Ayıpları örtmek – Fikrikadim

Ayıpları örtmek

Rasim Özdenoren / Yenişafak

Rasim Özdenoren / Yenişafak

“İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı affedilmiştir. Bir adamın, gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü halde, sabahleyin kalkıp: “Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım” demesi, açık günahlardandır. Oysa o kişi, Rabbi kendisinin kötülüğünü örttüğü halde geceyi geçirmişti. Fakat o, Allah’ın örttüğünü açarak sabahlıyor.” (Hadis-i Şerif, Riyazüssalihin’den).

Günah açığa vurulursa ne olur?

Öncelikle hayâsızlığın yaygınlaşmasına yol açılır.

Aynı günahı işlemiş olan başkaları da kendi günahlarını itiraf etmeye başlar.

Bu durumda işlenen günahlara ortak çıkanlar çoğalır.

Sonuçta o günah, bu kümede yer alanlar arasında bir tür meşruiyet muamelesi görmeye başlar. Bu da kötülüğün yayılmasına neden olur.
Günahın veya kötülüğün açığa vurulması hicap duygusunu törpüler.

Günahını meşru görmeye başlayan kimse için tövbe kapısı da kendiliğinden kapanmış olur. İşlediği günahı meşru gören biri o işten dolayı niçin tövbe etsin ki?

Tövbe etmeme, o fiili tekraren işlemenin yolunu açık bırakma demektir.

Oysa insan, bir bakıma tövbe etmekle insan olma katına yükseldiğini hisseder. Tövbe, bir imkân olarak yalnızca insana açıktır.

İnsanlar tövbe etmeseydi veya tövbeye yönelmeseydi Allah onları helak eder, işlediği günahlardan dolayı tövbe eden yeni bir toplum halk ederdi mealindeki Hadis-i Şerif de tövbenin erdemine ve insana yaraşır olduğuna işaret ediyor.

Buradan farklı bir noktaya ulaşmamız mümkün görünüyor: günahın itiraf edilmemesi öngörülüyor. Dolayısıyla başkasının kusurunu, kabahatini, günahını araştırmanın, tecessüsün de niçin kötü edimlerden sayıldığının hikmeti anlaşılabilir hale geliyor.

Şimdi, olayın bir başka veçhesine değinelim:

Hicabın bir anlamı utanma (mahcubiyet) ve ar ise, bir anlamı da perde veya örtüdür.

Öyle durumlar ve öyle ilişki biçimleri vardır ki, orada hicaba ilişkin duyguların ve doğrudan hicabın ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu, Allah’la kul arasındaki ilişki biçimidir: kul, bu noktada, Allah’ın sürekli kendisini gördüğünü bilir ve kendisi onu görmese de onun tarafından görüldüğü bilincini yaşar. İşte ancak bu noktada hicap (perde) düşer. Ve insan, çıplak hakikat karşısında bütün zaafıyla karşı karşıya bırakıldığını görür.

İnsanlar arasında aslolan hicaptır, hicap duygusudur.

Burada sözü edilen mahremiyet alanı yalnızca gövdeye ilişkin gerçeklikler değil: kulun Allah karşısında tüm benliğinin dışa vurumudur: Ağlamalar, fısıltılar, itiraflar, iç çekmeler, iç dökmeler, ne varsa, hepsi, her şey, ortaya dökülüyor ve böylece Allah’la kul arasında yeni bir mahremiyet alanı oluşuyor ve bu mahremiyet alanı yalnızca taraflar arasında kalıyor.

Kâbe duvarının dibinde dövüne dövüne ağlayanlara veya ağlaya ağlaya duvarları dövenlere rastlanır. Bu konumda ve yalnızca bu konumda içini dökme durumu tövbenin bir ifade biçimi olarak tecelli eder. Bu tablo günahın, kötülüğün yayılmasının değil, bilakis ondan pişman olunmuşluğun itirafı sayılmalıdır.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun