Ahmed Rıza Bey   – Fikrikadim

Ahmed Rıza Bey  

Bilal Sürgeç

Bilal Sürgeç

Osmanlı siyasetçisi İttihat ve Teraki’nini isim babası. 1858  İstanbul’da doğdu yine   26 Şubat 1930  İstanbul” İstanbul’da öldü.

Galatasaray Sultanisi’ni bitirdikten sonra bir süre Babıâli Tercüme odasında çalıştı. Daha sonra Fransa’ya giderek Grignon Ziraat Mektebi’ni 1884 yılında bitirdi. Yurda dönüşte ilkin Ziraat, daha sonra Maarif Nezareti’nde görev aldı.

Pozitivisttir. Ahmet Rıza’nın, fikirlerine damgasını vurmuş olan pozitivizme duyduğu ilginin temel sebeplerinden biri Avusturyalı annesinin etkisi sonucunda genç yaşta Batı’yla ilgilenmiş olmasıdır. Gençlik döneminde onu düşündüren bir başka konu Anadolu köylerinin durumudur. Babasının sürgüne gönderildiği Konya’ya yaptığı ziyaretler ona bu konu hakkında fikir vermiştir. Köylünün sefaleti karşısında bunun tarımın geriliğinden ileri geldiğini sanarak Fransa’ya gidip ziraat öğrenmeye karar vermiştir. Grignon Ziraat Okulu’ndan mezun olduktan sonra Türkiye’ye dönmüş ve Ziraat Bakanlığı’nda bir memurluğa atanmıştır. Ahmet Rıza, buranın Türk tarımının ve köylüsünün kalkınması için çalışan bir yer değil, memurların geçim yuvasını olduğunu kavramış, köylünün geri kalışının modern tarım yöntemlerini bilmeyişinden ileri geldiği sanısında olduğu için, Ziraat Bakanlığı’ndan Marif Bakanlığı’na geçmiştir

Bursa Maarif müdürüyken Fransa’ya gitmek istedi. Marif Nazırı Münif Paşa “sen devlet memurusun istediğin gibi elini kolunu sallayarak yurt dışına çıkamazsın, üstelik Fransız ihtilali’nin yıl dönümü, kutlamaları geçsin ondan sonra gitmesini, tavsiye eder. Ancak o buna rağmen memuriyetten istifa ederek 1889 yılında  Fransız İhtilali’nin yüzüncü yıl dönümü nedeniyle düzenlenen sergiye katılmak üzere Paris’e gitti ve karşı olduğu  II. Abdülhamit yönetimine muhalefet edebilmek için burada kaldı.

Çeşitli gazete ve dergilerde Osmanlı yönetimini eleştiren yazılar yayımladı. İstanbul’da kurulmuş olan İttihad-ı Osmaniye Cemiyeti üyeleriyle yazıştı. 1895’te  İttihad-ı İslam olan cemiyetin adını   İttihad-ı  Terakki Cemiyeti olarak değişmesini önerdi, bu önerisi de kabul edildi. “Biz de çeşitli milletler bulunuyordu. Bunların bütününün hukukuna hürmet edileceği yönünde ya İtthadi Osmani” demek yada amacın daha kapsamlı olduğunu göstermek için İttihadi Teraki demek daha uygun olacağınız bildirdim. Öylece kabul edildi.”

Bu örgütün Paris şubesi başkanlığını üstlendi. Cemiyetin ilk resmi yayın organı olan Meşveret gazetesini ve Fransızca ekini çıkarmaya başladı.

Hatıralarında kendisinin davası uğruna ne çilelere katlandığını anlatır durur. Yahya Kemal ise siyasi hatıralarında onun ne kadar bencil egoist olduğunu söyler.

Ahmed Rıza Bey, fakru zaruret çektiğini söyler ama düşüp kalktığı kişiler Fransanın en önde gelen filozofları ve siyasetçileri. Sultan Abdülhamid onu yurda döndürmek için bayağı çaba harcamış. Münif Paşa ricaya gitmiş. Hatta Osmanlı Devletinin Londra Büyükelçisi, Rum Kostaki Musurus Paşa bile onunla görüşmüş  Musurus Paşa “ bir resmi söyleminden sonra, gayri remi olarak “tutuğunuz yol doğrudur. Muhalefete devam” demiştir.

Sultan Abdülhamid,  Ahmed Rıza’nın Fransız devlet adamları ile nasıl içli dışlı olduğunu gördüğü için onun herhangi bir işe girdiğinde çaresiz kalıp yurda dönmesi için o işten çıkarmaya çalışmış. Ancak başarılı olmamıştır.

Ahmed Rıza bir Beyrut- Şam şimendifer şirketinde çalışıyor. Ancak Sultan Abdülhamid oradan da işten çıkartıyor. Ancak şirket “siz yine bizdensiniz” demiş. Maaş ödemeye devam etmek istiyor. Fakat kahramanımız “Nimet, külfet mukabilidir” diyerek red ediyor. Ancak bu idealist geçinen insan, hatıratında Batının en etkin filozofları siyasetçilerin kendi arkasında durduğunu yazıyor. Buna rağmen hatıralarında milletinin istiklalini savunmadan başka gayesinin olmadığını belirtiyor. Ama bazı bazı doğru tespitleri de var “Avrupa İslam’a yardım etmez, Mısır’da, Hint’de, bu kadar İslam ayaklanması oldu. Gazetelerde bunlar lehinde bir tek harf bile yoktur.”

Meşrutiyetin ilanından sonra Paris’te bulunan Müslümanlar ertrafında toplanır. Onlarla Uhuvet-i İslam cemiyetini kurar. Bundan sonra Ermeniler ve Rumlar onu İslam taraftarlığı yapmakla suçlarlar. Buna rağmen Müslüman tarafından hiç takdir edilmedi. Onca yazılarına rağmen memnuniyet bildiren olmadı.

İttihat Ve Terakinin iktidar gücü ortaya çıkınca politikanın klasik oyunları da ortaya çıktı. Paris’te kaldığımı hata ettiğimi sonra anladım. Meğer bazılarının amacı benim dışarıda kalmamdan yararlanarak içeride fırıldaklar çevirmekmiş. Üç, beş kişi devlet işlerini istibdatları altına almışlar. Hükümet işlerine müdahale ediyorlar.”

Ahmed Rıza Bey, önce mektuplarla uyarıyor. Bizim görevimiz, gözlemektir, işe karışmak değildir. Ama başarılı olamıyor. Gürültüsüz patırtısız bir şekilde İstanbul’a döner. İttihat ve Teraki Partisinde bazı tiplerle karşılaşır. Hiç tanımadığı kişilerdir . Kendisinden daha fazla ittihatçı görünürler.

Kitle ve demokrasi konusunda  fazlasıyla saf: “Meşrutiyetin ilanıyla İttihat ve Teraki Millete hürriyet  vermişti. Millet bu hürriyeti ne yaptı, sokaklarda bağırıp çağırdı., basında bunu kötüye kullandı.”  Bu ifadeler maalesef bu ülkede her zaman yaşanmıştır. Ahmed Rıza Bey’in şu satırlarını 27  Mayısı yapanlar okumuş muydu. Bir generalin Milli Birlik Komitesi üyesi bir yüzbaşıya selam durduğu  27 mayısçılar, keşke okusaydılar da darbe yapmasaydılar “Daha dün cemiyete girmiş bir kimse kendini cemiyetin ileri gelenleriyle bir ayarda tutuyor. Üstlerine hürmette kusur ediyordu. Hizmette eşitlik aranıyor görevde değil. Bir teğmen Cemiyete girdikten sonra Dahiliye Nazırının yanına hiçbir şeye aldırış etmeden teklifsizce giriyordu.”

Meşrutiyet ilan edilince Osmanlı sarayı da bundan etkilenir. Şehzadelerin hovardalıkları, serbest hareketleri , kayıkta serhoş olmaları saz çalmaları bazı mebuslar dedikodu etmeye başlayınca  bu durum Padişah Sultan Mehmed Reşad’a bildirilir.. Padişah “çağırın nasihat edin” der. Şehzadelere bu konuda uyarılır. Şehzadenin biri “Ahmed Rıza Bey,, sizin gibi hürriyet için bu kadar çalışmış  ve memlekete hürriyet vermiş bir zat tarafından hürriyetimizin tahdid edilmesini acaib gördüm” der. O da cevaben “Dünyanın en hür ve hürriyetperver memleketi olan Paris’te insanların en hür ve hürriyetperver olanı Mösyö Clemanceau ki, bugün başvekildir. Bir kahveye gidip oturamaz. Sokakta bir şey içemez, hürriyeti vazifesine mevkiine ait kayıtlarla sınırlıdır.O makamda bulundukça istediği gibi hareket edemez. Siz de padişahımızın oğulları olmak şerefinden çıkınız, istifa ediniz, halkın sırasına geçiniz. O vakit istediğiniz gibi harekette, sokakta, herkesin içinde gezip oynamakta hürsünüz” dedim. Bu ifadem hoşlarına gitmedi fakat nezaketen sükût ettiler. Eskisi gibi hareketlerinden sakındılar.

00235Birinci Dünya savaşı Osmanlı’ya kayıplar verdirmektedir. Devletin savaştan çıkmasını istemekte ancak mektubu Envere Talat paşalara değil de Şeyhülislam Hayri Bey’e yazar “ Zararın neresinden dönülse kardır. Hayale kapılıp milletin geleceği ile oynamanın hiç gereği yoktur. Almanya’nın mağlup veya sadece kendi hakkını koruyabilecek derecede galip olması ihtimalini de düşünmek gerekir. Hayale kapılıp milletin mukadderatı ile oynamamak lazım. Zararlı yolun neresinden dönülse kardır.” Ancak bu satırların hiçbir kıymeti yoktur.

Pozitifist siyasetçimiz Avrupa’nın Ermenileri tutuğunu bunun da  onların Hıristiyan olmasından kaynaklandığına işaret ediyor.

Ahmed Rıza Bey, hiçbir hediye kabul etmeyen bir prensip sahibi olarak kendini gösterme gayreti içerisinde, yine mütevazı görünen, fakat satır aralarında korkunç bir kibir ve enaniyet portesi çizer. Kendini hatadan münezzeh görürü ülkenin uçuruma yuvarlamasında kendisinin hiç suöu yokmuş gibi anlatır. Öz eleştiri hiç yoktur. Aleyhte de yaz sa Sultan Abdülhamit’in onu yurda getirme gayretinde ne kadar haklı olduğu sonucu kitabın son kelimesi okunduğunda ortaya çıkar

Sonuç siyasetçi mutlaka hesap kitap adamı olmalı hissi duygusal olmamalı.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun