Eski Yargıtay Başkanı Alkan “Olan Hrant Dink’e oldu” – Fikrikadim

Eski Yargıtay Başkanı Alkan “Olan Hrant Dink’e oldu”

“Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten kurtuluşunun yolu, ‘Türk’le uğraşmamaktır. ‘Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur. Yeter ki mevcudiyetin farkında olsun.”

Hrant Dink, sekiz bölümlük yazı dizisinde yer alan bu cümleleri “Türklüğü tahkir ve tezyif ettiği” gerekçesiyle Şişli Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 6 ay hapse mahkûm edildi. Ekim, 2005’te karar açıklandıktan sonra Dink şunları söyledi:

“Eğer Yargıtay ve sonra AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) aleyhime karar verirse bu ülkeden çeker giderim. Bu ceza isterse altı gün, isterse altı yıl olsun, fark etmez. Bu ceza beni utandırır. Bu benim için işkencedir. Ben bu ülkede Türklerle birlikte yaşıyorum. Onların yüzüne utanmadan bakabilmeliyim.”

Yargıtay 2006’da Dink’e verilen mahkûmiyet kararını onarken, AİHM 2010’da Türkiye’nin en yüksek mahkemesini tekzip ederek “hakaret değil, ifade özgürlüğü” dedi. Yargılanma sürecinde tehditler altında bırakılan hayatına “Türklerin yüzüne utanmadan bakmak” endişesi sokulan ve beklentisi mahkeme kararına hapsedilen Hrant Dink yerine AİHM, ailesine tazminat ödenmesi kararı verdi. Çünkü Dink, Yargıtay kararından yaklaşık 8 ay sonra öldürüldü. Ve “Türklüğe hakaret” davası “Dink cinayeti” davasına evrildi.

Yargıtay Başkanlığı’ndan Şubat ayında ayrılan Ali Alkan’ın T24’e verdiği söyleşinin ilk bölümü dün yayımlandı. “Yargı bağımsızlığının fiilen ortadan kalktığını” söyleyen Alkan’a söyleşinin devamında, “Dink suikastinin yolunu açtı” yorumlarına da neden olan Yargıtay’ın o kararını da sorduk. “Bence” vurgusu yaparak, Ali Alkan kayıtlara şu cümleyi düştü:

“Bugün gelinen noktada bence Yargıtay’da böyle bir dosya önümüze gelse beraat ederdi.”  

Yargıtay’ın bugün geldiği nokta ve sonsuzluğa göçen bir hayat. Yani Yargıtay bu noktaya gelene kadar olan Hrant Dink’e mi olmuştu?

“Evet” diyor Alkan.

39 yılı aşkın meslek hayatının 18 yılını Yargıtay’da geçiren ve “AİHM etkisiyle Türkiye’de ifade özgürlüğüne bakışın geliştiğini” söyleyen Ali Alkan’a göre, “Dink cinayeti Türkiye’ye öğretti, bu bağlamda Yargıtay’a da öğretti.”

Söyleşinin kadın cinayetleri ve eşcinsel evliliğine ilişkin sorularına Ali Alkan’ın yanıtlarını içeren ikinci bölümü için buyrun…

‘Dink Yargıtay’da bugün yargılansa bence beraat ederdi’ 

– 2013 Adli Yıl Açılış Töreni’nde şu cümleyi kurdunuz: “Hiçbir durumda devlet, izlemek, imkân sağlamak ya da uygulamak zorunda olduğu düşünce karşısında beğenmemek biçiminde bile olsa tavır almamalıdır.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda Hrant Dink hakkında verilen “Türklüğe hakaret” mahkûmiyeti sizce hatalı mıydı?

İfade özgürlüğü hakkında Türkiye çeşitli aşamalardan geçti, özellikle AİHM’de (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) ifade özgürlüğü ile ilgili Türkiye aleyhine verilen kararlardan sonra yargının da bakış açısında önemli değişiklikler oldu. O günkü Genel Kurul’a katılan arkadaşlarımızın ifade özgürlüğünden anladığı dar bir yorumdu. “İfade özgürlüğü var ama suiistimal edilmemesi, Türklüğe hakarete dönüşmemesi gerekir” diye değerlendirdiler. Ama bugün gelinen noktada bence Yargıtay’da böyle bir dosya önümüze gelse beraat ederdi.

– Türkiye yargısı kendi kendine bırakılsaydı sizce bu ilerleme olmaz mıydı?

Hayır, AİHM’nin etkisi çok oldu çünkü görev yaptığımız sürede önemli miktarda Yargıtay üyesini AİHM’ye araştırma gezisine yolladık. Ve orada AİHM’nin ifade özgürlüğüne bakış açısı pratikte gördük, bakış açımız zenginleşti.

– Hrant Dink cinayeti dolaylı olarak Yargıtay için öğretici mi oldu?

Türkiye’ye öğretti, bu bağlamda Yargıtay’a da öğretti.

‘Olan Hrant Dink’e oldu, artık arkadaşlarımız daha özgürlükçü’ 

– Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda Dink davasına bakan bir üye, Fethiye Çetin’e “Dink Ermeni olmasaydı mahkûmiyet almayacağını” söylemişti. Sizce “Türklüğe hakaret” milliyetçi saiklerle, ifade özgürlüğünden ziyade devleti önceleyen bir noktadan verilen bir karar mıydı?

Arkadaşlarımız hangi saiklerle hareket etti bilmiyorum ama şu mutlak ki ifade özgürlüğüne AİHM’nin baktığı açıdan bakılmıyordu. Şimdi bakış açısı değişti.

– Olan Hrant Dink’e mi oldu?

Evet. Arkadaşlarımız artık daha özgürlükçü. Zaten bize en çok şikayet edilen konulardan biri siyasilerin “kişilik haklarına saldırı” başvurularıdır. İlk bakışta çok ağır sözler söylendiği için “Bunu hakaret kabul etmek gerekir” diyorsun. Ama sonra bugün ifade özgürlüğünün geldiği noktada buna bu açıdan bakmak gerektiğini, müeyyide (yaptırım) uygulamayacağını görüyorsun.

– Yargıtay kararının Dink suikastine giden yolda bir taş olması sebebiyle,  genel kurulda Dink aleyhine oy kullanan hâkimlerin Dink ailesinden özür dilemesi gerektiği fikrine katılır mısınız?

Bu kendilerinin bileceği bir tasarruftur.

– Karşı çıkmadığınız için soracağız; siz Yargıtay kararının suikaste giden yolu açtığını düşünüyor musunuz?  

Hayır, ben böyle bir yol açtığını düşünmüyorum.

– Dink cinayeti davasında adım atılmazken Başombudsmanlığa getirilen Nihat Ömeroğlu dahil süreçte Dink aleyhine tavır alan görevlilerin kariyerlerinde yükselmelerini siz nasıl yorumluyorsunuz?

Sayın Nihat Ömeroğlu, emekli olduktan sonra ombudsmanlığa getirildi. Bunlar idarenin tasarruflarıdır, bizim takdirimiz dışındadır.

‘Kadına yönelik şiddet artarak devam edecek’ 

– İnternette Yargıtay’la birlikte karşınıza en sık çıkan cümle kalıbı “skandal karar”. Sizin Yargıtay’ın günahları olarak sayacağınız kararlar neler?

“Yargıtay’dan şok kararlar”  dedikleri en çok kadınlara karşı işlenen şiddet suçları. Her kararın kendine özgü bir gerçekleşme durumu vardır. Bu nedenle kadına karşı şiddet suçlarında standart bir cezanın uygulanması beklenemez. Kadına karşı şiddetti aklıselim sahibi kimse tasvip etmez. Biri kadına karşı şiddet uygulamış, hatta öldürmüş. Ama mahkeme, duruşmadaki iyi halini, sabıkasız olmasını takdiri indirim sebebi olarak görüyor. Ve buna “şok karar” deniyor: “Eşini öldüren kocaya indirim.”

– Mahkemenin haksız tahrik indirimi verebileceğini düşünen bir katilin duruşmada uslu durması şaşırtıcı mı?

Durmayanlar var. Bu mahkemenin takdiridir.

– Kadına karşı şiddet sistematikken…

O zaman hâkime verilen takdir yetkisi yasal düzenlemeyle alınmalı.

– 2014 Adli Yıl Açılış Töreni’nde “Kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar ciddi bir problem olmaya devam ediyor” dediniz.

Ve edecek de, artarak devam edecek.

– Yargıtay’da haksız tahrik indiriminin katillere düzenli olarak veriliyor olması bu sorunda rol oynamıyor mu?

Bu tespitin içerisinde ceza ne kadar çok ağır olursa suçlar o kadar çok önlenir anlayışı var. Oysa pratikte cezanın ağır olması suç önleyici faktör olarak karşımıza çıkmaz. Başka tedbirler alınması lazım. Ağır cezalar vermekle olmaz. Eskiden kan davası saikiyle adam öldürmenin cezası idamdı, ama cezası idam olmasına rağmen adam öldürmenin en sık karşılaşılan sebebi kan davasıydı. Bugün de en sık karşılaşılan insan öldürme sebebi, trafikten ve başka nedenlerden kaynaklanıyor.

‘Kadın cinayetlerinde yargı üzerine düşeni yapıyor’ 

– Haksız tahrik indirimi sizce kalkmamalı mı?

Kadına karşı cinayette mahkemenin haksız tahrikten şu veya başka gerekçeyle indirim yapması bu suçun engellenmesi sonucunu doğurmaz. Bu bir sonuçtur.

– Sizce kadın cinayetlerine karşı ne tür tedbirler alınmalı?

Eğitim.

– “Eğitim” diyerek başka alana pas atmak yerine siz yargı için ne önerirsiniz?

Yargı, kendisine verilen yasal yetkiler içerisinde gerekli müeyyideleri uygulamaktadır. Yargı üzerine düşeni yapıyor. Aksi halde yasa dışına taşmak durumunda kalır ki bu da keyfiliğe yol açar. Bu sorun yargının tek başına çözeceği bir durum değildir. Belki de sorumluluğu en az olan bir kurumdur.

– Kadını, başka birine baktığı varsayıldığı veya mesajlaştığı için öldüren adama haksız tahrik indirimi vermek sizce normal mi?

Genel olarak değil ama olayına özgü olarak bazen gerekebiliyor.

– Genel olarak haksız tahrik indirimi kadınları öldüren erkeklere verilirken, kendilerini korumak için erkekleri öldüren kadınlara verilmiyor.

Kadına karşı şiddette asgari cezanın üstüne çıkan yüzlerce, binlerce karar vardır.

‘Erkek yargı diye bir şey yok’ 

– Sizce “erkek yargı” diye bir şey yok mu?

Hayır.

– Kadın yargı mensuplarının oranı ne yargıda?

Dünya ortalamasının altında değil.

– Dünya ortalamasını düşüren örnekleri düşündüğünüzde bu iç rahatlatıcı bir açıklama değil. Mevcut temsiliyet sizin için yeterli mi?

Türkiye’de kadın yargı mensuplarının sayısını gözettiğinizde Yargıtay’daki kadın hâkim ve savcıların üyelerinin oranı arasında bir çelişki yoktur.

‘Hanımların hâkim ve savcılığı seçme oranı düşük çünkü…’ 

– Vasatın önüne geçme adına, sizin de başkanı olduğunuz Yargıtay’da neden farklı bir durum yok?

Eskiden beri hanım arkadaşlarımızın hukuk fakültesi ve özellikle hâkim ve savcılığı seçme oranları oldukça azdı. Çünkü hiç kimse Doğu’da görev yapmayı arzu etmiyordu, bunun yerine örneğin Hazine vekilliğini tercih ediyorlardı.

– Sizce kadınlar hâkim veya savcılığa teşvik ediliyorlar mı?

Pozitif ayrımcılık da yok, negatif ayrımcılık da.

‘Kadınlara pozitif ayrımcılık niye yapılsın, eşitsizlik yok ki’ 

– Kadın meselesinde “Pozitif veya negatif ayrımcılık yok” denildiğinde, erkek egemenlik mücadele edilmeyen bir sisteme dönüştüğünden ayrımcılık kaçınılmaz oluyor. Bu nedenle yargıda pozitif ayrımcılık sizce gerekli değil mi?

Niye yapılsın, sebep mi var?

– Yargıtay’da hemcinslerinizle çalışmaktan memnunsanız ve eşitsizliği sorun olarak görmüyorsanız, sizin için bir sebep yok.

Eşitsizlik yok ki!

– HSYK’nın 2013 yılı verilerine göre hâkim ve savcıların sadece yüzde 26’sı, Yargıtay’ın 33,2’si kadın. Damla Yur’un 2014 tarihli haberinde alıntıladığı TÜİK verilerine göre, “Anayasa Mahkemesi’nde başkan, başkan vekili, üyeler, genel sekreter, genel sekreter yardımcısı ve raportör olarak bulunan 56 kişiden 8’i kadın. Yargıtay Birinci Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Birinci Başkanvekili, Yargıtay Genel Sekreteri arasında hiç kadın yok. Sayıştay’da 1 başkan, 2 başkan yardımcısı, 8 bölüm başkanı arasında da hiç kadın yok. Danıştay’da kadın daire başkanı oranı yüzde 26,6, üye oranı yüzde 24,3.” Bu rakamlardan memnunsanız, bu size dair bir şey söylemiyor mu?

Kadınlar bu mesleği seçmiyorsa, büyük şehirlerde kalıp Hazine avukatlığını tercih ediyorsa ben buna karşı ne yapabilirim?

– AİHM’nin ifade özgürlüğüne bakışı nasıl değiştirdiğini söyleyen siz, “Yargıtay’da kadınların eşit temsiliyeti kadın cinayetlerine bakış açısını genişletir. Bunun için gerekli teşvikler yapılmalıdır” diyemez misiniz?

Ben kadınların davasına, erkeklerin bakmasının kadınlar yönünden bir zafiyet oluşturduğunu düşünmüyorum. O nedenle kadınların özellikle teşvik edilmesi söz konusu olamaz.

‘Ayrımcılık devam etse…’ 

– Söylediğimi “Kadın davalarına kadınlar baksın” olarak algılamak indirgemecilik. AİHM’nin yokluğu ifade özgürlüğünün çerçevesini dar kılacakken, kadınların yargıdaki yokluğu da bugün Yargıtay’ı başka bir açıdan sınırlandırmıyor mu sizce?

Hayır. 1976 yılında staja başladığımda Ankara Adliyesi’nde bir bayan vardı. Bugün bu oran değişti, ayrımcılık devam etseydi bu rakamın sembolik kalması gerekirdi. Bugün Yargıtay tetkik hâkimlerinin yarısından fazlası kadındır. Yargıtay’daki kadın ve erkek üye sayısı birbirine oranlandığında, Yargıtay’da kadınların daire başkanlığı oranı, erkeklerden daha fazladır. Ayrıldıktan sonraki kesin rakamı bilmiyorum ama toplam kadın üye sayısı da sanıyorum 50-100 arasında.

– Toplam Yargıtay üye sayısı ne kadar?

500 küsur.

‘Hukuk önce gelir ama eşcinsel evliliği tasvip etmiyorum’ 

– ABD’de Yüksek Mahkeme’nin kabul ettiği eşcinsel evliliklerin Türkiye’de yasalaşması için en muhtemel tarih sizce ne?

Ben bu tip evliliği kabul etmiyorum.

– İnançlarınız nedeniyle mi?

Evet, doğru bulmuyorum.

– Ama bir hukuk insanıyla konuşuyoruz.

Olsun. Ben vicdanımla konuşurum. Bunu doğru bulmuyorum, tasvip etmiyorum.

– TESEV’in 2009 tarihli yargıya dair raporunda yargı mensupları “Devlet, hukuktan önce gelir” diyordu. Siz de “İnançlarım, hukuktan önce gelir” mi diyorsunuz?

Hukuk önce gelecek ama bu da benim inancım. Ben eşcinsel evliliğin Türkiye’de yasallaşmasını doğru bulmuyorum. Buna karar verecek merciler yasama organları. Yasama organları bu yönde karar verirse, benim yapacağım bir şey yok.

– ABD’de bu kararı veren Yüksek Mahkeme oldu. Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’in T24’te yayımlanan yazısına göre, kritik kararı veren Anthony Kennedy idi. Ali Alkan, Kennedy yerinde olsa bu karar alınmayacak mıydı?

(Ali Alkan başını sallıyor.)  

– “Başörtülü hâkim” tartışmasında kamu kuruluşlarında kadınlara başörtüsü özgürlüğü getirilmesi gerektiğini savunsa da “İnançlarını hukukun önüne koyacağını düşüneceğimden başörtülü hâkim istemem” diyen Murat Belge’yi haklı mı çıkarıyorsunuz?

Kimseyi haklı çıkarmak veya çıkarmamak gibi bir düşüncem yok. Ben bu durumu insanın fıtratına aykırı bir durum olarak görüyorum.

– İnanç ile hukuk arasındaki sınırı siz nereye çiziyorsunuz?

Hiçbir yargı mensubu kişisel değerlendirmesini esas alamaz, yasa ne diyorsa onu esas alır. Benim de hukuk bunu kabul ederse ve eşcinsel evlilik yasalaşırsa buna diyeceğim bir şey olamaz. Ama kişisel olarak buna karşıyım ve bu düşüncemde ısrarlıyım. Bütünlük içerisinde bir çelişkim olduğunu da düşünmüyorum.

– Birinin çıkıp size “Eşinizle evlenmezsiniz, bana göre etik değil” demesini hoş karşılar mıydınız?

Normal olanı anormal duruma sokuyorsunuz.

– Sizin bir grubu anormal olarak kodlama hakkınız var mı?

Benim kişisel değerlendirme hakkım var.

‘Eşcinselleri tecrit edelim diyecek hâlimiz yok’ 

– LGBTİ’ler (Lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseksler) dışlanır ve öldürülürken yargı da bu sizin “kişisel görüş”ünüzden yana. Sizce eşcinsellerin hakları nelerle sınırlı olmalı, nefes almakla mı?

Eşcinselleri tecrit edelim, adaya götürelim, orada kendi hallerinde yaşasınlar diyecek hâlimiz yok. Toplum içerisinde yer aldıklarına göre onların da bazı hakları olacak. Ama evlilik gibi bir müessesenin eşcinsellerce kurulmasını doğru bulmuyorum.

– Yargıtay içtihatları LGBTİ cinayetlerinde de katil “Bana cinsel ilişki teklif etti” deyince haksız tahrik indirimi öngörüyor. Sizce bu kişilerin yaşam hakları ne derece savunuluyor?   

İşin teknik detaylarına girmeyen, dosya içeriğiyle örtüşmeyen haberleri esas alarak hüküm vermemek lazım. Mahkemenin haksız tahriki gerekli kılacak gerekçeleri muhakkak vardır.

– Cemaat davası için “İçinde delil yok” dediniz. Detaylarını inceleyerek mi söylemiştiniz bunu?

Ben bir çelişki görmüyorum.

Hazal Özvarış

Hazal Özvarış

-T24-

SÖYLEŞİNİN BİRİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun