İslamcılık üzerine notlar – Fikrikadim

İslamcılık üzerine notlar

Abbas Pirimoğlu

Abbas Pirimoğlu

Son günlerde devlet adına çalışan İslamcılar üzerinden yeni bir tartışma başladı. Esasen, “İslamcılık” zaman zaman tartışılan bir konu olmakla birlikte, bu boyutu itibariyle ilk defa ele alınıyordu. İşin dedi- kodu tarafını bir tarafa bırakarak temeline inecek olursak, tartışmayı önemli kılanın ve hararet kazandıranın, İslamcı hareketler ile “Devlet” arasında görmeye alıştığımız gerilim olduğu kolayca fark edilecektir.

Dünyada pek çok örneğine rastladığımız bu gerilimin zemininde Modern Devlet ile İslam’ın arasındaki kan uyuşmazlığının olduğu tartışmasız. Zira Modern devlet laik ve ulus temeline dayanan, birazda tanrısallık taslayan bir örgüt! İslamcıların bunu kabul etmeleri elbette beklenemez. Çünkü bu onların varoluş sebeplerinin sorgulanması gibi bir sonucu doğuracaktır ki, müntesiplerinden bunu beklemek son derece absürt kalacaktır. Zaten burada belirtmek istediğimde bu değil. Üzerinde durmak, istediğim husus İslamcıların dünya görüsünde “devlet” in nereye oturduğu meselesidir.

Yaygın kanı İslamcıların devleti ele geçirmek suretiyle toplumu İslamlaştırmayı düşledikleri şeklindedir. Devleti bir şekilde ele geçiren kadroların, devletin zorlayıcı gücünü kullanarak toplumu dönüştüreceği iddia edilir. Laik kesim bu konuda kesin bir kanaat sahibidir. Bu nedenle Ak Parti Hükümetleri hiç hak etmediği halde topluma baskı yapmakla suçlanmıştır… İslamcılar arasında da bu kanaati paylaşanlar asla az değildir. Lakin burada iki müşkül vardır: Bunlardan ilki: bu hal İslamcıları hasımlarına benzetmeyecek midir? Mesela bu bağlamda Kemalist kadroların yaptıkları aynısı değil midir? Onlar yapınca zulüm olan başkaları yapınca ne sebeple rahmet olacaktır. İşin daha da vahimi varılan sonuç, bizleri yine bir başka modern devlete ulaştırmış olmayacak mıdır? Bütün çekilen eziyetler bir modern devletten başka bir modern devlete ulaşmak ise o zaman bu hangi mantıkla gerekçelendirilecek ve izah edilecektir? Aksine içten içe bir hınç ve düşmanlık yaratılmış olmayacak mıdır? Bu İslam için kabul edilebilecek bir risk midir? İnsanların ikiyüzlü olmaları Allah muhafaza münafıklığa kadar kapı aralayan bir tehlike değil midir? Bunun en güzel örneğini İran İslam Cumhuriyetinde görmek mümkün. Elbette orada devletin resmi tutumuyla uyumlu kitleler var. Ama kurallara göstermelik uyanlar hiçte az değil. Uçağa binerken başörtülü olup ülke sınırlarını aşınca kıyafetini değiştiren İranlıların mevcudiyeti hepimizin malumu!

Daha da ötesi bu tür bir yaklaşım o hareketi küresel düzene alternatif bir imkân olmaktan çıkartıp muhafazakârlaştırmış olmayacak mıdır? Bütün mesele Amerikan sağında rastladığımız üzere ahlaki sınırlamaların ve kaygıların eteğinde mi toplanacaktır? Temelinde zihinsel ve sosyolojik bir değişim hedeflenmedikten sonra yahut hedeflenmekle birlikte yerine getirilmesinin kendi ellerimizle imkânsız kılınmasından sonra yaşatılmak istenen ahlakın ne önemi kalacaktır ki? Batı’da örneğine sık rastladığımız Katolik Kilisenin kürtaj karşıtlığı söyleminin bir tekrarının tatbiki için İslamcılık yapmanın gereksiz olduğu kanaatindeyim.

Şunu peşin peşin bildireyim: Amacım ne ahlak karşıtlığı yapmak ve ne de kürtaj gibi konularda olumlu fikir beyan etmek değildir. Amacım İslamcılık denilen vakıanın muhafazakârlaşması ve sağcılaşması konusundaki tehlikelere dikkat çekebilmektir.

Modern Devlet’in baskıcı, tektipleştirici, farklılıkları törpüleyici, insanları “vatandaş” potası içinde eriterek özgül kimliklerini yok edici olduğu belli; belli olmayan bu acıklı halin alternatifinin nerede ve ne olduğu konusu. Aksini beni hiçbir ideolojik söylem inandıramaz. Ne “özgürlükler” üzerine yakılan güzellemeler, ne de “birey” olma nutukları. Bütün bunlar kapitalizmin çarkına su taşımaktan başka bir şey değil. Markaları özgürce seçen insanlar çılgınca tüketsinler diye bütün bu söylemler.

Dünya sadece Batı gibi düşünsün Batı gibi yaşasın diye.

Tekrar dönelim düşünsel düzeyde İslamcılık-Devlet münasebetine yahut gerilimine: İslamcılık Devleti sopa gibi kullanmayacaksa o zaman ne olacak? Mademki günümüzde kitleler çılgınca tüketime körükleniyorsa yani sivil toplum denilen şey bir seraptan başka bir şey değilse o zaman İslamcı Dünya Görüşü nasıl bir toplum oluşturacak? Ayrıca oluşacak toplumun, modern güdülen toplumun yeniden başka bir versiyonunun inşası olmayacağının garantisi ne? Öncelik tanınan devlet nasıl “modern” olmaktan kurtulamıyorsa, bu sefer de inisiyatif tanınan toplum da aynı akıbete duçar olmayacak mı?  Modern toplum matah bir şey değilse o zaman kısır döngü ile karşı karşıya gelinmiş olmayacak mı? Bütün bu İslamcı çabanın anlamı ne?

Geleneğimiz gösteriyor ki Devlet sadece korumakla ve sistemin işlemesi ile alakalı.  Eğitim, sağlık hatta yasa koyma gibi önemli konular toplumun faaliyet alanları içerisinde. Bu konuda Hilafetin kaldırılması konuşmalarında Seyyid Bey’in mecliste yaptığı konuşma son derece önemlidir. Önemli fakat bir o kadarda bahtsız konuşma.

Yetmedi yine geleneğimiz bizlere önemli bir veri daha sunuyor: Din-ü devlet mülk-ü millet.

İşte İslamcılığın geleceği bu düğümü çözmedeki becerisine bağlı, kanaatimce!

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun