İlim ve İrfan dergisi Aralık sayısında - Fikrikadim

İlim ve İrfan dergisi Aralık sayısında

ilim irfan
Aralık sayısı sadece dosya yazılarıyla değil, diğer birbirinden önemli yazılarla da okura son derece zengin bir irfan sahası sunuyor.

Ey Allah’ın kulları… Bu kutlu söz Resulullah Efendimizin bizlere hitabında kullandığı en hassas ifadelerden biridir. Şüphesiz hepimizin ortak paydası Allah’ın kulu olmamız. Kulluktan hiçbirimiz ayrı ve gayrı değiliz. Bütün hayat çabamız kulluk vazifemizi hakkıyla yerine getirebilmek için. Niyet ve çaba hiçbir zaman kulluğun üstünde, ötesinde, gayrısında bir alan olamaz.

İbadetlerimizin özünde, Allah’a karşı derin bir saygı ve sevgi yoksa… Bunu düşünmek bile son derece yaralayıcıdır. İbadet, kulun Allah’a karşı sevgi, saygı ve bağlılığını gösteren duygu, düşünce ve davranışıdır. İnsanın kelime-i şehadetle veya büluğ çağıyla başlayan ibadet sorumluluğu duygu, düşünce, saygı ve zaman olarak sadece belirli vakitlerle ve belirli formlarla mı sınırlıdır? Namazımızı eda edince, orucumuzu açınca, zekatımızı verince, hacdan dönünce artık kulluk sahasından ayrılabilir miyiz?

Ey kulum, ben seninleydim ya sen kiminleydin, hitabı gelince, kalbimizde olanları söyleyebilecek miyiz, sayabilecek miyiz? Cenneti kazanmak için dahası Allah’ın rızasına erebilmek için nasıl bir kulluk ve ibadet şuuru içinde olacağız?

İbadetin ötesinde, ubudiyyet ve ubudet kavramları var. Bir tanıma göre ubudiyyet, kulun Allah’ın yaptıklarından memnun olması, ibadet ise O’nun razı olacağı işleri yapmasıdır. Buna göre ibadette belirli davranış şekilleri öne çıkarken ubudiyyette ahlaki ve manevi öz ağır basmaktadır.

Tek bir secdemin kabul edildiğini bilsem, diyen velinin kalbindeki derdi, hassasiyeti anlayabiliyor muyuz? Huşu, dua, secde, şükür, rıza, sohbet de ibadetin içinde değil midir?

Bütün ömrü kulluk şuurunda, kulluk istikametinde geçirebilmek… Geriye dönüp bakınca amellerin sayısından çok kalbin Allah’a bağlılığıyla mutmain olması. Hazret-i Ebubekir kıvamında bir kulluk, kalbe Allah’ı ve Resulü’nü aşketmek.

Ömrün, ibadetin, kulluğun zirvesi bir Peygamberin ümmeti olmak. Hepimiz için ölçü, rehber, kulluğun zirvesi O’dur (sas). Sufiler kalbin edebi, derler. Allah’a karşı kalbimizin edebi ibadetlerimizin ve hayatımızın tek gayesi.

İBADETTE DENGELİ OLMAK
PROF. DR. ALİ AKPINAR

İtidalli, dengeli, ölçülü olmak inançta ölçülü olmakla başlar, söylemde ve eylemlerde ölçülü olmakla devam eder gider.

Büyük imam Gazzali’nin bir eserinin adı İktisad fi’l-İtikad’dır. Yani o, inançta bile ölçülü olmayı kitabına isim olarak koymuştur. Buna göre kişi önce Yaratıcısına karşı adaletli olmalıdır. Bu ise, Yüce Allah’ı şirke bulaşmadan birlemek, O’na inanmak, O’nun haklarına riayet etmektir. Bu da yüce Allah’ın ölçülerine uygun bir hayatın adamı olmakla mümkündür. Severek isteyerek, inanıp güvenerek O’na teslim olmakla olur.

İnanç, düşünce ve sözlerinde mutedil olan kimsenin davranışları da mutedil olur. Sözgelimi sabır, ahlaki bir erdemdir ancak zillete boyun eğmek, haksızlık karşısında suskun kalmak sabır değildir. Başa gelenler karşısında sızlanmak, feveran etmek de mü’mine yakışmaz. Dolayısıyla sabır, zillete boyun eğmek ile her sıkıntıdan dolayı sızlanma arasında orta yolun adıdır. Tevazu ahlaki bir erdemdir ancak zelil bir halde durmak veya kibirli olmak İslam’ın istemediği bir şeydir. Buna göre tevazu, kibir ve zillet arasında orta yoldur.

Aslında itikatta iktisat, amelde iktisat, ahlakta iktisat, ibadette iktisat diye genelleştirilebilir.

İnsandan istenen her alanda belirlenen İlahi dengeyi koruması ve sürdürmesidir. İki aşırı uç demek olan ifrat ve tefrit çizgisi, her alanda Müslümanlara yasaklanmıştır.

İnsanın bu ölçülü hali devam ettirebilmesi, ölçülü olmanın ve aşırı olmanın ne demek olduğunu bilmesine bağlıdır. İslam insanı, her şeyde olduğu gibi ibadetlerde de dengeli olmasını bilen kimsedir. Zaten her ibadetin belli vakti ve miktarı vardır. Hiçbir ibadet rastgele ve ölçüsüz değildir.

SUFİLERİN İBADET HAYATI
PROF. DR. SÜLEYMAN DERİN

İstikamet hakka giden yolda Kur’an ve Sünnet çizgisinde dosdoğru yürümektir. İtikatta, amelde, yemede, içmede, halde, sözde ve bütün davranışlarda ifrat ve tefritten sakınıp nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerin izinde olmaktır. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud, 112) ayeti Hazret-i Peygamberin şahsında bütün mü’minlere verilmiş İlahi bir emirdir. Ne var ki bu ulvi vazife ömrün tüm vakitlerini kapsadığından Hazret-i Peygamber, bu ayetin kendini yaşlandırdığını haber vermiştir. Bu sebeple Rabbimiz bizlere kendisinden istikameti istemeyi Fatiha suresinde talim buyurmuştur. Günde en az kırk kere, “Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilet/doğru yolda muhafaza buyur!” diye Allah’tan yardım dileriz. Tasavvuf büyükleri bütün işlerinde istikameti yakalamak için son derece gayret göstermişlerdir. Hem günümüzde hem de tarihte pek çok sapık mezhep ve inançlar ortaya çıkmıştır, sufiler ise orta yol olan Ehl-i Sünnet inancına sıkı sıkıya yapışmışlardır. Mesela sufilerin büyüklerinden İmam-ı Rabbani itikatta istikametin ancak Ehl-i Sünnet inancında bulunduğunu şöyle ifade eder: “Allah Teala, sana doğru yolu göstersin! İyi bil ki, Allah yolunda bulunmak isteyen salike önce lazım olan şey, itikadını düzeltmektir. Doğru itikat, Ehl-i Sünnet alimlerinin, Kur’an-ı Kerim’den, hadis-i şeriflerden ve ashab-ı kiramdan öğrendikleri, anladıkları inançların bütünüdür. Ehl-i Sünnet alimleri Kur’an-ı Kerim’in ve hadis-i şeriflerin manasını doğru anlayan, doğru yolun âlimleridir.” (286. Mektup) İnançta istikamet hususunda sufi çevrelerde görülen en büyük problem, bazı sufilerin itikadi konularda kendi ilham ve keşiflerine dayanmaları, gönüllerine doğan yanlış inançlara kapılmalarıdır. Bu tutumun yanlışlığını İmam şöyle açıklar: “Vahyin bilgisi şüphesiz kesin doğrudur. İlham ise, zanladır. Çünkü vahiy melekle gelir. Melek, hatadan korunmuştur, masumdur, böyle yaratılmıştır, bu sebeple yanlışlık yapamaz. Her ne kadar ilhama mazhar olan kalp, âlem-i emirden olup yüce bir mertebeye sahip ise de, akıl ve nefsle birlikte bulunduğu için, onların kötü tesiriyle, ilhamı algılamada yanılabilir.” (41. Mektup)

İBADETİ AŞKLA YAPMAK İÇİN
DOÇ. DR. AHMET ALBAYRAK

Süreklilik istikrardır ve dolayısıyla istikrarlı insanın özelliğidir. Rahman suresinin 29. ayetinde “O her gün (her ân) yeni bir oluştadır.” Şeklinde vurgulandığı üzere, insan sürekli yenilenen bir varlıktır. İnsanın hem biyolojik yapısının aktifliği ve değişkenliği, hem de psikolojik yapısının dinamik oluşu, ibadetlerini hangi yaşta olursa olsun her ân güncelleyebildiği sürece anlam kazanmaktadır. Allah (cc) tarafından, O’nun küllî iradesiyle insanda ortaya çıkan varoluşsal tecellilere insanın mukabelesi, Allah’a deruni saygı ve güvenin ispatı olarak ibadetlerle anlam kazanabilecektir.

İnsan psikolojisini takviye etmesi ve/veya onarması açısından farklı türlerdeki ibadetler, temelde aynı bütünlüğü temsil ederler. Bir ibadetin ancak ibadetler bütünü içerisinde anlamı vardır ve ibadetlerin mahiyeti, dinî öğretinin dünya ve Ahiret hakkında biz insanlara bildirdiği ana öğeyle bağlantı kurularak gerçek anlamına kavuşur.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.