Gölgelerin Gücü Adına… – Fikrikadim

Gölgelerin Gücü Adına…

Abdulaziz Tantik

Abdulaziz Tantik

Her seçim bize farklı bir atmosferi tanıtıyor. Her atmosfer de bize farklı bir tecrübe kazandırıyor. Seçimlere hazırlık ve propaganda yöntemleri bize yeni farkındalıklar sağlıyor. Her seçim dönemini keyifle izlerim. Çünkü seçim süreçleri birbirine benzese de farklılıkları bünyesinde taşır. Bu da seçimin mahiyetine yönelik ilginin varlığını göz ardı edebilmenin stratejisi sayesinde gerçekleşiyor. Yani her seçim aslında gerçek düşünce, duygu ve algının dışavurumunun ötesinde seçimi kazanmanın yönteminin öne çıktığı bir zemini işaret ediyor. Çocukluğumdan beri izlediğim seçim süreçleri bana bu izlenimi verdi…

7 Haziran seçimlerinin propaganda biçimlerini de gözlemleyince bu kanaatimin değişmediğini söyleme imkânım doğuyor. Bu seçimde de batında olan ile zahirde olan arasında derin bir kopukluk var. Belki seçim tarihinde ilk kez iktidar ile muhalefet bu batın ve zahir arasındaki kopukluk noktasında bir birinden ayrışıyor. Bu seçimi bu kadar önemli kılacak olan durumun bu farkındalık sayesinde algılana bilineceğini düşünüyorum. İktidar seçim propagandasını tam da muhalefetin batınında saklı tuttuğu şey üzerine temellendiriyor. Ve bunu deşifre ederek oy isteğini beyan ediyor. Muhalefet ise kendi batınındakini söylemek yerine zahirde iktidarın yanlışlarını ve eksikliklerini dikkate sunarak ve algı mühendisliğini de devreye koyarak oy istiyor. Karşılıklı söylem ve üsluplara bakıldığında bunu görmek kolay olacaktır.

Aslında daha seçim öncesinden başlayan bir algı operasyonu vardı. Hükümete ve hükümet şahsında Erdoğan’a yönelik ciddi bir saldırı var. Hatta bunu uluslar arası boyuta taşıyıp oralardan da medya desteği alarak Erdoğan’ın kötülenmesi ve karalanması için gereken zemin inşa edilmeye çalışılıyor. Bunu nesnel bir zemine çekmek ve güçlendirmek için de bazı İslamcı muhalif küskünleri işin içine dâhil etmek ve ‘Ak Parti iktidarını yıkamasak da geriletebilmenin zeminini oluşturalım’ düşüncesi ağır basıyor. Bütün muhalif cephelerde eski İslamcı aktörlerin yer bulmasının anlamı bu olsa gerek!

Aslında tüm bunlar 2011’den bu tarafa başlayan süreç ve Ortadoğu’nun biçimlendirilmesi meselesi ile birebir ilişkili. Bir boyutu ile Türkiye kendi özgürlük alanlarını çoğaltmaya çalışıyor. İktisadi, istihbari ve siyasi alanda farklı bir konumu öne çıkarması, malum mihraklarda ‘Türkiye elden kaçıyor’ algısını beslediği için liderliği üstlenen Erdoğan’a yönelik müthiş bir kin ve nefret oluşturulmaya çalışılıyor. Çünkü Erdoğan’a yapılanları haklı çıkaracak herhangi bir şeyin varlığını nesnel zeminde izah etmek mümkün görünmemektedir. Ama ısrarlı bir şekilde bir odak tarafından yayılan ve bütün muhalif unsurlar tarafından koro şeklinde dillendirilen şeyler meseleyi girift hale getirmekte, ‘muhalif olanların derdi gerçekten ne?’ sorusu anlamlı hale gelmektedir. Özellikle de bu muhalif unsurların iktidar deneyimlerinde gösterdikleri performansı nesnel bir zeminde masaya yatırdığımızda kullandıkları söylemin içinin boşluğunu görmemek için kör olmak gerekir. Zaten kıyametin MİT Müsteşarlığı üzerinden koparılmasını ve neredeyse her konumda devletin zararına rağmen iktidara yönelik hamleleri destekleyenler hangi güç adına hareket ettiklerini izah etmekte zorlanıyorlar. O yüzden sürekli yalana başvuruyorlar. Bu yalanlar ise kafalarda hep bir soru işareti oluşturuyor ve muhalefetin samimiyetine yönelik şüpheyi güçlendiriyor.

Peki, iktidarın hatası yok mudur? Elbette ki vardır ve olacaktır da… Ama muhalefet gibi kökleri, temelleri hata üzerinde yükselmemektedir. Muhalefetin dile getirdiği ekonomik konular üzerinden meseleyi tartışmak bir açıdan doğrulanabilir olana bir gönderme olabilir. Ama bu bile iktidarı haklı çıkaracak bir durumdur. Verilmesi vaat edilen meblağlar ise genelde seçimi kazanamayacak olan muhalefetin iktidarı biraz daha yıpratmak adına gündeme taşıdığı ve seçmenin kafasını karıştıracak bir durumu izaha yarar. Bunu daha önceki seçimlerde küçük partiler yapardı. Bu seçimde ise ana muhalefet ile birlikte irili ufaklı bütün muhalefet partileri bu vaatleri seslendirmektedirler. Bu da seçimin nesnel bir zeminde gerçekleşmediği daha çok operasyonel düzeyde gölgeler adına bir kavgayı işaret etmektedir.

Hem MİT tırlarında takınılan tutum, hem Mursi’nin darbeci Sisi tarafından idama mahkûm edilmesinin Hürriyet ve şürekâsı tarafından verilme biçiminin, aynı tezgâhın farklı boyutları olduğu söylenebilir. Yine batılı medya tarafından dillendirilen Erdoğan karşıtı propagandada da bunu gözlemleyebiliriz. Özgürlükten dem vuran muhalefetin özgürlüğü ortadan kaldıran tutumlarını ibretle izlemekteyiz. Özellikle HDP’nin batıda güvercin doğuda şahin tutumlarını görmemek mümkün değil! Tartışmanın biçimi ve usulü üzerine de söylenecek çok şey var. Ama seviyenin çok aşağılarda olduğunu belirtmekle yetinelim…

Bu seçimde sosyolojiye yönelme yerine psikolojiye yönelen bir strateji var. Muhalefet bunu büyük bir çaba ve kurumsal destekle yapmaktadır. Bu noktada profesyonel bir çabanın varlığının, seçmenin kafa karışıklığında karşılık bulduğunu söyleyebiliriz. Seçim sürecinin sonuna yaklaşıldığında iktidara içerden yöneltilen eleştirileri de hesaba kattığımızda iktidara yönelik ciddi bir eleştirinin varlığı göz ardı edilemez. Ancak bu eleştiriler bir sağaltmayı da içerdiği andan itibaren, iktidarı güçlendirecek bir boyuta dönüşebilir. Bunu da iktidara yakın kalemlerin yazılarından takip edebiliriz. Onlarca yazıya dönüşen bu yaklaşımı önemli buluyorum. Bir açıdan iktidara yönelik sahici bir eleştirinin imkânını oluşturabilir. Çünkü muhalefetin iktidara yönelik eleştirileri gölgeler adına olduğundan bir karşılık bulamaz. Ama sahici bir eleştirinin, iktidarın kendini düzeltmesi ve beklenen özgürlük ve adaleti yaygınlaştıracak adımlara yönelmesini sağlaması bağlamında önemi olur.

Bütün bu gürültünün ardında kalan bir gerçek var. İktidar bu gerçeği gürültü yüzünden yeterince duyuramamaktadır.  Ayrıca seçmen de bu sesi duyma konusunda isteksiz! Bu noktada gerçeğin sessizliğe gömülmesine gönlümüz razı değildir. Mesele iktidar ve muhalefet arasındaki normal bir seçim taktiği ve stratejisi değil bilakis uluslar arası derin güçlerin Ortadoğu’yu biçimlendirme arzusudur. Bu yüzden bu seçim aynı zamanda Ortadoğu ve Müslüman Halkların kaderini de belirleyecek olan bir tercihi içermektedir. Her ne kadar bazı İslamcı kalemler bunu olumlamasa da bu böyledir. Çünkü bu kader seçim es kazara iktidarı düşüren bir seçimle neticelenirse bir yüz yıl daha İslam Coğrafyası kan revan içinde kalacaktır. Bitmeyen yeni bir mücadeleye hazır olan yürekler bir tarafa büyük bir yorgunluk etrafı kaplamaktadır. O yüzden bu seçim her zaman ki normal bir seçim değil ki biz de yorumlarımızı normal koşullara bağlı kılalım…

Kaos planı çerçevesinde strateji oluşturanlarla düzen arayışında olanların kavgasını oluşturuyor bu seçim…

Düzeni mi arıyoruz kaosu mu? Ama bu felsefi bir tartışma değil! Siyasi olarak kantonlara bölünmüş ve iç savaşla başı dertte olan bir İslam Coğrafyası arzusu var. Bu İslam içi savaşın yükselen adımlarıdır. Ve buna açıkça tavır alan Erdoğan ve bir iktidar gücü var. Bu konuda akl-ı selimi devreye koymalı ve vicdani olanı öne çıkarmalıyız. Ak Parti’nin masum olduğunu kimse söyleyemez. Ama bu muhalefetin sütten çıkmış ak kaşık olduğu anlamına da gelmiyor. Tam tersi muhalefet çok kirli bir siyaset uyguluyor. Gölgeler adına savaşırken halka vaatlerde bulunarak akılları karıştırıyor. Bunu göz ardı edemeyiz.

İslamcılık düşüncesi bağlamında iktidarı eleştiriye tabi kılabiliriz. Ve buna yönelik çok haklı sebeplerimiz de vardır. El hak bu doğrudur da… Ama keskin bir doğru daha var; o da batılı derin güçlerin bölgede bir karmaşa, kargaşa ve savaş istemesidir. İşte biz bu savaşı, kirli ve karanlık güçler kazanmasın diye seçime katılmalı ve desteğimizi de esirgememeliyiz. Sadece Müslüman ümmetin geleceğini düşünerek büyük yanlışlar yerine doğru bir geleceği oylamalıyız…

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun