Reddedilme ve dışlanma – II – Fikrikadim

Reddedilme ve dışlanma – II

Bugün reddedilme ve dışlanmadan söz etmeye devam ediyoruz. Ardından kâbuslara ve işlevlerine göz atıyoruz. Son olarak da çocukluk endişelerini ele alıyoruz. Pazar gününe dek keyifli okumalar!

Reddedilme yaşantıları, sosyal ve duygusal bağ ne kadar yoğun ise o kadar çok duygusal etki bırakıyor. Ancak yapılan bazı araştırmalar çok önemli görünmeyen reddedilme yaşantılarının bile bireyi kötü hissettirebildiğini gösteriyor. Purdue Üniversitesinden Eric Wesselmann ve arkadaşları, yaptıkları araştırmada katılımcıların, tanımadıkları kişilerin göz kontağı kurmaması durumundan bile rahatsız olabildiklerini bulgulamışlar. Araştırmanın ikinci kısmında, katılımcıların hoşlanmadıkları kişiler tarafından reddedilmelerinin ne denli rahatsızlık verdiğine bakmışlar. Sonuç şaşırtıcı: Hoşlanmadığı bir kişi ya da grubun reddi ya da dışlaması bile kişiye kendisini kötü hissettirebiliyor.

Wesselmann reddedilme yaşantısından sonra kişinin hızlı bir durum değerlendirmesi yaptığını ve ne yapacağına karar verdiğini söylüyor. Reddedilme yaşantısının ne kadar acı verici olacağını ise, birey için ifade ettiği anlam ve bununla başa çıkma süresi belirliyor. Öteki ile ilişkileri hayatının merkezine oturtan bireylerin yeniden bağ kurmak için çaba sarf etmeye başladıklarını söylüyor. Davranış ve tutumlarını buna göre organize ettiklerini, sosyal ipuçlarını takip ettiklerini ve olası reddedilmeleri en aza indirgemeye çalıştıklarını belirtiyor. Bu durumda diğer kişilerin beklentilerini karşılamak da oldukça önemli hale geliyor ve kişi otantik kendiliğinden uzaklaşabiliyor.

Reddedilmeye öfke ve agresyon ile yanıt verenler ise hem reddedilme yaşantısı ile aşırı telafi ederek başa çıkmış oluyor hem de reddedilme yaşantısının yarattığı görmezden gelinme hissini dikkat çekerek bertaraf etmiş oluyorlar. Ancak bu bir kısır döngü yaratıyor, agresyon dikkat çekiyor olsa da kişinin kabul edilirliğini aslında azaltıyor.

Bazı kişiler ise buna benzer yaşantıları daha nötr algılayarak daha kolay başa çıkabiliyorlar. Peki, reddedilme ve benzeri durumlar ile daha işlevsel yollardan başa çıkanların farkı nedir?

Wesselmann bu kişilerin reddedilme durumlarında daha rasyonel bir durum değerlendirmesi yapabildiklerini ve olası kişiselleştirmelerden uzak kaldıklarını söylüyor.

Reddedilme hisseden kişinin temel ihtiyacı sağlıklı ilişkiler kurmaktır ve işlevsel olmayan durumsal başa çıkma stratejileri bunu zorlaştırır.

Kişi reddedilmeye olan hassasiyeti sebebiyle, gündelik hayattaki normal sınırlar ile dışlanmayı birbirine karıştırabilir. Bu başa çıkma biçimi de bir kısır döngü başlatarak, kehanetin kendini gerçekleştirmesine sebep olabilir. Örneğin sosyal bir toplantıya kasıtlı olarak çağırılmadığını düşünerek gruptan uzak kalan bir kişi, sonuç olarak sosyal açından gerçekten yoksun kalabilir.

Wesselmann reddedilmeye karşı hassasiyeti olan kişilerin aşırı genelleyici düşünceden ve kişiselleştirmeden kaçınması gerektiğini söylüyor. Reddedilme hissi ile, kaçınarak izole olma, aşırı telafi ederek agresyona başvurma ya da ilişkileri sabote etme şeklinde değil, içimizde neyi tetiklediğini bularak ve neye ihtiyacımız olduğunu fark ederek başa çıkmamız gerektiğini belirtiyor.

Leary, M. R. & Vanhalst, J., (2014). Sociotropic differentiation: Differential anticipatory reactions to rejection by close versus distal others predict well-being.  Personality and Individual Differences, 68, 176-182.

KABUSLAR…

Rüyalar gibi kâbuslar da bilinçdışının ürünü, kişiye zihnin gizli bir dille gönderdiği mesajlardır. Kâbuslar rüyalardan farklı olarak iç dünyamızdaki karanlıkları ve yüzleşmek istemediğimiz korkuları en çıplak haliyle sahneye koyar; başrole de bizi yerleştirir. Kâbuslar insanı rahatsız eder, korkutur ancak diğer bir yanıyla kişinin kendisini daha iyi tanımasına da olanak sağlar.

Bir rüyayı en iyi yorumlayacak kişi rüyayı görenin ta kendisidir. Bu durum kâbuslar için de geçerlidir. Bununla birlikte hem Freud hem de öğrencisi Jung tipik rüyalardan ve insanlığın ortak sembollerinden söz etmeyi de ihmal etmez. Örneğin uzun koridorlar ve labirentler içinden çıkılması güç durumları ve karar vermekteki güçlükleri sembolize ederken uzun ve kesici objeler (uçak, bıçak ya da şemsiye gibi) erkek cinselliğini simgeliyor olabilir. Ne var ki psikanaliz kişinin gördüğü rüyalardaki sembollerin kişinin kendisine özgün olduğunu ve anlamının ve çağrışımlarının da kendisinde gizli olacağını öne sürer.

Freud, “Rüya uykunun bekçisidir” derken rüyanın, bilinçdışına itilmiş birtakım arzuların, korkuların ve çatışmaların uyku sırasında bilince sızmaya çalışmasını engelleme işlevine atıfta bulunur. Bir sebeple (toplumsal normlar, ahlaki yargılar, vicdan gibi) bilincin dışına itilmiş arzuların gizlenmeden apaçık ortaya çıkması durumunda kişi uykusundan uyanacaktır. Rüya, farklı bir anlatım dili kullanarak bu arzuları tıpkı bir maskeli balonun davetlileri gibi tanınmaz bir kıyafetin ardına gizler. Diğer bir deyişle rüya direkt değil dolaylı, sembolik bir dil kullanır. Bu sayede bilinçdışına itilmiş arzular, korkular veya çatışmalar tehditkâr olmadan etrafta salınabilir. Ne var ki kâbuslar çoğu zaman kişiyi uykudan uyandırır. Çok kaygı veren bir düşünce yahut korkutucu bir görüntü rüya dilinin maskesi ardından çıkmayı başarır ve uykuyu böler. Kâbuslar kaygılı bir iç dünyanın yahut bir türlü gerçekleştirilemeyen ve kabul etmesi güç bir arzunun göstergesi olabilir.

Gerçek kâbuslar 5-6 yaşlarında ortaya çıkar. Bu yaşlar psikanalitik yaklaşıma göre Oidipus kompleksinin de sahneye konduğu dönemdir. Çocuğun anneye dair arzuları ve babaya dair korkusu ve bu iki duygunun neden olduğu çatışma çocuğun zihnini rüyada da meşgul etmeye başlar. Bu dönemde görülen kâbuslar aslında bu çatışmanın işlendiğinin ve çözülmeye çalışıldığının göstergesidir. Geceleri kâbus olarak ortaya çıkan bu işleme süreci gündüzleri ise fobilerle, korkularla kendisini göstermeye devam eder. Psikanalist Norbert Chatillon kâbusa sebep olanın bilinçdışından ziyade vicdan olduğunu söyler. Bu düşünce, kötü rüyaların yahut kâbusların çocuğun toplumsal / ailevi birtakım değerleri ve yargıları içselleştirdiği, süperegosunun ve vicdanının gelişmeye başladığı düşüncesiyle paralellik taşır. Çocuk birey artık her arzunun gerçekleştirilemeyecek olduğunu, hatta bazı arzuların hiç var olmaması gerektiğini öğrenmeye başlar. Ahlaki değer yargılarının yalnızca yasakla ve cezayla değil aynı zamanda içsel olarak kabul edilmesiyle ilişkilendirilebilecek süperego yahut vicdan gelişiminin bir işareti olan bu rüyaların varlığı çocuğa büyümek için korkularıyla yüzleşmesi gerektiğini öğretecektir. Yetişkin bireyin gördüğü kâbuslar da analitik yönelimli bir terapinin malzemelerindendir. Kişi terapinin güven verici ortamı içerisinde bu rüyaları yorumlayarak kendisine ve zihinsel süreçlerine dair birçok yeni bilgi edinecek ve içgörüsü kapasitesini arttırarak farklı yönleriyle tanışma fırsatı bulacaktır.

ÇOCUKLUK ENDİŞELERİ

Çocuklar kaygılanır. Karanlıktan, yeni bir okula başlamaktan, anneden ayrı kalmaktan, bazen de hasta olmaktan… Tüm duygular gibi endişe de, yaşamın devamı için önemlidir. Ancak miktarı ve şiddeti çocukların hayat kalitesini etkilemesi açısından belirleyicidir. Bir çocuğun sınavı için endişelenmesi normalken, sınav yüzünden geceleri uyuyamaması, haftalar öncesinden çalışmaya başlaması destek gerektiren bir konudur. Bir anaokulu çocuğunun annesinden ayrıldığı için ağlaması gelişimsel dönemi itibariyle beklenen bir davranışken, 10 yaşında bir çocuğun öleceğinden kaygılandığı için annesinden ayrılamaması yardıma ihtiyacı olduğunun göstergesi olabilir.

Gelişim teorileri, çocukların kaygıyla ilgili deneyimlerinde ebeveyn modellerinin öneminden bahsediyor. Kaygı seviyesi yüksek ailelerde büyüyen çocukların kaygıyla baş etme becerilerinin daha az geliştiği, daha güvensiz oldukları biliniyor. Endişeli anneler çocuklarını daha fazla eleştirme ve olaylara korkuyla yaklaşma eğilimindeler. Çocuklar da benzer davranış kalıplarını benimseyebiliyorlar.

2013 yılında yapılan bir araştırma, çocukların kaygılandıkları durumlardan kaçınmalarının bir yıl sonraki kaygı seviyelerinin artmasına neden olduğu sonucuna ulaşmış. 7-8 yaşlarında 800 çocuğun izlendiği araştırma, çocukları endişelendiren durumlarla yavaş yavaş karşılaştırmanın ve kaygıyla baş etme becerilerinin gelişmesine yardım etmenin önemini vurguluyor. Çocukların endişeleri zamanla artıyor ve günlük işlevselliklerini olumsuz etkiliyorsa ailelerin bu konuda önlem alması gerekiyor.

Mayo Clinic. “Children who avoid scary situations likelier to have anxiety.” ScienceDaily. ScienceDaily, 11 March 2013.

OKUMA ÖNERİSİ

Empatinin Yitimi

“İnsan bedensel ve ruhsal gelişimi için diğer insanlara ihtiyaç duyan toplumsal bir varlıktır. Ancak insanın kendi yetersizlik duygusundan kaynaklanan ve onu bir iktidarla özdeşleşmeye götüren durum, empatinin yitimine yol açmaktadır.
Kendi sorumluluğunu, üst sistemlere devreden bir insan oluş, yabancılaşmış bir insan oluştur. Yabancılaşmış insan, asıl kaynaklarından kopmuş, havada kalmış deneyimlere dönüşerek körelmiş duygulanımların tutsağıdır.”
Yazar Arno Gruen’e göre, insanlar kendi acılarını yaşayamadıklarında, bu acıyı başkalarında yaşama ihtiyacı duyarlar. Bunu yapabilmek için başkalarını aşağılar, onlara zarar verir ve bu zayıflıklarını inkâr ederler. İnkâr ise kurban durumunda olanı suçlu, suçlu olanı ise kurban durumuna getiren kısırdöngünün başlangıcıdır. Uygarlığımızın hastalığı bu şekilde aktarılır: İnsan kendisinin kurban konumunda olduğunu görmek zorunda kalmamak için kendisine kurbanlar arar.
“Empati, içimizdeki insaniyetsizlikle aramıza duvar ören bir engeldir. Uygarlığımızın tarihi, acıma duygusunun bastırılması ve parçalanmasıyla sadece iç içe geçmekle kalmaz, aynı zamanda bunun temelini de oluşturur.”

THERAPIAGROUP PSİKOLOJİ&PSİKİYATRİ REHBERİ köşesi Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu öncülüğünde; Uzm. Psk. Burcu Gençer, Psk. Ceylan Özge Kunduz, Uzm. Psk. Şencan Taşkale tarafından hazırlanmaktadır.

SORULARINIZ İÇİN: info@therapiagroup.com

Facebook: facebook.com/TherapiaGroup

Twitter: TherapiaGroup

İnternet adresi: www.therapiagroup.com

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun