İran Batı’nın IŞİD’i alt etmesine yardımcı olabilir mi? – Fikrikadim

İran Batı’nın IŞİD’i alt etmesine yardımcı olabilir mi?

Dina Esfandiary

Dina Esfandiary

İran’ın nükleer programına ilişkin olarak Batı ile varılacak olası bir anlaşma, Ortadoğu’daki güvenlik ortamını ciddi şekilde etkileyecek. Zira Tahran, AB ve ABD ile ilişkilerini geliştirdiği takdirde Batı’nın hedeflerine muhtemelen daha ılımlı bakacaktır.

İran, dikkate alınması gereken bir güç. Ortadoğu’nun coğrafi açıdan en büyük ülkesi olarak, genç ve iyi eğitimli bir nüfusa ve de ciddi bir uluslararası gündem yürütme kapasitesine sahip.

İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin başlamasına sayılı günler kalmışken, dikkatler olası bir anlaşmanın bölge güvenliği üzerindeki potansiyel etkisine çevrilmeye başladı. Nükleer anlaşma, Batı ile İran arasında uzun süreli, taktik bir işbirliğinin kapılarını açabilir – ki dağılma noktasındaki bölgede böyle bir işbirliği gerçekten şart.

Peki bu durumda İran Batının bölgedeki yeni ortağı mı olacak?

Orası şüpheli. Henüz kimse İran’ı dost olarak nitelendirmeye hazır değil. Ve Ayetullah Ali Hamaney’in söylemindeki bariz değişikliğe rağmen, İranlı muhafazakarların da Büyük Şeytan ile ciddi bir uzlaşmaya hazır olduğu söylenemez.

Yine de anlaşmayla birçok şeyin kapısı aralanmış olacak. Öyle ya da böyle, İran ile anlamlı bir diyalog kurmanın yolu nükleer sorununun çözüme kavuşturulmasından geçiyor. Son yirmi yıllık süreçte diğer tüm sorunlar bu konunun geri planına düştü. Anlaşma ile İran’ın daha sürekli bir taahhüt altında olması sağlanabilir. Ayrıca bu sayede Tahran’ın otuz yıldır Batı karşısında takındığı düşmanca tavır yumuşatılabilir. Yine anlaşma çerçevesinde İran’ı Ortadoğu’nun istikrara kavuşturulması için çaba gösterir hale getirmek de mümkün. Kaosun hakim olduğu bölgede Batı politikalarına sistematik şekilde muhalefet etmeyen güçlü devletlerin varlığı memnuniyetle karşılanacaktır.

Dahası, nükleer anlaşma imzalandığı takdirde Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve emrindeki yönetim de güç kazanmış olacaktır. Bugün İran dışişleri bakanlığının dış politika ile ilgili kararlardaki rolü az. Suriye ve Irak meseleleri de dahil en önemli konularda alınan kararlar büyük ölçüde Devrim Muhafızlarının sorumluluğunda. Nükleer anlaşma, Ruhani ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’e bu konuları kademeli olarak devralmak için gereken siyasi sermayeyi sağlayacak ve bölgenin geri kalanıyla da aktif bir ilişki içinde olmak isteyen bu ekibin itibarını artıracaktır. Nitekim Dışişleri Bakanı Zarif, ülkesindeki katı muhalefete rağmen Suudi Arabistan’a doğru adımlar atmayı sürdürüyor.

Güçlü, liberal ve bağımsız bir İran’ın doğal olarak kendi menfaatlerinin peşine düşeceğine ve bu menfaatlerin de Batınınkilerle her zaman uyum içinde olmayacağına şüphe yok. Ancak diğer yandan Tahran, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini geliştirdiği takdirde Batının hedeflerine muhtemelen daha ılımlı bakacaktır. Söz konusu aktörler arasında birçok ortak amaç mevcut. İran ve Batıyı, aşırıcılıkla mücadeleden, Afganistan’da hükümetin istikrarını sağlayarak uyuşturucu ticaretini önlemeye kadar pek çok zorlu görev bekliyor.

En acil mesele IŞİD

Şu anda her iki taraf için de en acil mesele IŞİD’in alt edilmesi. İran, Irak konusuna bölgedeki diğer tüm güçlerden daha fazla kendisini adamış durumda ve IŞİD’i sadece ABD öncülüğündeki hava saldırılarıyla yenmek mümkün değil. Koalisyonun yerel ve bölgesel desteğe ihtiyacı var. Anlaşma sağlanması halinde ise tüm taraflar arasında koordinasyonun artırılması diplomatik açıdan daha kabul edilebilir hale gelecek.

Her iki tarafın da birbiriyle alenen işbirliği yapması siyaseten makul olmaktan uzak kalacaksa da – zira uluslararası siyasetin başlıca oyuncularının hiçbiri, ortak bir şekilde savaşa girileceğini öngörmüyor – koalisyon ile İran arasında bağımsız ve birbirini tamamlayıcı nitelikte taktik yaklaşımlar benimsenerek koordinasyon sağlanması, mücadeleyi daha etkili kılacaktır.

Bu bağlam içinde Suriye daha büyük bir tehdit teşkil ediyor, çünkü İran’ın buradaki hedefleri Batınınkilerle aynı doğrultuda değil. Tahran, son dört yıl boyunca ABD ve müttefiklerinin koltuğundan indirmek istedikleri Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’i destekledi. Yine de Suriye krizinin İran olmadan çözülmesi imkansız. Tahran, bu kriz içerisinde görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir oyuncu. Kesin olmamakla beraber, nükleer anlaşma imzalandığı takdirde, Hamaney de Ruhani’nin Suriye konusundaki daha ılımlı diyebileceğimiz yaklaşımının doğru olduğuna ikna olabilir.

Körfez-İran ilişkileri

Birçok gözlemci, anlaşmanın Suudi Arabistan ve müttefikleri ile İran arasında yeni bir soğuk – hatta kimilerine göre halihazırda sıcak – savaşın tırmanmasından endişeli. İşin aslı şu ki İran ile yapılacak hiçbir makul anlaşma, Arap Körfezi ülkelerini gerçek anlamda tatmin edemez. Bununla birlikte, İran’ın nükleer programı, bölgedeki liderler açısından ikincil bir mesele. Bölge liderlerinin öncelikli endişesi, İran’ın yayılmacı dış politikası ki bu da onlara göre anlaşmayla yok olacak bir şey değil. Arap Körfezi ülkeleri İranlıların etkisini her yerde görüyor ve dürüst olmak gerekirse, İranlı yetkililer de birçok Arap başkentini kendilerinin kontrol ettiğiyle övünerek bu teorileri iyice pekiştiriyor.

Körfez Arapları açısından, nükleer anlaşma, İran’ın elini serbestleştirirken kendilerinin de harcanmasına neden olacak. Ancak bu ülkelerin hepsi İran’ın bölgesel hegemonyasından aynı düzeyde korkmuyor. Anlaşmaya hepsi rıza göstermeye mecbur kalacak olsa da, içlerinden bazıları, özellikle de Suudi Arabistan, diğerlerine kıyasla daha güçlü bir tepki ortaya koyacaktır.

Nükleer anlaşmasının sonucu ne olursa olsun, Riyad, mevcut iddialı dış politikasını sürdürerek, İran’ın etkisini veya müdahalesini hissettiği bölgesel krizlere ya açıktan ya da çek defteri diplomasisi vasıtasıyla dahil olacaktır. Suriye, Suudi-İran geriliminin ana savaş alanı olarak kalacaktır. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Halife Bin Zayid El Nahyan’ın Riyad’ın izinden gitmesi muhtemel. Fakat Dubai ve Abu Dabi arasındaki gerginlikler, İran’ın iş fırsatlarına sıcak bakması ve Dubai’nin İran ile ticarette merkez konumu gelmesiyle birlikte yeniden su yüzüne çıkabilir.

Umman kendi adına anlaşmayı memnuniyetle karşılayacak; Katar ise İran’ın yükselişinden kaygı duymakla beraber ortak gaz sahaları gibi konularda Tahran ile işbirliğine gidecektir.

Avrupa ve ABD, iyi bir ilişki yönetimi ve de İran’ın güvenlik hissinin artmasının niçin Körfezli müttefikler açısından da olumlu olduğunun açıklanması gibi stratejik diyalog ve güvencelerle bu korkuları kontrol altında tutabilir ve tutmalıdır da.

Nükleer anlaşması, İran’ın sürece katılımı önündeki bir engelin kalkmasını sağlayacak. Böylelikle daha sorumluluk sahibi bir Tahran ile diyalog, istisna olmaktan çıkıp norma haline gelecek. Bu da Ortadoğu açısından pozitif bir gelişme olur.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun