Özeleştirinin kaçınılmazlığı… – Fikrikadim

Özeleştirinin kaçınılmazlığı…

Abdulaziz Tantik

Abdulaziz Tantik

Seçimden sonra bir eleştiri furyası aldı başını gidiyor. Elbette ki eleştirilerin önemi ortada… Çoğu eleştiri de haklı bir pozisyonu taşımaktadır. Yapılan yorumlar ve haklılaştırılan tutumlar bir tarafa; okuduğum çoğu yorum ve eleştirinin gerçeklikle ilişkisi var. Kasıtlı olduğu belli olan yorumların dışında hepsi neredeyse iyi niyetle yapılan betimleme, anlama ve yorumlama çabalarıdır ve önemini korumaktadır. Yer yer üst perdeden emir komutu veren yorumlar da var ama ağırlıklı olarak aynı yanlışa düşmemenin hayra vesile olacağı yaklaşımı öne çıkmaktadır.

Peki, bu eleştiriler bir gerçeklik zeminine sahip olmakla birlikte bir hakikat değeri taşımakta mıdırlar? Güncel olanın içinde sarmaş dolaş olan bir bakışın hakikat üzerine yoğunlaşması çok zordur. Bu yüzden aydınların yönelttiği eleştiriler de dâhil olmak üzere güncel ve güncelin taşıdığı istikamet üzerinden yapılan haklı ama hakikat değeri taşımayan yorum ve eleştirilerin de bir sağlamasını yapmak kaçınılmaz olmalıdır.

Birinci nokta; eleştirilerin odağındaki farklı tespitleri de içinde barındıran dünyevileşmeyi (sekülerleşmeyi) içinde taşıyan eleştirilerdir. Bu eleştirilere yönelik ahlaki çürümeyi de ekleyebiliriz. Yapılan eleştirel yorumların çoğunda farklı tanımlar ve tespitlerin tümünün bu başlık altında toplanabileceğini söylemek mümkün…

İkinci nokta; sosyal adaletin ve hakkaniyetli bir paylaşımın olmadığı gerçeğine yapılan vurgudur. Zenginin daha zengin olduğu fakirin ise fakirleştiği bir düzen… Bu tespit yanlışlanabilir bir tespit değildir.

Üçüncü nokta ise; yapılması gerekenleri zamanında yapmadıkları için güven kaybına uğramaları tespitidir ki el hak doğrudur. Yeni bir anayasa yapımı sözü neredeyse üç dönemdir verilmekte ve bu sefer iktidar dışında şu an için kaldıkları da hesaba katıldığında hala bu söz yerine getirilmedi.

Dördüncü nokta ise; sürekli seçim kazanmanın getirdiği kibir ve bu yüzden halktan uzaklaşma olarak tanımlayacağımız bir konumun içselleştirilmesidir. Bu da haklı bir pozisyonu içinde taşımaktadır.

Şimdi bu eleştirileri nasıl eleştirebilirsin diye sorabilirsiniz…

Eleştirilerin mantığına yönelik bir itirazım yok, benzer eleştirileri bende yapıyorum. Bu eleştirilere iktidarın dikkat etmediği için bir erime içinde olduğu tespiti de doğrudur. Ama bu tespitlerin çözümü noktasında kalıcı bir öneriye rastlamadığımı söylemek zorundayım. Sadece ‘kendilerini değiştirsinler’, ‘eski fabrika ayarlarına geri dönsünler’ temennası ile bu mesele çözümlenebilir olduğu konusunda ciddi şüphelerim var.

Birincisi, yapılan tespitlerin kaynağını yani ontolojik nedenini doğru bir şekilde tanımlamalıyız. Yapılan yanlış ve hataların gerçek nedenini hakikati bağlamında doğru bir zeminde teşhis edemediğimizde sonucu değiştirmeye matuf beklentilerimiz hep akamete uğrayacaktır. Geçici bir iyileştirilme sağlansa bile yine aynı hastalıklı halin tekrar nüksetmeyeceğinin garantisi yoktur. Bu yüzden meselenin gerçeği ile ilgilenirken hakikatini dışarıda tutmamayı bir reflekse dönüştürmeliyiz. Bunu sağlayabilecek donanımı ve tefekkürü elde etmeyi bir sorumluluk olarak addeden insana dikkat kesilmeye başlayarak yola çıkmalıyız.

Örneğin, ortaya konulan politikaların; ekonomi, siyasal ve hukuki yapılanmaların tümünün beslendiği temel siyasal yaklaşım nedir? Bu nedir’e verdiğimiz cevap bize işin mahiyetini idrak ettirecektir. Liberal politikalar eşliğinde yürütülen siyasal çalışmalar hangi ahlaki zemini inşa edecektir? Bu soru da anlamlı olmalıdır. Ayrıca modern dünyanın bize dayattığı parçacı zihniyetten kurtulmalıyız. Meseleyi kendi bütünlüğünde değerlendirdiğimizde inanç, kültür, medeniyet, ahlak, siyaset, hukuk ve davranışlar psikolojisinin tümü bir bütünlük içinde oluşmaktadır. Bunları ayrı olarak değerlendirmeye çalışmak aslında tam da şikâyet ettiğimiz noktaları yapısal bir konuma taşımaktan geri durmamayı içermektedir. O yüzden yukarıda ifade ettiğim noktalara yönelik yapılan eleştiriler el hak doğrudur. Ama çözümü konusunda hiçbir öneri sunmamakta bu da eleştiriyi hak etmelidir. El hak bu da doğru olmalıdır.

O zaman özeleştiri önemini korumalıdır. Her halükarda eleştiri işlerin hep doğru bir zeminde yürümesini sağlayan önemli bir etkendir. Bu etkeni daha da etkin kılmak için eleştiriyi hangi felsefi düzeyde ve düzlemde inşa ettiğimiz de bir o kadar önemli ve anlamlı olmalıdır. Çünkü eleştiriye tabi kıldığımız davranışların üretildikleri zemini ortadan kaldırmadan o davranışlara yönelik eleştirilerimiz bir haklılık payı içermekle birlikte aşınmaya devam edecek ve yeni katılımlarla süreklileştirilecek bir pozisyonu oluşturmayı sürdürecektir. Bu tehlikeli olandır. Bu tehlikeli olana dikkat çekecek olan ise aydın ve ulema kesimi olmalıdır. Ama bu kesimlerde güncelin baskısından çok fazla kurtulamamaktadırlar. Bu ise en büyük handikabı oluşturmaktadır.

Sahte kimlikler yada zorunlu dayatmalar yüzünden sahte tutumlar oluşturmak hep bir zaafı içermekte ve davranışın kodlarını çürütmektedir. Bu gerçeğin altını bir daha çizmeliyiz. Sorun bu ülkede demokrat ve eşitlikçi tutum üzerinden özgürlük meselesi midir? Peki, soru şu o zaman: nerede tam olarak demokrat, eşit ve özgürlükçü bir tutum inşa edilebilmiştir. Parçacı konumlar vardır bunu inkâra da gerek yoktur. Her beyaz batılı, doğulu veya iktidar ortağı olduğu zeminde daha eşit, daha özgür ve daha demokrat bir tutumu içermektedir. Ama periferi, uçlar, dışlanmışlar, vebalılar için bunlar çok fazla lükstürler. Onlar ancak işlevsellikleri ölçüsünde yaşama hakları vardır. Ama bu yaşam hakkı da sadece ölmeyecek kadarla sınırlı olmalıdır. Kimse bana batıda bu saydıklarımın olduğunu söylemesin! Apaçık ortada ki batı sadece kendisi için bu değerleri taşıyor. Ötekisi için ise asla bu değerleri istemediği gibi onlar için bir fazlalık olarak tanımlıyor. Bu yüzden sahici bir eleştirinin aslında tefekkür ama bu tefekkürün bir medeniyet (batılı anlamda değil) perspektifi içinde gerçekleşmesine bağlıdır.

İşte bu yüzden İslamcılık daha derinden bir eleştiri geleneği oluşturmayı öncelikli bir sorumluluk olarak idrak etmelidir. Ve eleştirilerini sahici ve derin bir noktadan başlatmalıdır. Geçici sorun çözmeyi geriye itmeden ama kalıcı çözümleri hep masada tutarak varlık sahasına yönelmelidir ki insanlığın kurtuluşunun gerçek mimari olma hakkını ve imtiyazını kazansın…

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun