Siyaset, edebiyat ve iyilik – Fikrikadim

Siyaset, edebiyat ve iyilik

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Yanlış hatırlamıyorsam, Necati Mert’in “Ömer Seyfeddin” adlı monografisinden okumuştum:

Ömer Seyfeddin, bir İT mensubu olarak, devleti kurtarma ümitlerinin suya düşmesi, bir asker olarak İtilaf Devletlerine yenilmiş ve işgale uğramış olmanın psikolojik yıkımıyla, evliliğinin sonlanması üzerine 1918’de yazmayı bırakmış.

Daha sonra “Evet İtalya Muharebesi, Balkan Muharebesi… Ben Yanya Kalesi’nde esir oldum. Yunanistan’da bir seneden ziyade esirlik… İstanbul’a gelip kendimi toplamaya başlayacağım zaman, annemin ölümü… Sonra Cihan Harbi… İşte dört senedir bu felâketli harbin müthiş buhranı içindeyiz. Yarım okka ekmek otuz kuruşa satılırken, kim edebiyatla uğraşabilir? Ama ben uğraştım.” diyerek övünebilmesi ise Ziya Gökalp’in uyarısıyla mümkün olmuş.

Ömer’in yazmadığını fark eden Ziya, bunun nedenini öğrenmek için uğradığında, son cümlesi eksik olarak, yukarıdaki yakınışına muhatap olunca, ona Orta Asya’dan çıktığımız günden beri, üst üste birkaç günümüzün bile iyi geçmediğini, ancak mücadeleli bir hayattan da asla vazgeçmeyerek bugünlere eriştiğimizi, söylemiş.

Belli ki, Ömer’in bundan çıkardığı hisse, bir yazarın hiçbir olumsuzluğu yaz(a)mama bahanesine dönüştüremeyeceği ve her şartta yazmak zorunda olduğudur.

Nitekim o tarihten vefat ettiği 6 Mart 1920’ye kadar, her haftasına bir hikaye isabet edecek şekilde yoğun bir yazı devresine girmiş, Ömer Seyfeddin.

Bugünlerde kimi yazarlarda aynı pesimist yaklaşımı, yılgınlığı ve yorgunluğu gördüğüm için bu anekdotu anlatma ihtiyacı duydum.
Elbette ne ben Ziya’yım, ne onlar Ömer’dir; ve milletimiz de (şükürler olsun) işgal altında değildir.
Ancak yine de bir ateş çemberinden geçmeye zorlanıyoruz.

Terör örgütünün partisi, siyaseten de palazlandırılmasıyla birlikte terörü azdırmaya, sokak hareketinin, tethişin ve tahribin yayılmasına bizzat aracılık etmeye başladı.

Adı İslam ile bitiştirilerek yanı başımızda örgütlendirilmiş, insanlıktan ve insaftan yoksun bir örgüt, bizi İran – Irak – Suriye merkezli sıcak bir savaşın içine çekmeye çalışıyor.

Türeme neden ve şartları herkesçe malum olan Haşhaşi örgütü, Tel Aviv, Londra, New York şeytan üçgeninde planlanan, bölgemize mahsus genel bir komplonun taşeronu sıfatıyla, kendi milletini itibarsızlaştırma, düzeni istikrarsızlaştırma yolunda yoğun bir çaba sergiliyor.

Elbette, derdi olan dertlenir; milletinin yaşadığı her sarsıntıyı yüreğinde ağır bir deprem olarak yaşayanlar bunlardan etkilenir.
Bu manada gözlerini dışarıya karşı kapatarak çiçek-böcek muhabbetine umarsızca devam edenlerin bu bahiste bir karşılıkları yoktur.

Derdi olanların, depremi bizzat yaşayanların, zikrettiğimiz nedenlere bağlı olarak yazıdan soğumalarıdır benim üzerinde durduğum. Çünkü edebiyatı, sanatı, tek kelimeyle kültürü geleceğe taşıyacak olanlar bunlardır.

Ziya ve Ömer’in şahsında yaklaşık bir asır önce tahakkuk eden durum, aynılığıyla değil ama benzerliğiyle kedisini tekrarlamaktadır. Diğer bir söyleyişle, sanki aradan bir asır geçmemiştir de Ziya ve Ömer bugünün problemini şimdi dile getirmekteler…
Bunlardan bakınca, son tahlilde sadece ve sadece “yazılanın kaldığını”, ve aynıyla sadece ve sadece “iyilik dilinin” her şart ve durumda geçerli, değerli olduğunu tekrarlamak zorunlu hale geliyor.

Ait olduğu ırkı, bir kimlik ifadesi olmanın ötesine taşımayan, o kimliği milli bir bakışın ve duruşun önüne geçirmeksizin Türkiye halklarını kucaklayabilen, kuşatabilen bir dilin değeri ve bunun iyilik üretimi olarak edebiyatla taçlandırılması, hâlâ en doğru tutum niteliğini taşıyor.

Bu bapda kötümser olmak, bezginleşmek, yorgunluk belirtmek ve dolayısıyla bunlarla yazma sorumluluğundan kurtulduğunu sanmak, işin en basit, en kolay yoludur; kaleminizi bir kutuya kilitlersiniz, olur, biter.

Konuyu “edebiyat”la ilişkilendirirken, hiçbir şey olmamış gibi yaparak, siyasetin dışında durmayı da kastetmiyorum elbette. Bilakis olan bitenlere karşı tüm duyuların açık olmasını; asil siyasetin, gündelik siyasetin ürettiği korku, telaş, kaygı vb. geçici, köksüz ve yönsüz gündelik oluşlara feda edilmemesini kastediyorum.

Bu bağlamda siyaset, yazarın kimliğini ve duruşunu görünür kılan bir eda’dır.
Bu eda, geçici iyilikle değil, sürekli iyilikle buluştuğunda ancak asıl işlevine kavuşmuş olur.

twitter.com/OmerLekesiz

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun