin yükünü Avrupa ülkeleriyle paylaşma önerisinde bulundu. Ancak kuzey ülkeleri (Almanya ve İsveç hariç) mültecilerin geldikleri yerde kalmaları gerektiğini ifade ettiler. Çekler ve Slovaklar ise mültecileri topraklarına almayı reddettiler.

Macaristan hükümeti sığınmacıların ülkeye girememesi için Sırbistan sınırının tamamına (175 km) 4 metrelik duvar örülmesini emretti. Polonya ise Ortadoğu’dan gelen sığınmacıların sadece Hristiyan olanlarını kabul edeceğini açıkladı.

Avusturya ile birlikte sınırlarını sığınmacılara açarak büyük bir cesaret örneği sergileyen Alman hükümeti, Avrupa ülkelerinin iltica konusunda ortak bir politika benimsemesini ve mültecilerin geldikleri ülkelere geri gönderilmesini öngören Dublin Anlaşması’nın askıya alınmasını istiyor. Siyasetçilerin bu konuda anlaşmaya varmaları son derece önemli olmakla beraber, mülteci sorununun ele alınmasında etkili tek faktör bu değil; krizin oldukça zorlu başka yönleri de var.

Aşırı sağcıların etkisi

Bir yanda mültecilerin mağduriyetinin giderilmesi için yükselen sesler var, ama diğer yandan da mültecileri “yeni işgalciler” olarak nitelendiren ve bu yolla “Avrupa’nın Müslümanlaştırılacağı” savını öne süren sağcı partiler, mültecilere yönelik genel olumlu bakışı kırmaya çalışabilirler.

Öte yandan, basında çıkan haberlerde, Merkel’in sığınmacılara yönelik anlayışlı tavrı yüzünden popülerliğinin azaldığı ifade ediliyor. Aşırılık yanlısı Alman gençler, sığınmacı merkezlerine saldırıp buraları kundaklamaya çalıştı. İngiltere’de ise genel seçimlere katılan Kuzey Platformu, sığınmacıların tutuklanarak geldikleri yere geri gönderilmesini istedi.

“Mülteci krizinin ardında bölgenin yaşadığı sorunların olduğunu göz önünde bulundurursak, bu sorunları çözmeye çalışan tek unsurun Birleşmiş Milletler olması, Arap Birliği’nin duruma ilgisiz kalması dikkat çekiyor.” Fehmi Hüveydi

Danimarka’daki parlamento seçimlerinde, göç yasalarının sıkılaştırılmasını savunan Halk Partisi, 2010 seçimlerine kıyasla oylarını iki kat arttırarak yüzde 21 oy aldı. Sığınmacıların terörist olma ihtimali, Avrupa’nın Müslümanlaştırılmaya çalışıldığı iddiaları ve Avrupa Birliği’nin bozulma riski olduğu yönündeki düşünceler ışığında, Almanya, İngiltere ve Fransa’da mülteci karşıtı sosyal ve siyasi akınların güç kazanabileceğine işaret ediliyor.

“Arap Birliği sürecin en büyük kaybedeni”

Bu süreçte Arap dünyasının eksikliği büyük ölçüde hissediliyor. Arap sisteminin iflasının simgesi haline gelen Arap Birliği, sürecin en büyük kaybedeni oldu. Mülteci krizinin ardında bölgenin yaşadığı sorunların olduğunu göz önünde bulundurursak, bu sorunları çözmeye çalışan tek unsurun Birleşmiş Milletler olması, Arap Birliği’nin duruma ilgisiz kalması dikkat çekiyor.

Suriye, Libya ve Yemen’de yaşanan sorunlara BM Genel Sekreteri’nin elçileri çözüm bulmaya çalışıyor. Arap ülkeleri daha önce Filistin sorunundan da ellerini çekip, konuyu tamamen uluslararası yetkililere ve katil ile katledin arasındaki müzakerelere bırakmış; bu tavır, Arap dünyasının geleceğinin Arap Birliği, hatta Arap hükümetlerinin ilgi alanı dışında olduğu izlenimi yaratmıştı.

Arap sivil toplumu ve elitlerinin de süreçte yer almamaları ise daha da şaşırtıcı. Gazetelerde mültecilere destek veren, bağışta bulunan ünlü isimlere ilişkin haberlerde hiçbir Arap’ın adı geçmiyor.

Bunun tek istisnası, Bayern Münih ile oynayacağı maçın gelirini mültecilere tahsis eden Mısır’ın El Ehli takımı ile mülteciler için Akdeniz’de bir ada satın almak istediğini açıklayan iş adamı Necip Saveyrs oldu. Ancak Saveyrs’in projesinin insani mi, yoksa yatırım amaçlı mı olduğu bilinmiyor.

Körfez ülkeleri de mülteci krizine ilgisiz kaldıkları yönündeki eleştirilerden nasibini aldı. Körfez ülkelerinin 1990 yılında Saddam rejimi dönemindeki işgal sırasında Kuveytlilere kapılarını açtığı anımsatıldı. Ünlü İngiliz gazeteci-yazar Robert Fisk, Independent’ta yayınlanan bir makalesinde şöyle soruyordu: “Araplar, kurtuluş için neden Körfez ülkelerine değil de ‘kâfir’ ülkelere yöneliyor?”

Fisk’in sorusuna verilen cevaplar ikiye ayrılıyordu. Kimileri, sorunun haklı olduğunu ileri sürerken, kimileri de Körfez ülkelerinin sığınmacılara yardım konusunda ellerinden geleni yaptıkları ve bu yöndeki eleştirilerin yersi olduğu kanısındaydı.

Bu sorunun haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Körfez ülkeleri mültecilere yardım için gerekli maddi kaynağı sağlayabilirdi. Ancak bunun Körfez’e özgü bir sorun olmaktan ziyade, bir Arap sorunu olduğunu görüyorum. Önde gelen ülkelerin kendi iç meseleleriyle uğraştığı, Arap Birliği’nin ise Arapları ilgilendiren sorunlarda etkisiz kaldığı bir durumda suçlamaları sadece Körfez ülkelerine yöneltemeyiz.

İtiraf etmek gerekir ki, mülteci krizi, Arap tavrının gerçek yüzünü, bütün o dayanışma iddialarının ve ortak çalışma ruhunun arkasına sığınanların asıl niyetini göstermiş oldu. Lübnan’daki “çöp” protestolarına atıfta bulunarak şöyle diyebiliriz: Mülteci krizinde Arap dünyasının “kokusu çıktı”.

Kaynak: Al jazeera

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun