AKP neden kaybediyor, HDP neden kazanıyor – Fikrikadim

AKP neden kaybediyor, HDP neden kazanıyor

Hayati Esen

Hayati Esen

Davutoğlu, üç muhalefet partisinin milletvekillerine geçici hükümette yer almaları için yazılı teklifini iletti. İki muhalefet partisi; MHP ve CHP’nin yanıtı bir kaç gün öncesinden biliniyordu. Teklifleri kabul etmediler. HDP’liler ise kabinede yer alacaklarını, seçmenin iradesine göre hareket edeceklerini belirtmişlerdi. Geçici hükümette görev alma teklifi götürülen HDP’li vekillerin, dikkatli, üzerinde çalışılarak tercih edildikleri açık. Davutoğlu’nun bakanlık teklif ettiği bu üç isim farklı kimlikleri ile öne çıkıyor. Üçü de “Türkiyelileşme” sürecinde partiye katıldı. Yani üç isim de Kürt siyasi hareketinin geleneksel tabanından gelmiyor. Üç vekil de 7 Haziran seçimlerinde batı illerinden seçilerek parlementoya girdi; İstanbul, Kocaeli ve İzmir. HDP’nin olumlu tutumu ve AKP’nin bakanlık teklif ettiği isimlere bakınca HDP’de her şey yolunda gibi. Çünkü gelişen siyasal sürece direnmekten daha çok akan nehre uymayı, ona göre pozisyon almayı tercih etmiş durumdalar. Bu da HDP’nin elini rahatlatan bir durum. Siyasetteki tutumunu seçmenin taleplerine göre belirlediğini açıklaması siyasal arenada elini güçlendiren bir tavır.

Ama işleri yolunda gitmeyen bir parti var sanırım o da MHP olsa gerek. MHP tutumunu yukarıda da belirttiğimiz gibi; kurulacak seçim hükümeti için gelecek tekliflere ‘hayır diyeceklerini’ açıklamıştı.  Bu açıklamayı boşa çıkaran isim ise bakanlık teklifini geri çevirmeyen, partinin en önemli isimlerinden; Alparslan Türkeşin Oğlu Tuğrul Türkeş… Türkeş, Başbakan Davutoğlu’nun bakanlık teklif ettiği mektubuna “Evet” cevabı verdi.

Bu kararın hemen ardından MHP’den ardı ardına açıklamalar geldi. Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, “Tuğrul Türkeş’in istifasını bekliyoruz. Eğer istifasını vermezse gerekeni yaparız, kendisini disiplin kuruluna sevk ederiz” derken, Bahçeli twitter hesabından “Vatan sabırdır; mirasyediler idrak edemez. Vatan yürek atışıdır; korkakların eline bırakılamaz. Vatan Türkiye’dir, Turan’dır asla bölünemez.” gibi çok sert ifadeler kullanıyordu.

Oysa 7 Haziran’dan itibaren AKP medyası ve kurmayları MHP ile bir koalisyonun olabileceğini söylüyor ve yazıyorlardı. Peki, gerçek böylemiydi? Tabiki hayır.

MHP’nin 7 haziran seçimlerinin hemen ardından başlattığı süreç aslında; AKP’yi hükümet kuramaz bir parti durumuna düşürme ve tekrardan bir erken seçimdi. Sanırım bu sadece Cumhurbaşkanı tarafından da fark edildi. Zaten parti tabanı da halen seçimden bir AKP hükümeti çıkmamasını  hazmedememişti. Sonuç olarak dün yaşananlar ve 7 Hazirandan itibaren sürdürülen istikşafi görüşmeler süreci de aslında tekrarlanması istenen seçim stratejisi üzerine kuruluydu.

Bütün bu yaşananların sonunda Türkiye 1 Kasım‘da erken seçime gidiyor. Ülke, siyasi tarihinde ilk kez böylesi bir erken seçim tecrübesi yaşayacak. Şu an için görülen; yapılacak seçimin ardından partilerin 7 Haziran’da aldıkları oylardan farklı bir oy oranı almayacakları. Yapılan anket çalışmaları bunu gösteriyor. Ancak 2 ay gibi bir sürenin de partilere neler getiriceği önemli. Ve bu noktada üzerinde en çok konuşulacak parti sanırım AKP olacak. Çünkü son anketlerde partinin halen oy kaybettiği görünüyor. Ak Partinin yerel teşkilatlarının ise halen partinin neden oylarını kaybettiğine dair doğru bir analizi ve bu analizden elde edilen bir stratejisi olduğu kanaatinde değilim.  Görüştüğüm AKP’lilerin bir kısmı; açılım sürecinin partiye oy kaybettirdiğini düşünüyor. Bu düşüncenin oluşmasında Cumhurbaşkanının HDP ve “Dolmabahçe mutabakatı”na yönelik yaptığı açıklamaların etkili olduğu kesin.  Çünkü açılım sürecinin AKP’ye oy kaybettirdiği değil tersine oy kazandırdığı biliniyor.

Diğer bir husus il ve ilçe teşkilatlarında görev alanların büyük bir kısmı yaşanan oy kaybının ve ortaya çıkan çatışma durumunu; “Üst akıl” gibi soyut ve tanımlanamaz bir argümanla yorumluyor olmaları. Türkiye’de yaşanan bütün siyasal sürecin sanki hiç bir aktörü yokmuş gibi bir düşünce dünyasındalar. AKP’nin kontrolünden çıkan her olayı, ya üst akıl, yahut parelel diye tanımladıkları bir yapının gerçekleştirdiğini iddia ediyorlar. Buna inanıyorlar.  Siyasetin rasyonel olan alanında düşünmektense yaptıkları tek şey; her türlü eleştiriyi ya paralelcilikle yahut üst aklın etkisinde kalmış muhalifler olarak görmeleri. Partinin asıl omurgasını oluşturan bu insanların rasyonel siyasetten uzaklaşmaları tehlikeli bir durum. Zira ülkede var olan siyasal sorunları okumalarına engel oluyor. Bütünüyle AKP medyasının egemen diliyle bir siyasal bir dünyanın içindeler. İki gerçek var teşkilat için biri, üst akıl diğeri, paralel örgüt. Her ne oluyorsa bunlardan… 

Sonuç olarak AKP -2013 yılından itibaren yükselişe geçen muhalefete karşı- varlığını devam ettirmek için ürettiği bütün siyasal argümanların ve rasyonelliğini kaybetmiş soyut, idealize edilmiş söylemlerin kurbanı olmuş durumda.

Oysa HDP yukarıda işaret etiğimiz gibi rasyonel siyasetin alanında

 


4 milyondan fazla izlendi by FİKRİ-KADİM

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i Kadim Yayın Yönetmeni (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun