Yazmak ve azmak – Fikrikadim

Yazmak ve azmak

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Jorge Luis Borges, ahir ömründe yazdıklarını yeniden gözden geçirmeyi düşünüp düşünmediği şeklindeki bir soruyu şöyle cevaplamış: “Bunu Jean-Paul Sartre’a sorun, ben onun kadar çok yazmadım.”

Düşünmek ve düşündüklerini yazıya aktarabilmek nimetlerin en büyüğüdür. Bu nimet sayesinde “yazar”, düşüncelerin fotoğrafını oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda kendi zihninin /zihniyetinin de fotoğrafını, diğer bir söyleyişle “düşünen ve yazan kişi olarak kimliğini” inşa etmiş olur.

“Çok şey yazmak” bu noktada yazan için bir problem oluşturur. Çünkü düşünmek “değişmeyi” zorunlu kılar. Değişme ise kendi içinde bir istikrar taşıdığı, tutarlı bir seyri ve istikameti izlediği sürece normal karşılanır.

Tıpkı İsmet Özel’in “Ben hangi nedenlerle sosyalist olduysam o nedenlerle Müslüman oldum” deyişindeki gibi, eskidiğine inanılan bir düşüncenin tümüyle değiştirilmesi, inançta ve ideolojide yeni tercihlerde bulunulması da bu normalliğe dahildir.

Bu durumda “çok yazanın” yazdıklarıyla ortaya koyduğu portre / kimlik, değişmenin tutarlı seyri, kolay anlaşılabilir ve tanımlanabilir olması bakımından bir olumsuzluk içermez, bilakis yüklendiği “hareketle” artı bir değer kazanır; o kişinin hayat fırtınasında düşünce gemisinin kontrolünü kaybetmediğine, onu karaya oturtmadığına bir karine sayılır.

Normal karşılanamayan, düşüncedeki doğal değişmelere göre değil, gündelik çıkarlara, maddi ya da manevi getiri sağlayan bir dönemlik etkilere, ideolojik şartlanmalara ve siyasi, ekonomik herhangi bir grubu parlatmaya, yüceltmeye ya da tam aksine gücünün yetebildiğince kötülemeye mahsus çabalardır.

İşte bu durumda “çok yazmak” yazanın mezkur fotoğrafında / kimliğinde “bulanmayı” yoğunlaştırdığı kadar, hemen her durum ve fırsatta kendisine yönelen bir belaya dönüşür. Yazmak azmanın nedeni haline gelir; yazdıkça azılır, azdıkça yazılır.
Bu durumdaki kişiler yazdıklarıyla, Lokman Hekim’in “Dile getirdiğinde insanlardan utanacağın her hangi bir düşünceyi, nefsin sana fısıldarsa onu kalbinden söküp, at; çünkü Allah utanılmaya daha layıktır.” sözünün hilafına hareket etmekle kalmazlar, yazdıklarıyla bir kötülükler silsilesi içinde yüzer hale gelirler; zihnindeki bulanıklığı, silinmesi mümkün olmayan bir somutluğa dönüştürmüş, mezkur değişmelerini kendileri için birer “takaza”ya çevirmiş olurlar.

Yazan kişide bu minvaldeki bir değişme, “Çok gezen tavuk ayağında pislik getirir” sözüne denk düşer ki, bu da değişmeden çok o kişideki oryantal yapma, taraf değiştirme kıvraklığına; dönme kabiliyetine ve dolayısıyla, onun (Necip Fazıl’ın kelimeleriyle) fikir fahişeliğine, söz zamparalığına delalet eder.

Geçmişten bugüne söz konusu kişilerin en çok bilinen örneklerine baktığınızda, onların çamura saplanmış bir manda içgüdüsüyle, çırpındıkça (yazdıkça) kurtulacaklarını sandıklarını ve giderek kendilerinin “jurnalcilik” yapmadıkları savıyla, şu ya da bu nedenle geçmişte ve şimdi temas içinde oldukları kişileri jurnallemeye başladıklarını görürsünüz.
Bu noktadan itibaren, onların “çok yazan” biri olmaları, düşünce dairesinden çıkmalarını ve cahillerle eşitlenmelerini beraberinde getirir.

Der ki, Platon, “Cahil kişi jurnalin, kendisine laf taşıyan kişiye bir tür nasihat etmek olduğunu sanır. Halbuki bu böyle değildir; çünkü nasihat, senden doğruyu söylemeni isteyen bir kişiye doğruyu söylemendir. Jurnal ise bir kişiye başkalarının işlediği suçlar konusunda doğruyu söylemektir. Sen onunla, haber taşıdığın kişiye nasihat etmeyi değil, jurnallediğin kişiye zarar vermeyi, kendin de (bundan) bir yarar elde etmeyi amaçlarsın.”

Bunların vaki durumu, Kelam-ı Kadim’de de şu mealdeki ayetlerde belirtilmiştir: “Onlara ‘yeryüzünde bozgunculuk etmeyin’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah ediyoruz’ diye cevap verirler. Şunu bilin ki, asıl bozguncular onlardır ama bunu anlamazlar.”
Bunlardan bakınca, Borges’in sanat / edebiyatta bile “çok yazan olarak” nitelenmekten neden kaçındığını anlamak daha da kolaylaşıyor.

Çünkü, hangi türde olursa olsun “çok yazma”nın ucu, üç kuruşluk dünya menfaati için fikir fahişeliğine, söz zamparalığına, kaypaklığa, jurnalciliğe, dostlarını satmaya, üç günde bir rab değiştirmeye dayanabiliyor ve çok yazanlardan ancak az bir kısmı bu sonuçlardan korunabiliyorlar.
Çoğunluğu ise, yazdıkları her yeni yazıyla, kendi dünya ve ahiret cehenneminin ateşini harlıyorlar.

twitter.com/OmerLekesiz

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun