Halide Edib’i tekrardan okumak: Sinekli Bakkal – Fikrikadim

Halide Edib’i tekrardan okumak: Sinekli Bakkal

Halide Edib’in romancılığı hakkında bir şey yazılacaksa, ustalık dönemi olan Sinekli Bakkal romanı üzerine olmalı. Roman ilk defa 1935’te İngilizce “Soytarı ve Kızı” olarak yayımlanır. Aynı yıl Haber Gazetesi’nde yazı dizisi olarak çıkar, 1936’da nihayet Sinekli Bakkal adıyla basılır. 1942’de CHP Roman Ödülü’nü kazanır.

Sinekli Bakkal romanın merkezinde değil. Merkezi aslında o dönemin konak hayatı… Oradan sokağa bir bakış var. Rabia ve yakınları, sokak ile konak arasında bir köprü vazifesi görüyor. O dönemde sokak ve konak arasında çok fazla uçurum yok. Konakta yaşayan zengin insanlar, sokak halkı ile cenaze, düğün vb. durumlarda bir araya geliyorlar.
Roman, Sinekli Bakkal Sokağı’ndan yola çıkarak başlar. İki katlı ahşap evler, köhne çatılar, pencerelerde saksılar, işlek çeşme başı, bunların arkasında uzanan uzun ince bir minare… Sokağın İmam karakteri, dinin kurallarını sert biçimde uygulayan hoşgörüsüz bir adamdır. Kızı Emine’yi de bu taassupla yetiştirir. Ne var ki Emine sokağın haylazlarından mektep arkadaşı Tevfik’e kaçar. Tevfik’in -başıboş görünmesine rağmen- sanata doğal bir yeteneği vardır. Sokakta tanıdığı insanları taklit eder, hatta Karagöz oynatmaya başlar. Emine ise onun gibi değildir. Beraber işlettikleri dükkanda anlaşmazlıklar ortaya çıkar. Tevfik’in; Emine’ye kızgın olduğu bir zamanda arkadaşlarına onun taklidini yapması, ilişkilerinin mahrem yanlarını ortaya döküp alaya alması bu evliliği bitirir. Tevfik’in bu yaptığı Saray tarafından duyulur ve Gelibolu’ya sürülür. Emine, kızgın ve kırgın bir şekilde babasının evine geri döner. Ama tamamen Tevfik’ten kopamayacağı bir parça kalır. Karnında onun bebeğini taşır…

Romanın kahramanı Rabia böylece dünyaya gelir. İmam, Emine’de yaşadığı hayal kırıklığını Rabia’da yaşamamak için onu daha disiplinli yetiştirir. Yaşıtları oyunlar oynarken Rabia büyümüş de küçülmüş bir kadın edasındadır. Aslında gülüp oynamak, çocukluğunu yaşamak ister ama ne annesi ne de dedesi buna müsaade etmez. Bu davranışlar Rabia’nın ruhunda derin yaralar açar. En çok merak ettiği babası Tevfik’tir…

Peregrini… Seçkin bir İspanyol ailesinden gelen eski papaz, dinini ve vatanını geride bırakarak İstanbul’a gelmiştir. Kendini hiçbir dine ait hissetmese de Rabia’ya olan aşkı karşısında boynu bükülür kızın isteğiyle müslüman olur ve Osman adını alır.

Rabia’nın etkileyici, güzel bir sesi vardır. İmam onu hafız yapar. Sesinin güzelliği Saray’a yakın çevrelere kadar yayılır. Zaptiye Nazırı Selim Paşa’nın eşi Sabiha Hanım, Rabia’yı kızı gibi sever ve bu yeteneğinin değerlendirilmesi için eğitimini üstlenir. Tasavvuf erbabı Vehbi Dede, Rabia’ya hem ders verir hem de kişiliğini etkiler. Onun sesi, Selim Paşa Konağı’nın müdavimlerinden Piyanist Peregrini’nin de ilgisini çeker. Rabia’nın hayatına, Sinekli Bakkal dışında Konak çevresini tanımaya başlaması yeni boyutlar getirir.

Bu dönemde onun için güzel bir olay gerçekleşir. Babası Tevfik Sinekli Bakkal’a geri döner. Tereddütsüz babasıyla yaşamaya karar verir ve Emine tarafından reddedilir. Tevfik’in sürgün hayatından dost edindiği Cüce Rakım ve Çingene Penbe, Rabia’nın hayatına katılınca o eski sevimsiz hayatı birdenbire bir panayıra döner. Bir yandan musiki derslerine bir yandan kuran okumalarına devam ederken büyür ve genç bir kız olur. Ama bu mutlu günler Tevfik’in, gizli bir Jön Türk olan Selim Paşa’nın oğlu Hilmi Bey’e yardım ederken yakalanmasıyla son bulur. Tevfik ve Hilmi Bey Şam’a sürgüne gönderilir. Buna çok üzülse de azmi ve inatçılığıyla yılmaz, ev arkadaşlarının yardımıyla babasının dükkanını işletir. Vehbi Dede ve Peregrini yardımıyla da musiki dersleri vermeye başlar. Kazandığı paralardan babası Tevfik’e gönderir.

Rabia yirmi bir yaşına geldiğinde o dönemde artık evde kalmış gözüyle bakılır. Kendisi de bunun farkındadır ama umursamamaya çalışır. Ayakları üzerinde duran hırçın kişiliğiyle Sinekli Bakkal erkeklerinin çekindiği bir kızdır. Yıllardan beri içinde sakladığı –kendisine bile itiraf edemediği- imkansız aşkı vardır: Peregrini… Seçkin bir İspanyol ailesinden gelen eski papaz, dinini ve vatanını geride bırakarak İstanbul’a gelmiştir. Kendini hiçbir dine ait hissetmese de Rabia’ya olan aşkı karşısında boynu bükülür kızın isteğiyle müslüman olur ve Osman adını alır. Evlenirler… Ama küçük bir Sinekli Bakkal kızı olan, değerlerini değiştirmek istemeyen Rabia ile batının ve İstanbul’un seçkin hayatından gelen,  çeşitliliği seven Peregrini’nin yeni adıyla Osman’ın anlaşmaları hiç de kolay olmayacaktır. Aralarındaki yaş ve kültür farkını müziğe karşı duydukları ilgi ve yetenekleriyle aşarlar. Rabia hamile kalır. Riskli ve zor bir hamilelik geçirir. Ölüm riskini göze alarak o zamanlar yaygın olmayan sezeryanla bebeğini doğurur. Bu arada 1908’ de 2.Meşrutiyet ilan edilir. Babası Tevfik’in sürgünden geri dönmesiyle, Rabia’nın hayatında tek eksiklik de tamamlanmış olur.

Roman boyunca yazı dili düz olmasına rağmen tasvirler bir solukta okunuyor. Tasvir bölümleri, psikokarakter bölümleri, konuşma bölümleri birbiri ardına ölçülü kullanılıyor. Yazarın; din, kültür, sanat, siyaset gibi birçok alanı irdelemesi entelektüel olduğunu ortaya koyuyor ama bunu mütevazice hissettiriyor.

Canlı bir roman… Bir film izler gibi, olaylar baş döndürücü bir hızla geçiyor ama buna rağmen asıl konu bütünlüğünden koparmamayı başarıyor. Zıt karakterleri bir araya getiriyor. Sert, bağnaz İmam’a karşılık hoşgörülü ve dinini özümsemiş sufi Vehbi Dede; mutsuz ve şefkatsiz Emine’ye karşılık neşeli ve sevecen Sabiha Hanım; devletçi, geleneklere bağlı Selim Paşa’ya karşılık batıcı Jön Türk oğlu Hilmi ile beraber maskara, hayalci Tevfik; en son doğunun hamuruyla yetişmiş inatçı ve azimli Rabia’ya karşılık batının değerlerini almış çok çeşitlilikten yana olan Peregrini…

Sinekli Bakkal romanın merkezinde değil. Merkezi aslında o dönemin konak hayatı… Oradan sokağa bir bakış var. Rabia ve yakınları, sokak ile konak arasında bir köprü vazifesi görüyor. O dönemde sokak ve konak arasında çok fazla uçurum yok. Konakta yaşayan zengin insanlar, sokak halkı ile cenaze, düğün vb. durumlarda bir araya geliyorlar. Büyükler gençlere evlenirken ön ayak oluyor ve özellikle kadınlar düğün hazırlığında titiz ve organize çalışıyor. Yetenekli ve güven veren gençler uygun bir izdivaçla konak ve saray çevresi hayatına geçebiliyor.

Romanda analık duygusuna da değiniliyor. Rabia’nın mevlitte Hz.Muhammed’in doğum sahnesini okurken kendine has bir tarz geliştirip dinleyenleri etkilemesi ve bu psikolojisini hamilelik sürecine taşıması, ölümü göze alarak doğurmak isteyişi; analığın önemini vurguluyor.

Halide Edib ön planda bir genç kızın hayatını anlatsa da arka planda hep bir Abdülhamit Dönemi var. Saray çevresini, sosyal hayatı ve devlet uygulamalarını anlatırken o dönemde yaşanan haksızlıkları, sürgünleri, halktan insanların ezilişini vurguluyor. Ona karşı hiç tavizkar değil, istibdatçı olarak tanımlıyor. Kendi fikrini açıkça söylemekten çekinmiyor. Romanın kahramanı Rabia’nın dedesine karşı olan duygusu, Abdülhamit’e karşı olan duygusuyla özdeşleşiyor.

sinekli BakkalRomanın göze batmayan yerleri yok değil. Rabia’nın herkes tarafından fazlaca pohpohlanması, herşeyin üstesinden gelen biri olarak gösterilmesi, yıllardır görmediği babasına ve ondan uzak hayatına hemen alışması, Emine’nin cenazesi giderken sadece o zaman hasta olan babasına bunu belli etmeyişi, o andaki duygusuzluluğu gibi. Rabia’nın; Emine’ye ve dedesine karşı öfkesi, hayal kırıklıkları daha detaylı işlenenebilirdi. Rabia ve Peregrini aşkı çok tutkulu anlatılmadığı halde  Peregrini sorgulayışlarını bir anda bırakıp Osman oluveriyor. Yazar; batılı seçkin, eski rahip, dini terkeden ve sonrasında Müslüman olan Osman karakterinin bu döngüsü üzerinde pek durmak istememiş olabilir. Ama bütüne baktığımızda bu gibi şeyler önemsiz kalıyor. Sinekli Bakkal, Tanzimatla edebiyatımıza giren roman türünün en özgün örneklerinden. Halide Edib’i saygıyla anıyoruz…

Hatice İskenderi Fikr-i Kadim için yazdı

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun