“Demirtaş ölümü bile göze aldı” – Fikrikadim

“Demirtaş ölümü bile göze aldı”

Cumhuriyet Gazetesi’nden Ayşe Yıldırım’ın sorularını cevaplayan KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, 7 Haziran sonrası Türkiye’yi koalisyon hükümetinin beklediğini söylüyor. “Demokrasi mücadelesi veren hiçbir güç AKP ile koalisyon yapamaz” diyen Bayık’a göre “Ortaya çıkacak tabloya göre bir koalisyon kurulacaksa demokrasi güçleri arasında olmalı”. Bayık, HDP’nin barajı aşması halinde AKP’nin parçalanacağını da savunuyor.

KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık,0002

Seçim sonrası için çeşitli alternatifler var. AKP tek başına hükümeti kurabilir. Ya da HDP parlamentoya girebilir ve bir koalisyon olabilir. Bu senaryolarda sizin tutumunuz ne olur? AKP tek başına hükümet kurarsa ne yaparsınız?

AKP’nin tek başına iktidar olması çok zor. Öyle görünüyorki Türkiye’de koalisyonlar olabilir. Bu ihtimal daha çok güç kazanıyor. Ama koalisyon AKP ile olamaz. Çünkü AKP demokratik bir güç değil, demokrasiyi hedeflemiyor. Sorunları demokrasiyle çözmeyi esas almıyor. Tam tersine otoriter bir anlayışı var ve giderek bunu daha çok derinleştiriyor. Bu aslında oldukça tehlikelidir. Demokrasi mücadelesi veren hiçbir güç AKP ile koalisyon yapamaz. Eğer AKP ile koalisyon yapmaya kalkarlarsa o zaman bu güçlerin demokrasi mücadelesi vermedikleri, toplumu aldattıkları ortaya çıkar. Sırf seçimi kazanmak için demokratik söylemi geliştirdikleri ortaya çıkar ki bu hem demokratik güçler açısından hem toplum açısından tehlikelidir. AKP’nin aldatma politikaları kadar tehlikelidir.

Çatlamalar olabilir

-AKP başkanlık sistemini getirmek istediğini söylüyor?

Türkiye’de demokratik devrimini gerçekleştirmemiştir. Ortadoğu’da hiçbir ülkede demokratik devrim gerçekleşmemiştir. Demokratik devrimin gerçekleşmediği bir ülkede başkanlık sisteminin propagandasının yapılması kesinlikle otoriter bir yönetimi hedefler.

-AKP dışında bir koalisyon olursa ne olur?

Bu olabilir. Bu seçimlerden sonra ortaya çıkacak durumlara bağlıdır.

-En iyi nasıl tarif edebilirsiniz seçim sonrası ihtimalleri?

İhtimallere dayalı tahmin doğru olmaz bence. Ortaya çıkacak tabloya göre bir koalisyon kurulacaksa demokrasi güçleri arasında olabilir. Demokrasiyi hedefleyen, Türkiye’yi demokratikleştirmek isteyen, Kürt sorunundan Alevi sorunundan diğer halkların, dinlerin ve mezheplerin sorunlarını demokratik yöntemlerle çözmeyi esas alan güçlerle ancak bir koalisyon olabilir. Başka türlü bir koalisyon Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlara kesinlikle bir çözüm olamaz. Hatta sorunları arttırır.

-Seçim sonrası AKP’de bölünme bekliyor musunuz?

Çatlamalar ortaya çıkabilir çünkü ciddi sorunlar yaşanıyor. Erdoğan müdahalelerle bunu önledi ama seçim sonrasında eğer demokrasi güçleri parlamentoya girerse kesinlikle AKP’de çatlamalar meydana gelebilir. Türkiye toplumu AKP belasından böyle kurtulabilir. Bu çok güçlü bir ihtimaldir. Demokrasi güçleri parlamentoya giremezse bu tamamen Erdoğan’a ve AKP’ye yarayacaktır. Erdoğan büyük bir savaşı geliştirecektir. Bütün demokrasi güçlerini ezmeyi hedefleyecektir ki bu çok büyük bir tehlikeye yol açar. Onun için demokrasi güçlerinin gerçekten savaş istemiyorlarsa, barış istiyorlarsa, Türkiye’nin bir felakete sürüklenmesini istemiyorlarsa mutlaka ve mutlaka bu seçimlerde parlamentoya girmeleri için olağanüstü çaba göstermeleri gerekmektedir.

-Müzakerelerin yeniden başlamasına ilişkin umudunuz var mı? Nasıl bir tablo yaratılırsa daha fazla umutlu olursunuz?

Biz daha ortaya çıkarken bile umudun kırıntıları bile yokken umutla işe başladık. Çünkü umut olmadan hiçbir mücadeleyi yürütemezsiniz. Elbette sadece umutla da bir sonuç alınamaz. Onu besleyecek adımların atılması gerekiyor. Biz umutla yola çıktık ama onu besleyecek adımları da attık. Eninde sonunda bu iş müzakereyle çözülecektir. Biz elbette sadece hükümetleri, devletleri esas almıyoruz. Bizim için toplum ve topluluklar en az hükümetler kadar değerlidir. Eğer müzakereye toplulukları, halkları çekemezseniz devletle hükümetle sorunları çözemezseniz. Hele hele bu Türkiye olunca hiç çözemezseniz.

Biz Türkiye toplumunu çözüme ortak etmek istiyoruz. Bizim bütün çabamız budur. Eğer bu gerçekleşirse hiç bir hükümet bunun karşısında duramaz.

Demirtaş ölümü göze aldı– HDP ile birlikte Demirtaş’ın da yıldızı parladı. Popstar gibi karşılanıyor. Kadınların, gençlerin ilgisi büyük. Nasıl görüyorsunuz Demirtaş’ı ve bu ilgiyi?Eğer bir ilgi gelişiyorsa herhalde boşuna değil. Demek ki çabalarıyla bunu yaratabiliyor. Biz olumlu görüyoruz. Türkiye’deki halkların buna ihtiyacı var. Selahattin Demirtaş ölümü göze alarak gerçekleri ortaya koymaya çalışıyor, sorunları ortaya koymaya çalışıyor. Bunun çözümüne talip olduğunu ortaya koyuyor. Bu toplumda yankı buluyor, inandırıcı oluyor, onun için ilgi gelişiyor. Nedeni budur.

HDP barajı geçerseIşid geriler

Diyelim ki AKP’nin daha doğrusu Erdoğan’ın istediği oldu yeniden çatışma başladı bu IŞİD’i nasıl etkiler?

Türkiye Ortadoğu’ya IŞİD’le yansıyor. IŞİD’in arkasındaki en önemli güçlerden biri Türkiye’de AKP yönetimidir, bunu dünya biliyor. Biz bu seçimlerle Türkiye’nin Ortadoğu’ya demokratik biçimde yansımasının mücadelesini veriyoruz. Türkiye’nin halklarının bunu bilmesi gerekiyor. Eğer demokrasi güçleri HDP çatısı altında parlamentoya girerse Türkiye’de yeni bir demokratikleşme süreci gelişecektir. Bu AKP’nin parçalanmasına ve etkisizleştirmesine yol açacaktır. Türkiye Ortadoğu’ya demokratik tarzda yansıyacaktır.

Bu IŞİD çeteciliğinin vahşetinin de zayıflamasına yol açacaktır. Eğer Türkiye’deki halklar kültürler ve dinler gerçekten IŞİD belasından kurtulmak istiyorlarsa bunun yolu bu AKP yönetiminden kurtulmaktan geçiyor. Bunun için de HDP şemsiyesi altında seçimlere giren bu güçlerin mutlaka ve mutlaka parlamentoya girmeleri gerekiyor.

 

HDP ilk kez AKP’yi zorluyor

AKP ile masaya oturduğunuz için çok eleştirildiniz.

Dünya’nın bir çok ülkelerinde otoriter ve faşist yönetimlerle demokrasi güçleri masaya oturuyor sorunları çözüyor. Zaten bir ülkede demokratik yönetim olsa ya da sosyalist bir yönetim olsa zaten ne çatışma olur ne sorun olur. Sorunlar barış içinde çözülür. Türkiye’de mesela bir çok çevre bizi eleştiriyor hatta suçluyor da ‘neden AKP ile görüşüyorlar’, işte ‘AKP ile anlaşıyorlar. Bakmayın AKP ile söz düellolarına esasında gizli anlaşmaları var’ diyorlar. Bu gerçeği yansıtmadığı gibi bir hakarettir de. Türkiye’de hükümet AKP’dir. Elbette görüşüyoruz. Bu anlaştığımız anlamına gelmiyor, gelmez de. Yarın AKP iktidardan düştü diyelim herhangi bir parti iktidara geldi yine onunla görüşeceğiz. AKP’ye karşı bizim tutumuz çok nettir, bugün değil yıllar öncesinden AKP ile biz büyük mücadele yürütüyoruz. Eğer bugün Erdoğan ve AKP gerçeği toplumda eğer birazcık anlaşılıyorsa bu bizim yürüttüğümüz mücadelenin sonucudur. Bunun çok iyi görülmesi gerekir.

-HDP’yi nasıl görüyorsunuz? Seçim çalışmalarını, bildirgesini hatta aday profilini?

HDP çatısı altında bir çok örgüt, güç ve çevre seçimlere giriyor. Dinler var, halklar ve kültürler var, değişik ideolojilere sahip örgütler var. Bu olumlu bir gelişmedir. Yeni Türkiye bu temelde yapılandırılmalıdır. Tıkanan siyaset böyle aşılabilir. Türkiye’de ulus devlet onun inkârcı imhacı politikası oldukça güçlüdür. Fakat artık bu politikaların imha durumu söz konusu. Gelinen nokta budur. Bu tıkanma ancak demokratik ulusal aşılabilir. HDP bünyesinde yaşanan budur. Eğer HDP barajı aşarsa demokratik ulusun daha da gelişme şansı olacak. Bu Kürt sorununu demokratik yollarla çözüme götürebilir. İlk kez Erdoğan zorlanıyor, gerçek bir muhalefetle karşı karşıya geliyor. İlk kez HDP muhalefeti hem Erdoğan’ı hem AKP’yi zorluyor. Onun için bir taraftan Erdoğan bir taraftan Davutoğlu mitingler yaparak durumu kurtarmaya çalışıyor. Ama bu tarz onları daha çok zayıflatıp daha çok çıkmaza sokacak. Sonları ne olur bilemem, kestiremiyorum.

‘Çocuklar için barış gelmeli artık’

Kandil’de herkesin ağzından dökülen cümle bu…

“15 yıl kaldım içeride. Artık dönüp bir gün bile geçirmem” diyor yanımda oturan genç adam. Karanlıkta yüzünü iyi seçemiyorum. Yaşını soramıyorum. Adını söylemişti ama zaten kod adıydı. Onun da bir önemi yok. Burada herkes ‘Heval’. Kendimce bir hesap yapmaya çalışıyorum. 40’larında var ya da yok diye tahmin ediyorum. O kadar yolu gelmişken bir gece geçirmeden dönmek olmaz deyip konaklamak için getirildiğimiz ‘kurum’dayız. Akşamın alacakaranlığında düşmemeye çalışarak yürüyüşümüzü görmedikleri için mutluyuz. Onların düz yolda ilerler gibi gittiği parkur bizim için o kadar kolay değil. Bir metre yakınına gelene kadar belli bile olmayan ‘kurum’da beş altı PKK’liyle sohbet halindeyiz. Sayımız ziyarete gelen kadınlı erkekli gruplarla bazen artıyor bazen azalıyor. Karşılama sıcak ama sohbet belli etmemeye çalışılan temkinli bir mesafede başlıyor.

Konuştukça anlıyoruz ki çoğunun bir KCK davası hikayesi var. Kimi 15 yıl yatmış, kimi 7, kimi 4, kimi 1… Üstüne KCK davalarından verilen hapis cezaları Yargıtay’da onanınca Kandil’in yolunu tutmuşlar.

“Bu ne ki diyor” genç bir PKK’li, “Bizce şu anda hani Rojava’yı, Şengal’i, Mahmur’u da düşünürseniz, PKK’ye katılım bu süreçte çok arttı. Askeri kampı görseniz o kadar çok genç var ki. Bir de buraya çok sayıda çocuk geliyor. Hepsi gözaltına alınıp dövülmüş, tutuklanmış. Çocukların kimi tecavüze uğramış. Doğal olarak kızgınlar. Biz kendimizden vazgeçtik ama bu çocuklar için barış gelmeli artık.”Görünen o ki, AKP’nin “yalancı çözüm”ü, Türkiye’den, hatta Avrupa’dan PKK’ye katılımı rekor düzeye ulaştırmış.Devlet kendi eliyle PKK’ye eleman yetiştiriyor yorumuna kimsenin itirazı yok. Tıpkı ertesi gün Erbil’de tanıştığımız KCK davasından aldığı hapis cezası nedeniyle kaçan onlarca Türkiyeli gibi. Onlardan birinin söylediği “Kamuoyu Balyoz ve Ergenekon davalarını gördü sadece bizi görmedi” sözü ise beynimize kazılacak.

Dağlar, taşlar, ağaçlar arasındaki sohbetimizin ana ekseni barış ve seçim. “Seçim önemli bir gündem maddesi ama tek ve en önemli gündemimiz değil” diyor birisi: “Savaştan korkmuyoruz ama biz barış istiyoruz. Bu kadar yıl çekilen acı, ödenen bedellerin anlaşılmasını istiyoruz. Bizim mücadelemiz devletin yok saydığı Kürt kimliğinin tanınması. Anadilde eğitime izin verilmesi, demokratik cumhuriyet ve demokratik özerkliktir. Yani insanca yaşam.”

Bir köşede oturan yaşı hayli ilerlemiş kadının burada ne işi var diyoruz, derken onun da hikayesini öğreniyoruz. Bir çocuğu yargısız infazda öldürülmüş, diğer çocuğu ‘gerilla’da ölmüş, üçüncü çocuğu 10 yıl hapisten sonra Kandil’e gelmiş. Kendisi hakkında da 20’ye yakın dava açılmış. 5 yıl hapis cezası olunca yurt dışına kaçmış. Yakın gelecekte de Türkiye’ye dönme umudu yok. Kandil’e çocuğunu ziyarete gelmiş. Kimliği belli olmasın diye etnik kökenini belirtmiyoruz ama şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki Kürt değil. Hatta bu durumu gece boyunca espri konusu oluyor. Çünkü her gözaltına alınışında, cezaevine düşüşünde polisler de gardiyanlar da “Kürt değilsin bunlarla işin ne” diye sormuş.

“Bir türlü anlatamadım derdimin ‘büyük insanlık’ olduğunu” diyor. 23.00’de son buluyor sohbet. Misafirperver ev sahiplerimiz yılan ve akreplere karşı korunmamız gerektiğini söyleyerek altı kapalı minik çadırımızı “Kaddafi çadırınız” hazır diyerek uzaktan akan derenin sesinin geldiği alana kuruyor.

Bir iki küçük not: Kandil’de doğaya saygı önemli. Dağ taş demiyorlar sigara izmaritlerini bile yerlere atmıyorlar. Eteklerde yaşayan köylülerin rastgele ağaç kesmesine izin vermiyorlar. Her yer tuvalet anlayışı yok, ‘kurum’ların özel tuvalet alanları var. Komünal bir yaşam var.

Ekmek ortak fırınlarda pişiriliyor her ‘kurum’a dağıtılıyor. ‘Kurum’lardaki işlerde kadın erkek ayrımı yok. Herkes sırayla yemekten bulaşığa her işi yapıyor. Gün erken başlıyor . Karanlıkta yüzlerini seçemediğimiz ‘kurum’ sahipleriyle peynir, ekmek, zeytinden oluşan kahvaltımızı yapıp vedalaşmaya hazırlanıyoruz. Fotoğraf çekmek isteğimiz kibarca reddediliyor. Güvenlik nedeniyle izin verilen yerler ve kişiler dışında fotoğraf çekiminin yasak olduğu söyleniyor.

Alman doktor Medya

Sıradaki randevumuz çok kişiden duyduğumuz ‘Heval Medya’ ile. 40’lı yaşlarındaki kumral kadın bizi hastanenin girişinde karşılıyor. Medya kod adı. Alman bir doktor. Kürtçe konuşmaya başlıyor. Bilmiyoruz deyince Türkçeye dönüyor. Laboratuvarı dahil birkaç odalı hastanesini gezdiriyor. Geniş salonda Kandil’in köylerinden gelen kadınlar ve çocuklar muayene sırasını bekliyor. 10 yıldır Kandil’de doktorluk yapıyor Medya. “Ne işiniz var burada, neden geldiniz?” sorumuzu kısa net cümlelerle yanıtlıyor:

“Almanya’da 6 yıllık doktordum. Kürdistandan arkadaşlarım vardı. O kadar çok şey anlattılar ki ben de önce Türkiye Kürdistanına geldim. İlk gelişimde bir ay kaldım döndüm. Dayanamadım sonra bir daha geldim. Bu kez 6 hafta kaldım. Mücadelelerini, gerçekleştirmek istedikleri şeyi kendime yakın buldum. Ve temelli gelmeye karar verdim. Bu kez doğrudan Kandil’e geldim. 10 yıldır buradayım. Gelip buraya yerleştikten sonra aileme durumu mektupla bildirdim.”

Sadece PKK’lilerin değil köylülerin de kendilerini tercih ettiğini gururla anlatıyor: “Giderken yolda KDP’nin hastanesini de göreceksiniz, bomboş.”

Dediği doğru. Dönüş yolunda önünden geçtiğimiz KDP’nin hastanesinde in cin top oynuyor. Medya anlatmaya devam ediyor. “Sadece ben yokum burada” diyor. “Almanya’dan, İngiltere’den, Kongo’dan, Güney Afrika’dan, Arjantin’den, Brezilya’dan, Amerika’dan bir çok insan var. Şimdi Kürtçe öğreniyorlar. Sonra eğitime katılacaklar.”

-Cumhuriyet-

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun