Kızıl Emma’nın hikâyesi – Fikrikadim

Kızıl Emma’nın hikâyesi

Anarşizmin tarihindeki en önemli isimlerden biri olan Emma Goldman, bundan 146 yıl önce, 27 Haziran 1869’da Litvanya’da dünyaya geldi.

Çalışma hayatına atıldığı 13 yaşından itibaren Rusya’da radikal grupların fikirleriyle, o dönem Çar’a ve devlet görevlilerine yönelik suikast girişimleriyle popüler olan Nihilistlerle tanıştı. 16 yaşında ABD’ye göç etti. 20 yaşında New York’a taşındığında ise buradaki anarşist gruplarla ve ömür boyu yoldaşlık edeceği Alexander Berkman ile temasa geçti. Goldman, bu dönemden itibaren hayatını tamamını birçok farklı alanda özgürlükler için mücadele eden bir aktivist ve iflah olmaz bir antikapitalist olarak geçirdi.

Mücadeleye adanmış bir yaşam

ABD’de Haymarket Olayı’ndan sonra anarşistler büyük bir devlet baskısı altındaydı. Bu dönemde ancak göçmenlerin yaşadıkları gettolarda küçük çevreler hâlinde var olabiliyorlardı. “Kızıl Emma” olarak anıldığı bu dönemde, kendi grubuyla birlikte işçi hareketleri ve grevlerle ilişkilenmeye çalıştı. Goldman, bireylerin girişeceği şiddet ve suikast eylemlerinin, geniş kitleleri mücadeleye iteceği kanısındaydı. 1892 yazında, Pittsburgh yakınlarındaki Homestead Works çelik işçileri büyük bir grev başlatmıştı. Patronun anlaştığı bir dedektiflik ajansının çeteleri ve grev kırıcılar, işçilere saldırarak 9 kişiyi öldürdü, onlarcasını yaraladı. Goldman ve grubu, bunun intikamı olarak fabrikanın yöneticisi Henry Clay Frick’e suikast girişiminde bulundu. Frick saldırıdan yaralı olarak kurtulurken, Berkman 14 yıl hapis yattı. Basın grevi kamuoyunun gözünde “çılgın anarşistler” ile eşleştirmeyi başardı ve 2500 kişi kovuldu. Grevin liderlerinden biri, Berkman’ın silahından çıkan kurşunun grevin kalbine saplandığını söylüyordu.

20. yüzyılın ilk yıllarında ABD’de işçi hareketi yükselirken, Goldman 1906 yılında kendisine asıl şöhretini kazandıracak olan Dünya Ana (Mother Earth) adlı aylık dergiyi çıkarmaya başladı. 12 yıl yayın hayatını sürdüren dergi, en iyi döneminde 10 bin satıyordu. Goldman bu yıllarda ABD’yi baştan başa gezerek binlerce kişiye anarşist teori, modern tiyatro, kadınların özgürlüğü gibi konularda konuşmalar yaptı.

Savaşa karşı sesini yükselten bir enternasyonalist

1. Dünya Savaşı’na gidilirken, savaşa karşı netçe tutum aldı. Dergiyi savaş karşıtı bir platform hâline dönüştürdü. Hapisten çıkan Berkman ile birlikte zorunlu askerliğe karşı kampanya örgütledi. Goldman, devletlerin savaş çıkarmaya hakkı olmadığını ve bütün bu savaşlardan kapitalistlerin çıkar elde ettiğini söylüyordu. Emperyalist paylaşım savaşı başlarken birçok ülkede olduğu gibi ABD’de de milliyetçi atmosfer hakimdi. Bu ortamda Goldman ve arkadaşları gibi antimilitaristler, solun geniş kesimleri tarafından da yalnız bırakıldılar. Emma Goldman iki yıllığına hapse atıldıktan sonra sınırdışı edilerek Rusya’ya gönderildi.

Hayatının bundan sonraki döneminde iki gerçek işçi hareketinin ve dünyayı sarsan devrimlerin, Ekim Devrimi sonrası Rusya’nın ve İspanyol Devrimi’nin içinde yer aldı. Bu dönemdeki siyasi hayatı ve gelişmeleri yorumlayışı ise anarşizmin kısıtlılıklarıyla çevrelenmiştir.

Rusya dönemi ve Bolşeviklerle ilişkisi

Bütün hayatı boyunca marksizme karşı tartışmış olmasına rağmen, Goldman, 1917’yi izleyen iki yıl boyunca Bolşevikleri destekledi. Rusya’ya sürgün edildiklerinde devrimci hükümet tarafından kahramanlar gibi karşılandılar. Ancak politik ömrünün en başlarından itibaren hep ultrasol tutumları savunan Goldman, Rusya’da hayalkırıklığına uğradı. İç Savaş’ı Bolşeviklerin gerçek ajandalarını gizlemelerine yarayan bir bahane olarak gördü. Rusya’da örgütlenen karşı devrimcilerle devrime saldıran emperyalist ülkelerin birliğine karşı mücadele etmeyi öncelikli gören Victor Serge gibi birçok anarşistin aksine, Goldman, Lenin’e suikast düzenleyen Sol Sosyal Devrimciler ile birlikte hareket eden ve Moskova’da Komünist Parti bürosunu bombalayarak öncü işçileri öldüren anarşistlerle birlikte tutum aldı. Kronstadt’taki isyanın bastırılmasından sonra ise Rus Devrimi’nin savunusundan bütünüyle koptu.

İspanya Devrimi dönemi

Goldman, 1936-1939 arasında İspanya’da Franco’ya karşı yürütülen işçi mücadelesine aktif olarak katıldı ve anarşist sendika konfederasyonu CNT’nin uluslararası ilişkiler sözcüsü oldu. Bu yıllar, Goldman’ın prensiplerinin ve siyasi görüşlerinin gerçek bir devrim içinde sınandığı olaylara tanıklık etti.

Devrimin erken dönemlerinde Katalonya’da hükümeti devirerek bir işçi iktidarı kurma fırsatını “İktidarı, almayı başaramayacağımız için değil, almak istemediğimiz için almadık. Çünkü biz her tür diktatörlüğe karşıyız” diyerek reddeden CNT liderliği, daha sonra liberaller, reformistler ve stalinistlerle birlikte kurulan kapitalist “Halk Cephesi” hükümetine katıldı.

Goldman, CNT’nin bütün geri adımlarını ve ihanetlerini, “faşist güçlerin yenilmesi” gerekçesiyle savundu. Yani, Victor Serge ve benzerlerinin Rus Devrimi için, bir işçi iktidarının savunulması için kullandığı argümanları, bir kapitalist hükümetle işbirliğini meşrulaştırmak için öne sürmeye çalıştı. CNT liderliğinin anarşist ideolojiden çok uzaklaştığını kabul etmekle birlikte, İspanya’da anarşistlerin yanan bir evin içinde bulunduğunu ve eleştiri yapmanın anarşistlerin “yanan bedenlerinin üzerine asit dökmek” gibi olacağını söylüyordu.

Kitlelere güvensizlik

Ömrü boyunca kapitalizmi yıkmak için uğraşan; kadın haklarının kazanılmasından ifade özgürlüğüne, ücretli köleliğin kaldırılmasından savaşların durdurulmasına birçok alanda ezilenlerden yana olan Emma Goldman’ı bu yönleriyle yüceltirken, onun mücadelesinin bugüne fayda sağlayabilmesi için siyasi zayıflıklarını da anlamak zorundayız.

Goldman her zaman kitlelere güvensizlik duydu ve bunun yerine bireyciliği koyarak aydınlanmış bir grubun toplumsal değişimi sağlayacağını düşündü. Bu yüzden, erken dönemlerde 8 saatlik işgünü için mücadele eden işçilerin aptallığıyla dalga geçerken, 1910 yılındaki bir makalesinde anarşist suikastçileri “başkalarının günahını ödemek için kendilerini feda edenler” olarak kutsadı. “Çoğunluklara karşı azınlıklar” makalesinde, tarihin her döneminde toplumun küçük bir kısmının özgürleştirici çabalarda bulunduğunu, çoğunluğun ise bununla ilgilenmediğini yazdı.

Bu elitizmi yüzünden, hayatı boyunca mücadele içinde ve kitle örgütleriyle ilişkide olmasına rağmen, belli bir doğrultudaki siyasi görüşleri yaymak için disiplinli bir örgüt inşası yerine diğerlerine danışmanlık veya akıl hocalığı yapmayı seçti. Bu durumun geçerli olmadığı tek dönem, CNT’de görev aldığı İspanya Devrimi’ydi. Ancak o devrimin yenilgisini açıklarken de “Böyle kitlelerin köklü toplumsal değişim getireceğine dair inancımızın bedelini ödüyoruz. İspanya’dakinden daha proleter bir devrim hiç görülmedi ama burada bile aklın büyüklüğü ve karakterin güçlülüğü konusunda muazzam bir yoksulluk vardı” diyordu.

Ozan Tekin (Sosyalist İşçi)

Kaynak: marksist.org

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun