Türkiye neden Katar’da askeri üs kuruyor? – Fikrikadim

Türkiye neden Katar’da askeri üs kuruyor?

Galip Dalay

Galip Dalay

ABD’nin Körfez bölgesinden görece çekilmesi, bu bölgeye yönelik iddiaları olan İran’ın Batı ile yakınlaşması Körfez ülkelerini farklı ittifaklar arayışına itiyor. Körfez, bölgesel aktör İran’ı başka bir bölgesel aktör olan Türkiye ile dengelemeye çalışıyor.

Türkiye-Katar ilişkileri Türkiye dış politikasının en önemli başarı alanlarından birini oluşturuyor. Ekonomik, siyasal, bölgesel iş birliği alanlarına sahip olan bu ilişkilere son dönemlerde önemli bir boyut daha eklendi: Güvenlik.

“Katar’ın Türkiye’nin ülkelerinde üs kurmasına bu kadar istekli olması, bölgenin büyük abisi konumundaki Suudi Arabistan’ın en azından buna rıza göstermesi veya muhalefet etmemesi, İran ile girişilen mevcut bölgesel rekabetin bir sonucu.” Galip Dalay

Türkiye, kendi toprakları dışındaki ilk büyük askeri üssünü Katar’da kuruyor. Tugay seviyesinde olacak bu askeri üste kara, hava ve özel kuvvetler komutanlığından birlikler konuşlandırılacak. Türkiye kendi toprakları dışında üs kurulmasını dış ve güvenlik siyasetinin önemli bir parametresi haline getirecekse, Katar’daki üs bu konuda bir pilot uygulaması olarak okunabilir. Peki, Katar neden Türkiye ile bu denli yakın bir güvenlik işbirliğine girmeyi, Türkiye’nin kendi toprakları üzerinde üs kurmasını kabul ediyor? Katar’da üs kurulmasına kadar uzanan bu denli yakın güvenlik işbirliği Türkiye’nin genel dış ve bölgesel politikası için ne anlam ifade ediyor?

ABD’nin bölgeyi tamamıyla terk etmesi ve güvenlik yapısından kendisini azade etmesi düşünülemez. Fakat bölgenin ABD dış politikasındaki göreceli öneminde bir azalma yaşandığı da yadsınamaz. ABD’nin bölgeye sunduğu geleneksel güvenlik şemsiyesini olduğu gibi sürdürmeyeceği, burada bir düzey azalmasına gideceği anlaşılıyor. Bu da bölgenin güvenlik yapısında belli bir boşluğu doğuruyor. Eğer mümkün olsaydı, şüphesiz bölge devletleri, bu muhtemel güvenlik açığını başka bir muadil süper gücün güvenlik garantisi ile aşmayı tercih edeceklerdir. Fakat şu anda görünürde bunu yapabilecek bir süper güç bulunmuyor. Bu da bölge devletlerini ikincil derece güçlerle, bölgesel aktörlerle ittifak ilişkileri geliştirmeye yönlendiriyor.

Katar ve Körfez’in İran algısı

Körfez ülkeleri açısından bu ilişkiyi bu denli acil ve mühim kılan diğer bir unsur ise İran faktörü. Batı ile İran arasında yaşanan kısmi yakınlaşma, nükleer meselesinin müzakere yoluyla çözülme ihtimali, İran’ın bölgesel tasavvurlarında daha agresif ve özgüvenli davranmasına yol açıyor. Bu durum da Körfez ülkelerindeki İran korkusunu hatta fobisini depreştiriyor. İran’ın Körfez’e yönelik emelleri ve iddiaları bu durumu daha da kronik kılıyor. Bu konuda Körfez, bölgesel bir aktör olan İran’ı yine başka bir bölgesel aktör ile dengeleme siyaseti güdüyor.

Bugünkü denklemde bu rolü oynayabilecek yegâne bölge ülkesi, Türkiye. Dolayısıyla, Katar’ın Türkiye’nin ülkelerinde üs kurmasına bu kadar istekli olması, bölgenin büyük abisi konumundaki Suudi Arabistan’ın en azından buna rıza göstermesi veya muhalefet etmemesi, İran ile girişilen mevcut bölgesel rekabetin bir sonucu. ABD’nin bölgeye yönelik sunduğu geleneksel güvenlik garantilerinin geleceğine dair muamma ile İran’ın bölgesel siyasetteki artan özgüveni ve yayılmacılığı, Körfez ülkelerinin alternatif güvenlik ilişkileri geliştirmesine ve İran’ı dengeleyici bir siyaset izlemelerine yol açıyor. Bu açıdan dinamik ve zinde bir güç olan Türkiye, Körfez ülkeleri ile Katar’ın tahayyül dünyasında özel bir anlama sahip.

Bu noktada hemen bir parantez açıp iki bölgesel güç olan Türkiye ile İran’ın Körfez ülkeleri ve özellikle de Katar tarafında nasıl algılandığını ortaya koymakta fayda var. Körfez ülkeleri, İran’ın Körfez’e yönelik politikalarında İran’ı yayılmacı, istikrarsızlık yayan ve tahakküm edici bir güç olarak algılıyor. Buna karşın, aynı ülkeler Türkiye’nin Körfez’e yönelik siyasetini ‘tahakküm’ yerine ‘etki’ ve ‘etkinlik’ kavramlarıyla değerlendiriyor. Bu da Körfez’in iki ülkenin dış politika aktivizmlerine verdiği farklı cevapların gerekçesini ortaya koyuyor.

“İran ve Körfez ülkeleri arasında yaşanan güç mücadelesine Türkiye müdahil bir etken olarak dahil oldu. Bu da Türkiye’nin bölgesel güç olma iddiasını tahkim eden bir işlev görüyor.” Galip Dalay

Tabii ki bu yapısal ve güçlü gerekçeler tek başına bir ülkenin başka bir ülkede üs kurmasını, diğerinin de buna rıza göstermesini açıklamaya yetmez. İki ülke arasındaki özel ilişkiler ile bunu daha ileriye taşıma, kurumsal bir zemine oturtma niyet ve kararlılığı olmadığı takdirde, bu denli önemli bir kararın hayata geçmesi pek mümkün olamazdı.

İran ve Körfez ülkelerinin güç mücadelesinde yeni aktör: Türkiye

Türkiye’nin Katar’da üs kurması, ülkenin bölgesel aktörlük iddiası ile yakından ilintili. Türkiye, geleneksel dış politika coğrafyasının dışındaki kritik bir bölgede askeri üs kurarak bölgesel aktörlük iddialarına ciddi bir katkı sunuyor. Bölgesel aktörlük iddiasının diğer bir boyutu da Türkiye’nin üs ve güvenlik ilişkileri aracılığıyla tarihsel coğrafyasının dışındaki bir güç mücadelesinde müdahil etken olarak yer almasıdır. Daha açık ifade etmek gerekirse, İran ve Körfez ülkeleri arasında yaşanan güç mücadelesine Türkiye müdahil bir etken olarak dahil oldu. Bu da Türkiye’nin bölgesel güç olma iddiasını tahkim eden bir işlev görüyor.

Buna ilaveten, üs siyaseti yumuşak güç eksenli bir politikanın ötesinde bir konumu ifade ediyor. Türkiye’nin genel olarak Ortadoğu ve özel olarak da Körfez’e yönelik siyasetinin ana eksenini yumuşak güç unsurları tayin ediyordu. Yumuşak güç enstrümanları ve veçhesine sahip olma, bölgesel güç olma iddiasındaki bir devletin sahip olması gereken temel özelliklerden biri. Fakat sert ve askeri güç unsurlarının siyasetin ve devletlerarası ilişkilerin temel belirleyeni olduğu bir denklemde, yumuşak güç unsurlarının etkinliği ancak onların arkasına konulabilecek askeri ve sert güç unsurları nispetinde olabilir. Bu bağlamda bölgesel düzenin eski fay hatlarının bu kadar dinamik ve kırılgan olduğu, yeni bir bölgesel sistemin henüz doğmadığı, fragmentasyonun derinleştiği bir denklemde, Türkiye’nin yumuşak güç unsurlarının geçerliliği ve kredibilitesi ancak onun arkasına konulan sert güç öğeleri kadar olacaktır.

Son olarak Ortadoğu’da devletlerarası ilişkilerin en belirgin ortak keseni öngörülmez bir yapıya sahip olma, her an değişime meyyal olma halidir. Buna karşın, bir devletin başka bir devlette üs kurma kararı, bu iki devlet arasındaki ilişkilere de belli bir istikrar ve siyasal öngörülebilirlik katar. Bu, aynı zamanda bu ilişkilerin gelecek seyrinin sadece siyasetçilerin insafına terk edilmemesini, buna güvenlik bürokrasisinin de ortak edilmesini ifade eder. Bu da ikili ilişkilerde öngörülebilirliğin yanına daha geniş bir sahiplik ile sağlam bir zeminin dahil edilmesi manasına gelir.

Ezcümle, Türkiye’nin Katar’da üs kurma kararı Türkiye-Katar ilişkilerini daha sağlam bir temele oturtup, gelecek türbülanslara karşı daha dirençli kılacaktır.

-Al jazeera-

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun