Telkininde art niyetli olanın teklifinden hayır gelmez – Fikrikadim

Telkininde art niyetli olanın teklifinden hayır gelmez

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

“Telkin”, “Bir kimseye bir fikri aşılama, aşılayıp zihnine sokma, öğretme”, “teklif” ise “Bir hususta yapılması ve ya yapılmaması düşünülen şeyler hakkında başkalarına görüş sunma, öneride bulunma; başkalarının incelemesine sunulan görüş, öneri”dir (Misalli Sözlük)
Telkinde “tekrar” ve gelenekleşmiş bilginin, haberin “nakl”i esastır. Va’z edilmiş bilgiyle, bu bilginin kronikleşmiş yorumlarını vaaz yoluyla aktarma olarak telkin,  kendisine inanılmayı, bağlanılmayı gerekli kıldığı kadar, inananı, bağlısı tarafından başkalarına (ve geleceğe) taşınmayı da talep eder. Bu yanıyla telkin, pasif (kendi doğallığı içinde süren) bir etkileşim olarak hayatın sürekliliğiyle (yaşamakla, pratiğe aktarılmakla) aktif bir boyut kazanır. 

Teklif ise seküler manada akli bir üretim (kuvve) olmasıyla pasif, bu üretimi hayata geçirmeyi benimseyen açısındansa başlı başına bir iddiadır. Teklif, ancak iddiada yerine getirme, uygulama, kazanma kastıyla bitişince (fiil) aktif hale gelir. 

Örneğin “doğruluk”, tanımı zaman içinde şartlara ve bu nedenle şeriatlara göre değişmekle birlikte, öz’ü (arketipi) sabit kalan bir değer olarak nesilden nesile, insandan insana telkin yoluyla aşılanmıştır. 

Doğruluk anlayışlarında farklılıkların ortaya çıkması karşısında, doğrunun hatta en doğrunun ne olabileceği ve bunların toplum tarafından nasıl benimsenebileceği konusunda akıl yürütmek, bunu söze dökmek, kaydi bilgiye dönüştürmek ise bir teklifte bulunmaktır. 

İnsanın (ona ilişkin tekliflerden birini) benimsemek suretiyle, kendisinin “doğru biri olduğunu” ileri sürmesi de bir iddiadır ve bunu tutumlarıyla, davranışlarıyla, sözleriyle ispat etmesi gerekir. 
Bu tanımsal çerçeveye göre telkin ve teklif, birbirlerini içkin olmayan, kimi benzerliklerine rağmen birbirlerinden farklı olan iki husustur. Çünkü son tahlilde ikisi de iki ayrı formasyonun (düşünmenin, mantık yürütmenin) ürünüdür. Bu durumu gözardı edip, benzerliklerinden hareketle onları birleştirmek veya birbirlerinin şartı, sonucu, verisi gibi kullanmak zihni bir karmaşayı, kargaşayı, bulandırmayı beraberinde getirir.

Buna ilişkin son çarpıcı örnekleri, Paralel Yapının Lideriyle, onun medyadaki elemanlarının konuşmalarında, yazılarında görüyoruz: 

Örgütün lideri çok eskiden beri, elemanlarınca hem böyle nitelendirilmekle hem de kendisi bunu bizzat içselleştirmiş olmakla “vaizlik” rolü (sanı) içinde durmuş, nitekim hamaset yüklü ağlak vaazlarından yapılan kasetlerle bir zamanlar en ünlü pop şarkıcılarını bile yaya bırakmıştır. 

Sonrasında audio-visual vaaz yoluyla telkinciliğini sürdürmekle kalmamış, kendisini evcil hayvan cinsinden bir varlıkla eşitleyebilme mütevazılığı içinde görevinin vaizlik, işinin vaaz etmek olduğunu da sıkça dile getirmiştir. 

Telkincilikten bedduacılığa terfi ettiği zamanları izleyen çöküş döneminde ise elemanlarına nasıl davranmaları, maruz kaldıkları adli soruşturmalar, mahkumiyetler karşısında kimleri nasıl örnek almaları gerektiği konusundaki telkinlerine ağırlık vermiştir ki, bugün de telkinlerini bu minval üzere sürdürmektedir. 

Mezkur örgütün söz konusu telkinler neticesinde takiyecilik ve sızmacılık başta gelmek üzere bugünkü yüklendiği nitelik(ler) ise herkesin malumudur. 

Belirttiğim bağlamda, bu kişinin toplum tarafından da artık şerre bitişik görünen telkinciliğinden, teklifçiliğe bir geçiş yapması muhaldir. Kaldı ki, konuşmalarında ve yazılarında dili bedduaya kilitlenen, yöneticileri kötüleyen, ülkeyi bir iç savaş ortamındaymış gibi gösteren, ABD, İngiltere ve İsrail’den yardım dilenen, kısaca telkinleriyle muhtelif art niyetlere bulanmış olan birinin, bunlardan sonra teklifçiliğe yeltenmesi boş bir çabadan ibarettir. 
Medyadaki elemanlarının durumu da onunkinden farklı değildir. 

Onlar da ülkeyi, milleti, yöneticileri umutsuzluğa sürüklenmiş, yoksullaşmış, sorunları çözümsüzleşmiş gibi gösteren telkinlerinden sonra, bilgiççe edalarla, ukala tavırlarla teklifçiliğe yelteniyorlar. 

Örneğin örgüt liderinin mevcut hakim güçlerce Türkiye’nin Osmanlı devletinin gücüne erişmesine izin verilmeyeceğini (telkin), bu durumda onları huzursuz edecek davranışlardan kaçınılması gerektiğini (teklif) söylediği gün, Paralel Yapının besleme elemanlarından biri de hemen Türkiye’nin son iki yıldır bağımsız davranışı benimsemekle çok büyük bir hata işlediğini (telkin) belirttikten sonra, tanımı muallak, içeriği meşkuk olan ‘Sünni temkin yoluna” göre davranılması gerektiğini (teklif) edivermektedir.

Oysa ki, her ikisininin tutumu da “telkininde art niyetli olanın teklifinden hayır gelmez” hükmünde buluşmakta ve dolayısıyla telkin ve teklifi, rakiplerini kötüleme, susturma, sindirme maksatlı olarak ayırdıkları ya da birleştirdikleri yerde yukarıda belirttiğim şekliyle düşünsel bir karmaşanın, kargaşanın, bulandırmanın üreticileri haline gelmektedirler.

O halde onlara şimdilik “cedel ilmi”yle mücadele etmenin bir hak, muarızlarıyla cebbelleşmek uğruna cedel ilminin esaslarına tecavüz etmenin ise aptallık olduğunu belirterek bitireyim yazımı.  

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun