Türk eğitim öğretim sistemimizin genel bir değerlendirilmesi | Fikrikadim

Türk eğitim öğretim sistemimizin genel bir değerlendirilmesi

Doç Dr. Adnan Çalık

Doç Dr. Adnan Çalık

Türkiye’nin gündeminden hiçbir zaman düşmeyen eğitim sistemimiz hakkında bir değerlendirme yapacağım. Ülkemizde toplam nüfusun yaklaşık yarısı örgün ve yaygın eğitimin içerisinde bir fiil yer aldığını hepimiz biliyoruz. Bu durum ülkemiz için hem bir zenginlik hem de geleceğin inşası açısından çok önemli bir güçtür. Türk eğitim sistemimiz, Cumhuriyet’ten günümüze kadar üzerinde en fazla oynanan bir sosyal, kültürel ve siyasal alan olmuştur. Oysa eğitim öğretim sistemi bir ideolojik alana sığdırılamayacak kadar geniş ve kutsal bir alandır. 

Türkiye’de beş yıllık kalkınma planlarının hepsinde, bütün hükümet programlarında ve tüm milli eğitim şuralarında Türk eğitim sisteminin sorunları ve çözüm önerileri çok iyi bir şekilde dile getirilir.

Ama uygulamaya koydukları icraatları ise genellikle devletle milletin çatışmasına sebep olmaktadır. “Etle tırnak ayrılır mı?” Oysa her zaman söyleriz devlet millet için vardır. Milli eğitim programları milletin tarihinden, dilinden, dininden, gelenek ve göreneklerinden uzak olmuştur. İthal, kopya, suni ve ideolojik programlar bu milletin mayasına hiçbir zaman uymamıştır. Hemen hemen her gelen hükümetler bu baskı ya da eziklik duygusundan kendisini kurtaramamıştır. Oysa hayatta bir gerçek vardır. “Hiç taklit eden, taklit edileni geçebilir mi?” Kopya asıl olabilir mi? Gerçekle hayal bir olur mu?

Bilimsel ve tarihi gerçekler göstermiştir ki yeryüzünün her bölgenin insanının ruh, beden ve zihin özellikleri farklılık arz eder. Tıbbi açıdan da bakıldığında bu söylediğimiz her bölgenin insanının genetik yapısının insanın yaşadığı coğrafya ile sosyo-kültürel yapısı ile inanç ve kültür havzası ile organik ve dorudan bir ilişkisi olduğu artık çok açık bir şekilde bilinen bir gerçekliktir. “Her şey aslına rücu eder.” “Kökü mazide atiyiz.” 

Eğitim öğretim sistemimizin bütün sıkıntılarını ve çözüm yollarını bir yazıda özetlemek bile mümkün değildir. Bu yazımızda eğitim sorunlarımızdan bir tanesi olan eğitimdeki ölçme ve değerlendirmeyi kısmen vurgulayacağım. Maalesef ülkemizde ölçme ve değerlendirme sistemi “öğrenci başarısını değil öğrencinin başarısızlığını ölçüyor.” Daha ölçmeye başlarken bile negatif düşünceyle yola çıkılıyor. Psikolojide bir işe olumsuz başlarsanız ya da olumsuz düşünürseniz o iş negatif olur. Öğrencilerin insanların on iki tür zekâ kapasitesine sahip olduğu bilinen bir durumdur. Siz bir insanda bu on iki zekâdan hangisine sahip olduğunu önceden tespit etmezseniz yapacağınız her türlü ölçme ve kontrol ile değerlendirme işlemi baştan yanlış olur.

Şu anda ülkemizde okul öncesinden yükseköğretime kadar eğitim öğretim sistemindeki bütün öğrencileri sınıf ortamında herkesi aynı tür zekâ kapasitesine sahipmiş gibi sınav yapıyoruz. Sonrada onları ölçmüş, kontrol etmiş ve değerlendirmiş oluyoruz öyle mi? Burada ne kadar bilimsel gerçeklerden uzaklaştığımız çok açıkça görülüyor. “Bu yapılan sınavlarda kim iddia edebilir ki, çok yüksek not olan öğrenci süper, zayıf not alan öğrenci başarısız diye…” başka bir ifade ile “elmalarla armutlar yarıştırılıp hangisi daha iyidir denebilir mi.”. Yine üzülerek ifade edeyim ki ülkemizde ki eğitim ve öğretim sistemindeki, ölçme, kontrol ve değerlendirmeyi böyle çelişkili bilimsel gerçeklere aykırı bir sistem üzerine oturtuyoruz ve ona göre uyguluyoruz. 

Oysa okul öncesinden başlamak üzere eğitim sistemimize dâhil edeceğimiz her insanımızın önce hangi tür zekâ türüne ve kapasitesine sahip olduğunu tıbbi ve pedagojik olarak tespit ettikten sonra ölçme, kontrol ve değerlendirme yapmalıyız. Ülkemiz gibi hızla kalkınan, büyüyen ve çoğalan insanımızı hem nicel hem de nitel özelliklerini eğitim öğretim sistemimizle güce dönüştürebiliriz. Ölçme ve değerlendirmeyi bilimsel anlamda tanımlayacak olursak;  

Ölçme: Objelerin nesnelerin niteliklerini gözleyip gözlem sonuçlarını sayılarla ya da sembollerle ifade etmek biçiminde tanımlayabiliriz. Ölçme türü olarak, Sınıflama-Sıralama-Eşit Aralıklı ve Eşit Oranlı ölçeklerden hangisinin kullanılması gerektiğini bilip ona göre ölçme işlemini yapabilmelidir öğretmenlerimiz. Burada hedef öğrencinin objektif verilerle bilgi, beceri ve yeteneklerini tespit etmektir. Öğretmenlerimiz Ölçme, değerlendirme ve İstatistiğin temellerini bilmelidir. Yani bir öğretmen bu üç özelliği çok iyi öğrenebilmelidir ve öğrencilerine uygulamalıdır.

Değerlendirme: Ölçme sonuçlarının bir ölçütle karşılaştırıp ölçülerek nitelik hakkında yorumlama ve karar verme sürecidir. Burada amaç ise öğrencinin temel bir alana yönlendirilmesini sağlamaktır.

Başarının öğrenmeye bağlı olarak gelişimi ya da öğrenme aşamaları; Bilgi – Beceri – Yetenek (Yetkinlik) şeklinde öğrenme gerçekleşir. Buda öğrencinin doğru yönlendirilmesi ile ilgilidir. Değerlendirme sonucundan beklenen öğrenciye eleştirel düşünme, araştırma yapabilme, problem çözme ve üst düzey davranışlar gösterebilmesi beklenir ve istenir.

Başka bir ifade ile öğrenme aşamaları; Bilgi düzeyinde, Kavrama düzeyinde, Uygulama düzeyinde, Analiz düzeyinde, Sentez düzeyinde ve Değerlendirme düzeyinde gerçekleşir. Bu öğrenme aşamalarını milli eğitim sistemindeki okul süreçleri içerisinde inceleyecek olursak, okul öncesi eğitimde sadece bilgi düzeyinde öğrenme gerçekleştirmek için çaba sarf etmeliyiz. İlkokulda, bilgi ve kavrama düzeyinde öğrenme gerçekleştirmeliyiz. Ortaokulda bilgi, kavrama ve uygulama düzeyinde öğrenmeyi gerçekleştirecek şekilde öğretim plan ve programları yapmalıyız. Lisede bilgi, kavrama, uygulama ve analiz düzeyinde öğrenmeyi sağlayacak müfredatlar oluşturmalıyız. Yükseköğretimde ise bilgi, kavrama, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme düzeyinde öğrenmeyi gerçekleştirecek ders içerik ve programlarını uygulamalıyız.

Ölçme ve değerlendirmede sınav süresi, sınav türü ve sayısı ile soru sayısı çok önemlidir. Burada; zorluk ve kolaylık ya da zayıflık, orta ve iyi öğrenciler açısından soruların derecesi ne olacaktır sorusunun cevabı açıkça belli olmalıdır. Tecrübeyle defalarca gözlemlemişimdir ki, soru sayısı arttıkça sınavlarımızın geçerlilik ve güvenirlilik artmıştır. Yine sorular, basitten karmaşığa göre olmalıdır. Aynı şekilde sorduğumuz sorular, analitik düşünmeyi sağlatmalıdır. Genel olarak çağın getirdiği teknolojik ve bilimsel gelişmelerin neticesinde eğitim öğretimde de sürekli gelişen ve değişen problemlerle karşı karşıya kalmaktayız. Örneğin aşağıdaki soruları kendimize sorduğumuzda neler yapılabilir? Soruları acilen Türk milli eğitimi sistemindeki tüm ilgili ve uzman kişilerce tartışılmalı ve çözüm yolları bulunmalıdır.

Uzaktan Eğitime Nasıl Bakıyorsunuz?

Engellilerin Eğitim Öğretim problemlerini daha iyi nasıl çözebiliriz?

Örgün eğitimde bilgisayar ve cep telefonu açısında yeniden nasıl yapılandırılır?

Yeni nesili, eğitim ve öğretimde tanımlanacak amaçlara nasıl ulaştıracağız?

Pedagojinin temeli olan beş duyu organı nasıl ve nerede uygulayacağız?

İnsanlığın değerlerini ve vicdanını nasıl gerçekleştireceğiz?

Çağın en büyük problemlerinden biri olan ve her geçen gün artan psikolojik ve ruhsal problemlerinin hızla artmasını eğitim öğretim ile nasıl çözebiliriz? Bu soruları daha da arttırabiliriz.

Türkiye’nin Eğitim ve Öğretim sorunları çağa ve zamana hükmedecek nesli yetiştirmeliyiz. Nesne değil özne olan vatandaşlar yetiştirmeliyiz.

Eğitimde bardağın dolu ve boş yerini doğru görür bir durum tespiti yapmalıyız.

Eğitim ve Öğretim programlarında geçerliliği ve güvenirliliği arttırmalıyız.

Milli Eğitimde kurum ve kurumsallaştırma kültürünün oluşmasını sağlamalıyız.

Yarım Doktor Candan, Yarım İmam Dinden, Yarım Öğretmen Hayattan Eder.

Eğitimde ve öğretimde istatistik çalışmalarının verilerinden maksimum yararlanmalıyız.

Bilgi aktarma yapıyor eğitim sistemimiz oysa bilgiyi beceri ve yeteneğe dönüştürmeliyiz.

Bilgiyi hayata ve uygulamaya dökmeliyiz yansıtmalıyız.

Ezberlemek okuduğumuzu anlamamak demektir.

Eğitim öğretimin tüm aşamalarında ve süreçlerinde, Bilişsel zihinsel (akıl), Davranışsal devinimsel (beden) ve Duyuşsal (ruh) özellikleri dikkate alınmalıdır.

Pedagojinin temeli olan yüz yüze, etkileşimli ve uygulamalı eğitime geri dönülmelidir. Başta eğiticiler ve öğretmenler başta her yönleri ile eğitim öğretime hazır olmalıdır. Sonrada öğrencilerini; Derslerden önce hazırlık (hazır) bulunuşluk durumlarının iyi tespit etmeliyiz. Öğrenmek istemeyene öğretemezsin, önce öğrencide istek oluştur, ilgilen sonrada bilgilendir. Neden, niçin, nasıl, ne, ne zaman ve kim sorularını öğrencilerinize mutlaka sorunuz. Oku – Anla -Yaşa sonra Yaşat formatına göre hareket etmeliyiz. Okul ile gerçek hayat arasında tam uyumu sağlamalıyız.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.