Kıyam ve Kıtâl – Fikrikadim

Kıyam ve Kıtâl

Kıyam ve Kıtâl, çok kimlikli imparatorluklardan ulusal cumhuriyetlere geniş bir alanı tarıyor.

Cemil Boyraz / Radikal
Kıyam ve Kıtal, her şeyden önce genel hatlarıyla çok uluslu ve çok dinli imparatorlukların 19. ve 20. yüzyılda kendi varlıklarına “tehdit” olarak gördükleri etnik-dini gruplara karşı geliştirdiği sistematik olan ya da olmayan şiddet politikalarını farklı veçheleriyle mercek altına alıyor. Özel olarak da ağırlıklı bir biçimde şiddet, milliyetçilik ve devlet inşası ilişkisine Osmanlı tecrübesi üzerinden bakıyor. Bununla da kalmayıp erken Cumhuriyet döneminden günümüze kolektif şiddetin ve devlet aklının birbiriyle ilişki içinde nasıl tezahür ettiğini göstermeyi de başarıyor. Birazdan detaylandıracağım anlatı öncesinde, çalışmayı devlet, egemenlik, kolektif kimlikler ve şiddet arasındaki döngüyü tarihsel bağlamında ve farklı örnekler ışığında inceleyen özenli bir çalışma olarak da değerlendirmenin mümkün olacağını belirtmem gerekiyor.

İlk bölümde Aviel Roshwald Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusyası ve Osmanlı İmparatorluğu içinde gelişen milliyetçi hareketlenmeleri ele alıyor. Roshwald’ın çalışması bu bağlamda elimizdeki kitap açısından bir çerçeveleme çabası olarak okunabilir. Keza etnik ve ulusal kimliklerin ön plana çıktığı, etnik haritaların, etnisiteye ilişkin toplumsal mühendisliğin ve demografik mühendisliğin ya da homojenleştirme “proje”lerinin tasnifini yapmakta.

“Belleksizlik hali”
İkinci bölümde 20. yüzyılın ilk çeyreğinde kolektif şiddetin en önemli örneği olan Ermeni soykırımına dair derinlikli çalışmalar yer alıyor. İlkinde Gerlach, Ermenilere karşı imha siyasetine gidilen süreçte, tıpki Kurt ve Çeğin’in metninde de vurgulandığı üzere, toplumsal aktörleri buraya iten olgunun ekonomik temelli olduğu tezini işliyor ve en başta Ermeni mallarına sahip olma dürtüsünün ne kadar yıkıcı bir hal alabileceğini örnekleriyle anlatıyor. Ki bu süreç daha sonra Rumlar ve nadiren Yahudiler için de yaşanacaktır.

Kitapta bir sonraki bölümde ele alınan bir diğer şiddetin mobilizasyonu ve köklü nüfus mühendisliği örneği vakası ise Kürt meselesidir. Bu bağlamda Janet Klein’in makalesi erken dönem Kürt milliyetçiliğinin gerçek öyküsünü ayrıntılandırmaya çalışıyor. Yazar, Kürt milliyetçiliğinin imparatorluğunun çözülmesinde bir sebep ya da çözülmenin sonucu olarak okuma yerine çöküşe ve sonrasında da devlet inşası sürecine verilen tepkilerden biri olarak okunması gerektiği yönünde önemli bir vurgu yapıyor. Cuma Çiçek’in makalesi ise, Kürt coğrafyasında şiddet rejiminin nasıl inşa edildiğini detaylarıyla ortaya koyuyor.  Kürt meselesinin idaresinde “güvenlik” politikalarının merkezi rolünün halen önemli bir yer tuttuğuna dikkat çeken yazar, makalesinde devletin siyasal, kültürel, ekonomik ve askeri şiddet biçimleriyle Kürt bölgesinde bir şiddet rejimini inşa etmesinin öyküsünü titiz bir dille anlatıyor. Ahmet Özcan’ın makalesi de Kürt  imgesinin nasıl kriminalize edildiğini, 1980’lere kadar itibar gören “eşkıya” ve sonrasında da “terörist” ve “suçlu vatandaş” terimleriyle açıklamaya çalışıyor.

Hülasa Kıyam ve Kıtal, beklediğinizden çok daha fazlasını vaat ediyor diyebilirim. Keza sadece siyasal şiddet ve kimlikler arasındaki ilişkiyi tarihsel bağlamı içerisinden farklı veçheleriyle ele almıyor, aynı zamanda tarih yazımı alanında belirli ezberlere de müdahale etme başarısını gösteriyor. Bu özelliğiyle sadece farklı düzeylerdeki çoğul nedensellik ilişkilerini bir araya getirme işlevinin de ötesinde, farklı yorumlara ve eleştirilere de açık zengin bir perspektifi de geliştirmemize olanak sağlıyor.
*(Yard. Doç. Dr.) İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü

KIYAM VE KITÂL
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Devletin İnşası ve Kolektif Şiddet
Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Editörler: Ümit Kurt ve Güney Çeğin
2015, 504 sayfa, 47 TL

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun