Kapımıza değil, kalbimize vuran buyursun – Fikrikadim

Kapımıza değil, kalbimize vuran buyursun

Muhammed Işık

Muhammed Işık

Ey arkadaş!

İnatlaşmayı bir kenara bırak!

Nefreti, kini, husumeti kalbinden defet!

Çıkarcılığı, yağcılığı, menfaati terk et!

Biraz da gönül telinden çal. Ayrımcılıkta ne fayda gördün ki? Birleştirici olmayı dene.

İnsanlarla ilişkilerin düşmanca değil kardeşçe olsun.

İnsan olma amacından sapma, insan olmanın sevincini yaşa.

Bu bencilliğin ile daha ne kadar ileri gidebileceksin ki? “ Ben” merkezini değil “ biz ” merkezini kendine rota tut. İnan ki o zaman daha mutlu olacaksın. Üç günlük dünyanı harap etme. Kendi kendine verdiğin zararı kâra çevirmenin zamanı gelmedi mi?

“ Kendini yorma boş yere, hem sana ne benden?” diyorsun.

Zaten hep “ Sana ne? Bana ne!” vurdumduymazlığı bizi perişan etmedi mi?

Hipnotize edilmiş gibiyiz. Her şeyi o kadar çabuk kulak ardı ediyoruz ki şaşırıp kalmamak elde değil!

“ Kişi özgürlüğü ” diye bir şey varmış. İnsanları özgür bırakmak gerekmiş. Kimseyi yaka paça tuttuğumuz yok. İnsanca yaşama adına mücadele vermek bile suç! “ Sana mı kaldı?” Çok biliyorsan kendin yap!” böyle itici sözlerle bir yere varamayız.

İnsanların kötü yönlerini yüzlerine vurmak hoş değildir. Böyle bir edepsizlik içerisinde de olmayacağız. Sadece insanları iyiliğe şevk etmenin gayreti içinde olacağız.

“Ey akıl sahibi!

Gül dikenle beraber bulunur.

Senin dikenle ne işin var, gülü demet yap…

Eğer tabiatında yalnız kusurları görmek varsa

Tavus kuşunda çirkin ayaktan başka bir şey göremezsin.”

Şeyh Sadi Şirazi

Biz dikenlere değil güle sevdalıyız. Gülde diken vardır biliriz, gül demetlemekten vazgeçmeyiz.  İnsanları dikene değil gül kokusuna davet ederiz.

Mevlana “ gel ” diyerek nasıl ki insanları gül kokusuna davet etmişse biz de öyle yaparız.

Müslüman böyledir. Kötülüğü açığa çıkartmak için değil, iyilikte yarışmak için iman dolu gönül taşır. Müslümanın gösterişle işi olmaz. Tevazu içerisinde yaşar. İnsanlara kendini beğendirmeye çaba harcamaz. Ya göründüğü gibi olur, ya da olduğu gibi görünür.

“ İlmini, dindarlığını gösteriş olsun diye yapan kimse harmanı biriktirip ateşe veren gibidir.” Şeyh Sadi Şirazi

Müslüman sevgi dolu bir gönülle insanlara yaklaşır. Bir kötülüğü ortadan kaldırabilirse sevinir. Kaldıramazsa gönlü daralır.

İnsanlarla yardımlaşmak, paylaşmak için emek harcar.

Sen şimdi sana elimi uzattığım için mi bana yüzünü ekşitiyorsun? “ Benim hayatım” basitliğiyle sözümü dinlemiyor, kulak tıkıyorsun.

Davetime bunun için mi icabet etmiyorsun?

Benim değil de seni kullananların, ideolojik fikirlerle seni tutsak edenlerin peşinden mi gidiyorsun. Eyvallah, yolun açık olsun!

“ İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.”

Cemil Meriç

İnsanlar kendilerini kullandırmayı ne de çok seviyor! Sevilmekten ziyade nefret edilmeyi meşru gördüler. Üstadın dediği gibi eşyalara verilen değer, insana verilen değeri çoktan geçti, tur bindirdi bile denebilir.

İnsan, insanı sevmiyor eşyayı, dünyayı sevdiği kadar.

Madem Cemil Meriç üstada söz verdik, onun açtığı yoldan geçtik işte yürekleri sersemleten, insanı tefekküre zorlayan muhteşem bir tespiti üzerinden “Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekât veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur…” yazımı toparlayayım.

Bizim hem psikolojiye hem de sosyolojiye o kadar çok ihtiyacımız var ki! Demek ki namazlarımızda ve zekâtlarımızda sorun var. Güle değil de dikene takılı kalmışız. Gül koklamayı bırakıp, elimize batan dikenlerle meşgul olmuşuz.

Yazık bize!

Kapımıza değil, kalbimize vuranlara gönlümüzü, soframızı, meclisimizi açmamız gerekiyor. Yoksa gidişatımızın sonu uçurumdur.

Güzel esintilerle, yakut tepsilerle tüm benliğimizi kuşatmaya hazır olan Ramazan ayının bereketini yaşamaya başladığımız bu günlerde gönül muhasebemizi yapıp, eksik ve noksanlarımızı giderebilme ümidiyle tüm okurlarıma gönül huzuru diliyorum.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun