Seçmenin dili ile uyuşmayan siyaset – Fikrikadim

Seçmenin dili ile uyuşmayan siyaset

Muhammed Işık

Muhammed Işık

7 Haziran seçimleri bizlere müthiş bir ufuk açtı. Siyasetimizi tepeden tırnağa gözden geçirmemizi sağladı ve siyasetçilere çok açık, net mesajlar verdi.

Siyasal partiler mevcut konumlarını korumak veya yeni bir konum seçmek arasında karar almakta zorlanıyorlar. Bir iki adım atıp, tökezleyip geri eski konumlarına geri dönüyorlar.

Seçmen tüm partilere “ yeter artık uzlaşın”  mesajını iletince siyasetçiler şaşaladı ve afalladı.

Ak Parti kurulduğu günden bu güne kadar devlet egemenliğini siyaset kurumları ile paylaşma gereğini görmemişti. En kritik konularda dahi “ ben bilirim ” tavrından vazgeçmiyordu.

Ülke gündemini derinden sarsan adli davalarda bile parti ile devleti bir tutmaya çalışıyordu. Meclis asli görevini içtenlikle yapamıyor, yapmış gibi görünüyordu. Bu uygulamalar partinin başını feci şekilde ağrıtmaya başladı.

Ergenekon süreci başlamışken mecliste yer alan partiler dışlanmayıp adli gelişmeler ve tutuklamalar hakkında yeterli görüşmeler yapılabilmiş olsaydı “ Ben davanın savcısıyım”, “ Ben avukatıyım” türünden gereksiz polemikler olmamış olacaktı.

Ak Parti hükümeti Ergenekon davasına sahip çıkarak “ Askeri vesayet” sorununa bir nebze çözüm bulmuş olsa da tutuklu ve hükümlü olan insanların bu gün birer ikişer beraat etmeleri veya davaların yeniden başlaması partiyi hiç yok yere töhmet altında bıraktı.

Çözüm Süreci de Meclis yerine başka mecralarda tartışıldı ki Ak Parti’nin oy oranlarının düşmesinin en belirgin etkeni budur. Böylesine hassas ve önemli sorunlar şeffaf ve meclis çatısı altında, hiç olmazsa siyasi parti liderlerinin görüşleri alınarak, çözüme kavuşturulabilirdi. Bugün çoğu insan nelerin konuşulduğunu ve süreçte neler olduğunu bilmiyor.

Ülkenin en çok oy alan partisi “ Size gerek yok, ben çözerim”  mantığı ile hareket etmek yerine hükümet olarak yapmak istediklerini meclis çatısı altında tartışmaya açabilirdi. Böyle yapabilmiş olsaydı bugün oylarını arttırarak daha iyi hizmet etme şansını bulabilirdi.

Ak Parti hükümetinin son birkaç yıldır yaptığı en büyük hata “ Cemaat yapılanması” ile hükümet olarak çatışmaktı. Cemaatin devlete sızması sır değildi. 1990’lı yılların başından beri bu konuda yazılmış kitaplar, emniyet ve istihbarat raporları bu sızmayı açıkça ortaya koyuyordu. “ Paralel Yapılanma” yeni bir şey değildi.

Hükümet bu konuda gerekli hassasiyeti gösterip temizlik harekâtını başlatacaksa Cumhurbaşkanı başkanlığında mecliste grubu bulunan parti liderleri çağırılır ve hükümet elindeki bilgi ve dokümanları parti liderlerine aktarırdı. Bu bilgilendirmeden sonra parti liderleri ortak hareket edeceklerini kamuoyuna deklare eder ve hükümet savaşı başlatırdı.

Ak Parti hükümeti 17/25 Aralık operasyonları sonrası feveran ederek atağa kalktı ve savaşı başlattı. Bu savaşı “ Paralel Yapılanmayı” yok etmek için başlattığına kimseyi ikna edemedi. İkna olanlar zaten bu sorunun farkında olanlardı. Yolsuzluk dosyaları gündeme gelmeden başlatılacak bir operasyon nihai amacına ulaşabilirdi.

Bugün Cemaat çok büyük güç ve itibar kaybetmiş olsa da Ak Parti ve hükümet itibarını arttıramadığı gibi itibar kaybına uğradı.

Gelinen noktada seçmen Ak Parti’nin daha fazla başına buyruk hareket etmesini istemedi. “ Yanına bir ortak bul ve uzlaşma ile sorunları çöz” dedi.

Partiler seçim dönemlerinde seçmenini dinliyor gibi gözüküyor sonra da seçmeni duymamış gibi hareket ediyor.

Halk kendi kendini yönetemiyor! Birileri halk adına yönetimi üstleniyor.

CHP seçim öncesi değişim hareketini başlatarak özellikle çoğu yerde ön seçim ile aday belirleyerek demokrasi adına olumlu bir adım atmıştı. Seçimler öncesi bir adım daha atarak toplumun, seçmenin diline uygun adımlar atacağını meydanlarda dile getirdi. Seçim sonuçları açıklandıktan sonra belirlenen 14 madde için geri adım atmadı. Bu önemli bir adım ve gelişmeydi.

MHP ve HDP milliyetçilik katsayılarını makul seviyelere çekme iradesini ortaya koymak zorundalar. MHP’yi anlamaya çalıştığım yazımdan bu güne değişen bir şey yok. Israrla uzlaşmazlık tarafını tercih ediyorlar. Uzlaşmamak için ön şartlar öne sürüyorlar.

HDP ise PKK, Kandil bağlantılarını kopartmadığı gibi Abdullah Öcalan’ı ulusal halk kahramanı gibi sunmaya devam ediyor. Bunlar hoş şeyler değil.

Seçmeni anlamamak, ülke barışına giden yola mayın döşemek ülke geleceğini karartmakla eşdeğerdir.

1.ve 2. Dünya savaşlarından çıkmış ülkeler süper güç olmayı başarmışken bizim halen kısır tartışmalarla ve “en iyisini ben bilirim” bencilliği ile hareket etmemiz, bizi geride bırakıyor.

Ak Parti hükümetleri epey bir mücadele ile ülkeyi iyi bir noktaya getirmeye çaba harcadı. Şimdi ise o noktanın ötesine geçmek için uzlaşı şart. Şayet seçimlerde Ak Parti hükümeti yine tek başına iktidarı elde etmiş olsaydı bugün kutuplaşma had safhaya ulaştığı için çok ciddi sorunlarla boğuşuyor olabilirdik.

Biraz önce bahsettiğim gibi “ Ergenekon, Balyoz, Cemaat, Çözüm Süreci, Suriye, Irak, Mısır” gibi makro sorunların yanında ülke içi ekonomik, sosyal, toplumsal ve siyasal gibi mikro sorunların çözümü için Ak Parti hükümetinin eli kolu bağlı durumdadır. Makro sorunların çözümü için toplumsal desteği giderek azaldığı gibi Mikro sorunların çözümü için de bürokratik engellemeler çoğalmıştır.

Toplumsal tabanın desteğini sağlayıp makro sorunları çözmek, bürokrasi hantallığını aşıp mikro sorunları çözüme kavuşturmak için uzlaşma şart olmuştur.

Bunun yolu siyasilerin bir araya gelip bu önemli meselelerde uzlaşmaya varmasıdır. Koalisyon hükümetinin kurulmasından önce bile bu mutabakat sağlanabilir. İşte o zaman seçmenin dilini anlayan siyasiler ülkeyi hızla şaha kaldıracak fırsatları elde edebilir.

Henüz geç değil. Siyasiler uzlaşmayı istesin yeter ki…

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun