Ramazan muhasebesi… – Fikrikadim

Ramazan muhasebesi…

Hayati Esen

Hayati Esen

Hayat bize ne kadar şey öğretebilir bilmiyorum… Ama, eğer insan hayattan bir şeyler öğreniyorsa bunu çok geç fark ediyor.  Hayatın kendisine öğrettiklerini bir başkasına aktarmakta ise o kadar başarılı değil. Ulaştığı doğruyu, gerçeği, karşısındakine aktarmanın çaresizliği, tereddütü, korkusu içinde. Yahut hayatın, kendisine öğrettiklerinin, kurulu düzende çokta karşılığı olmadığını düşünüyor. Düzenin kendisinden daha haklı , daha doğru olacağına inanıyor. Çıkarlarının, öğrendiği gerçeklerden daha öncelikli olduğunu görüyor vs… Belki de bu saydıklarım insan için geçer değil. Dedim ya bilmiyorum; kabul etmiyorsan; hiç biri…  Neticede gerçek, senin kabul ettiğinden ötesi değil…

İnsan kendine dönüp baktığında, yapıp ettiği, övündüğü, böbürlendiği işlerin aslında bir ‘hiç’e karşılık geldiğini görse de bir başkasına allayıp pullamaktan da vazgeçmiyor. Onunla kendisine bir statü, bir varlık elde etmeye çalışıyor. “Ben şöyle şöyle biriyim, şöyle şöyle işler yaptım, bak bu meslek, insanlığın en önemli mesleği, benim işim insanlık için… bak bu fikir, insanlığın önünü açan bir düşünce,  bu din, bu felsefe…” diyerek kurulan uzun uzun cümleler.

Hani Hoca Nasreddin’in şu meşhur fıkrasında geçen “Hiiiç”i diyorum…

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”
Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce,
sormuş Hoca: “Sen kimsin?”
Mutasarrıf”ım demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam…
“Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp “Hiiiç.” Demiş
“Daha niye kabarıyorsun be adam, demiş Hoca.. ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım.

Bugün kurulu düzenin en önemli mesleklerinin veya en önemli meslek diyerek pazarlananın arkasında yatan tek gerçek;  talep edilen tüketimi artıran meslekler olması. İnsanın hayatını kurtardığını düşünen bir doktorla, insanın hayatını koruduğunu düşünen asker, adaleti sağlayan hakim… Aralarındaki fark; biri ölecekken bir umut, diğeri yaşarken ölmemek için bir umut. Öbür diğeri kurulu düzenin hukuk/pay dağıtıcısı… İkisi de sonuçta olacakla öleceğe çare bulamayan canlılar, diğeri güçlüden kalanı, zayıfa paylayan… Modern düzende, piyasa ekonomisinde meslekler tüketimin artırılması içindir. Ne kadar çok tüketirseniz sizi o kadar çok korurlar.

Bir sosyoloğun hayatın akışıyla ilgili tespitleri, teşhisleri daha mutlu, -belki- farklı bir yaşam için değil, mevcut düzenin aksamadan işlemesi içindir. Araştırılan ve tartışılan her şey aslında kurulu düzenin varlığını devam ettirmek. İnsanın bu düzende mutlu olduğuna dair kanaati pekiştirmektir. Zaten bu saydığımız ve saymadığımız meslek sahiplerinin hepsi; bu düzene canı gönülden inanmaktadır. Onlar bu düzenin ‘kazananları’ dır, düzene ayak uydurmuş, teslim olmuşlardı. Bir bakın; çoğunlukla bu insanlar öğrendikleri, öğretilen ‘doğru’ bilginin yanlışlığını sorgulamazlar. Onlar için doğru: bilgidirBüyük tanrı teslim olunan, doğruluğuna inanılan, sorgulanmayan neyse o değil midir(?) Peygambere Mekke’de; “Düzenimizi bozuyorsun, biz doğrularımızla mutluyduk sen nereden çıktın.” diyenlerdir…

Sizin çok başarılı olmanız, başarmanız, para kazanmanız, makam mevki sahibi olmanız, doktor, mühendis, asker olmanız, sizin haricinizde pek çok insanın başarısız, mutsuz ve fakir etmenizle mümkündür. Ev, mal mülk sahibi olmanız… Düzen böyledir. Bir kişinin başarılı olması, yüzlerce kişinin başarısız yapılmasıyladır. Kazanan bir iş adamı olmanız; yanınızda çalışanı sömürmeniz, sosyal haklarından, insani yaşam standardından mağdur etmenizdir. Vergi vermeniz, çalmanızla, sömürmenizle gerçekleşir. Siz, dünyada kurulu olan sistemi ayakta tuttuğunuzda başarılısınızdır. Yok, sisteme girmezseniz kendiliğinden başarısız ilan edilir ötekileştirilirsiniz. Unutmadan söyleyeyim; bu başarısızlık, elbette var olan düzen içindir. Yoksa insan olarak var olmanız, varlığa çıkışınız zaten başarıdır. Çünkü hayata gelmek, her türlü engeli aşıp bir canlı olmak başarıdır.

Dönün kendinize bir bakın; yeryüzünde mutlu, mesut, güven içinde yaşayan insan sayısı yüz milyonlardayken, mutsuz insanlar milyarları geçmektedir. İnsanın ürettiği bütün bilgiler, düşünceler, bilim, sanat her ne ise milyarlarca insanı mutsuz kılan düzeni korumak için vardır.  Dünyanın kurulu düzeni; o düzende başarılı olanları korumak, geri kalanını ölüme, açlığa, sefalete, savaşa terketmektir. Medeniyet, siyaset, ideoloji, devlet denen her şey bunun içindir. Din, felsefe, bilim vs…

Siz onların sisteminden bir pay almaya çalıştıkça, bir elinize Güneşi, diğer elinize Ay’ı almayı kabul etmişsinizdir.

Tuttuğunuz oruç, gittiğiniz hac, verdiğiniz zekat, şeyhiniz, hocanız, hep o sistemi ayakta tutmak için varlığını korur. Kimi televizyon programlarıyla tüketilir, kimi hac umre şirketleriyle…

Ramazan diyorum, kendimizde yeni bir nefis muhasebesine vesile olur. Bütün bu düşüncelerle…

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i Kadim Yayın Yönetmeni (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun