Kadın hareketi modern feminist söylemi çoktan aşmış durumda – Fikrikadim

Kadın hareketi modern feminist söylemi çoktan aşmış durumda

Mualla Kavuncu’yla kadın ve kadın hakları üzerine “e-söyleşi” yaptık. Hoca, çok açık sözlü. Kimseden sözünü sakınmayacak kadar özgüven sahibi. Özellikle karşı cinse, erkeklere karşı. Kimi zaman öyle sert cümleler kuruyor ki sanırım hemcinslerinin haklarını savunurken aynı zamanda eleştiriyor da. Kadın meselesi cetrefilli bir mesele… Hele de bu kadın hakları gibi hukuki ve siyasal bir zemine kaydığında karmaşıklık daha da çok artıyor. Bizim gibi teolojik ve psikolojik olarak kadın sorunuyla yüzleşememiş toplumlar için daha da zor. Hocayla ileriki zamanlarda daha geniş bir söyleşi imkanı buluruz temennisiyle… (Söyleşi: Hayati Esen)mualla söyleşi

Türkiye’de bir kadın hakları, eşitliği sorunu tutturulmuş gitmektedir. Gerçekten; bir kadın hakkı, bir eşitlik sorunu var mı?

Türkiye’de değil tüm dünyada ve hayli zamandır böyle bir mücadele var. Yani ne yeni ne de Türkiye’ye özgü. Elbette böyle bir sorun var. Olmadığını kim iddia edebilir ki?

Türkiye’de kadınlar kendilerini neden mağdur hissediyor?

Neden mağdur hissetmesin? Mağdur olduğu için mağdur hissediyor. Dünyanın hemen her yerinde ve genel olarak tarih boyunca da mağdur edildi kadınlar. Kadın ve erkek arasındaki hiyerarşik ve hegemonik ilişki hemen her alanda; gündelik hayatta ev içi ve dışında, işyerinde, akademide, sokakta, toplu taşım araçlarında, trafikte; dilde, söylemde, din ve ahlak anlayışlarında, cinsel hayatta, aile ve evlilikte, boşanmada, hukukta, siyasette vs. vs.   Hem geleneksellikte hem modernitede. Bu o kadar açık ki, her kadın ve her erkek olmayan cinsiyetler bunu net olarak görür, hisseder, yaşar. Size o kadar açık görünmüyor mu gerçekten? Ha, yok açık da nedenlerini öğrenmek istiyorsanız o çook uzuun yanıtlar gerektirir. Sözünü ettiğim her bir alanı, yeri, ilişkiyi tek tak açmak lazım.

Şehirli, ekonomik özgürlüğünü kazanmış kadınla, kırsalda yaşayan kadın aynı mı? Yani kadın hakları genel olarak ülkemizde şehirli kadın üzerinden konuşuluyor. Ve onun beklentileri üzerinden dillendiriliyor. Bu durum “Kadın- insan kaynakları” veya “Kişisel gelişim” tasarımlı sanayi tipi kadın mühendisliği gibi bir durum değil mi?

Tabii ki farklı, aynı olur mu? Ama ülkemizde sadece şehirli, çalışan kadın üzerinden konuşulduğunu düşünmüyorum. Belki bundan yirmi-otuz yıl öncesi için bu doğru olabilir ama o günlerden bu yana Türkiye’ de kadın hareketi çok yol aldı. Bu türden eleştirilerin dikkate alınması veya bizzat farklı kesimlerden kadınların harekete katılmasıyla; kırsal, geleneksel, dindar, örtülü, çalışan, çalışmayan her kesimdeki kadınların sorunlarına eğilen bir literatür mevcut. Bu çalışmaların gösterdiği, her kesimde kadınların sorunları olduğu ve her kesimden kadınların bu sorunların çözümünde talepkar olduğu. Sorunuzun son cümlesinde bahsettiğiniz türden çabalar da yok değil, özelikle modern-hegemonik-kadın hakları-feminist söylem. Ama kadın hareketi dünyada ve kısmen ülkemizde de bunları çok aşmış durumda. Hareketin kendi içinden sesler var bu çabaya meydan okuyan.

Çocukları yetiştiren, töreyi geleneği taşıyan kadın. Sonra bu geleneği, bu töreyi kötüleyen de kadın. Erkeğin üstün olduğu inancının temelinde onu yetiştiren bir kadın olduğu neden kabul edilmez. Ediliyorsa bu sorunu çözmesi gereken kadın değil mi?

Şimdi bir sistem, bir kültür, bir dil var “erkek-egemen” olarak isimlendirdiğimiz. Biliyorsunuz sistemler, ister sistemin ezilen, ister ezen tarafında olsun bireyleri kendi içine alır, orada tutar, evcilleştirir, hatta üretir. Taraflar hiç fark etmeden dahil olurlar buna. Kimlikler, bu dil, kültür, sistem içinde ona göre ve onun tarafından şekillendirilirler. Ezilenlerin ezenlerine karşı takındıkları tavırlar yelpazesi çok geniştir. Erkek egemenliğinin tamamen içselleştirildiği durumlarda bu bir “yazgı”dır, “ilahi” ya da “doğa” dır. Ona karşı durmak boştur, teslim olursun ama içerden kendi konumunu bir nebze de olsa yükselten manevralara odaklanırsın. Ezenin yanında yer almak, onun istediği “kişi” olmak işleri kolaylaştıran bir şeydir, sorun çıkarmadığın sürece ödülünü de alırsın bazen. Yaşlanmak, oğlan annesi olmak vs statü yükselten durumlardır, sabırla bunları bekleyip yararlanırsın yine bir nebze. Oğlana, erkek evlada bağlı bir satatün vardır artık, onun “erkek”liği, baskınlığı senin çıkarınadır. Mesela kaynananın karşısında hemcinsi değil oğluyla birlikte üzerinde iktidarı tattığı “gelin” vardır. Gençliğindeki ezilmelerinin acısını çıkarırsın. Evlilik içinde veya cinsellikler arası ilişkilerde sinsi, kurnaz politikalar geliştirirsin sistem içinde. Karşı tarafın zaaflarını iyi okuyup, cinselliğini avantaja dönüştürürsün. Meta olma durumunu baştan kabullenmişindir çünkü, kendini metalaştırmakla kalmayıp, karşı tarafı da metalaştırırsın. Bunu kullanarak, erkeğin tüm dizginlerini elinde tutan kadınlar çoktur. Bizim kültürümüzde bu tür geleneksel kadın politikalarına dair çok fazla örnek vardır. Tümünü buraya taşıyamam ama birkaç örnek vermek gerekirse, “erkeğin kaşığı ikiyse birini kırmak”, kendi bedenini, organını “ekmek kapısı” olarak nitelemek, “gece müftüsü” deyişi gibi.

Sorunuza dönmeye gerek kaldı mı bunlardan sonra bilemedim!

Türkiye’de kadın için erkek olmak nasıl bir şey. Kadın erkeği tanımlamadıkça kadın eşitliğinden bahsedile bilir mi? Kadınlar için erkek ne demek. Güçmü, iktidar mı, para mı, koruyucu mu, üreme aracı mı? Cinsel bir obje mi? Sahi kadınlar bu meseliyi samimi, dürüstçe tartışıyorlar mı?

Nasıl yani? Kadınlara göre, kadınlar açısından “erkek olmak” mı yoksa kadınlar için yaratılmış erkek olmak mı? Sanırım ikinciyi kasdetmiyorsunuz? Böyle varsayarak birinci yoruma göre cavaplayayım ama bu da sorunlu bir ifade biraz. Her kadın buna farklı cevap verir her halde. Ama genel olarak sistem olarak bakarsak, genel algı (veya bizim toplumun geleneksel algısı mı demeliyim), erkek olmak “güç” sahibi olmaktır, iktidardır, korkulan, çekinilendir, saygısızlık edilmemesi, diklenilmemesi gerekendir (hani bizim ABD ye, ab ye, İsraile diklenmemiz ne kadar akılsızcaysa bu da böyledir!) , en hafifinden suyuna gidilmesi, idare edilmesi gereken. Ama bir kadın olarak kendi şahsi görüşümü sorarsanız –ki doğrusu da bu, başka kadınlar adına konuşmamak- yukardaki geleneksel kadın bakışı, yani erkeğin güç olduğu, iktidar olduğu doğru ve gerçek bir algı elbette, buna katılmamak mümkün değil ama diğer kısmına itiraz ederim, yani bunun böylece sürüp gitmesini sağlayan tutumlara, sinsi, kurnaz politikalara. Ben hiyerarşik ilişkinin kökten dönüşmesinden yanayım. Çünkü erkek benim için “idare edilmesi, suyuna gidilmesi gereken” değil, saygı duyduğum ve bana saygı duyan bir bireydir veya olmalıdır. Gerçek insani bir ilişkinin hiyerarşik olarak değil, birbirlerinin farklılıklarına saygı duyan eşit bireyler arasında kurulabileceğine inanıyorum. Şu anki sistemde ise kadınla erkek arasında böyle bir ilişkinin mümkün olmadığını bildiğim için, öncelikle durumun dönüşmesi , yani hiyerarşiyle mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Şu anki durum sadece kadını değil, aslında erkeği de mutsuz eden bir durum. Korkamazsın, ağlayamazsın, erkekliğini, gücünü göstermek zorundasın, kaslarını kullanmalı, küfretmelisin, “erkekler dünyası”nın gerekleri olarak, kadının üzerinde otoriteni kurmak zorundasın, paralı olmalısın, ananın bacının karının namusunu korumak için her dakika bekçilik etmelisin vs.

Olması gerekeni söyledim yukarıda. Subjektif olanı. Bunun bir gün olabileceğine, çünkü aslında erkeklerin de “bu” olmadığına inanıyorum. Çünkü “bu” İslamın eşref-i mahlukat anlayışına hiç uymayan bir yaratık. “Bu”yu anlatan, ”erkek olmak” nasıl bir şey sorusuna cevabımı duymak istemeyebilirsiniz. Hani aslında “bu” olmadığına inandığım erkek nasıl bir şey? Onunla her gün toplu taşım araçlarında, pazarda, diğer alışveriş mekanlarında, bankada, aski-iski vb kurumlarda, kuyruklarda, sokakta, kampüste, sınıfta bir aradayım. Bereket evde ve özel araba kullanmadığım için trafikte değil. İşte her gün bir arada olduğum “Bu erkek” şöyle bir şey: Son derece saygısız, benmerkezci, etrafından haberi yok, dünya onun etrafında dönüyor, etrafla ilgilendiği zaman ise tacizkar ve tecavüzkar, dişi avcısı, aklı şeyinde, tüm dişiler onun malı veya cariyesidir, ayrıca çok yayılmacı, her yer onun, toplu taşım araçları, bütün koltuklar, kaldırımlar, masalar, sokaklar, yanındakine yer açmak gibi bir kavram edinememiş, herkesim içinde kocaman bir sesle telefonda iş bağlar, on durak boyunca onun koca sesini dinlemek zorundasınızdır, bir satır bir şey okuyamazsınız sayesinde, yanınıza oturur yayılarak ya da dikilir, siz çekildikçe, sıkıştıkça o rahatlar iyice yayılır, sonunda minicik kalırsınız, her yeriniz tutulur, bir şey demeye kalkarsanız vay halinize, ne karılığınız, ne edepsizliğiniz kalır, taciz yaşamamış bir kadın tanımadım şimdiye kadar, ağzını açınca da “aranıyo” der, herkesin kuşkulu bakışlarına maruz kalmamak için susarlar kadınlar, ağzı bozuk, pis, küfürbaz, bundan da hiç rahatsız değil, koltuk altını burnuma sokmaktan hiç çekinmez, tamam, terledin, insan hali, banyo yapamadın, sarımsak yedin, hepsi gelir hepimizin başına, ama insan bir utanır kokuyorum diye ağzını açmamaya çalışır, kolunu kaldırmamaya, uzak durmaya, neyse işte erkek olmak böyle bir şey bir kadın olarak benim gözümde, elbette istisnalar var, siz sordunuz diye söyledim valla, yoksa kötü bir niyetim yok, bir kusur ettimse bağışlayın ekselansları diye geleneksel kadınlığıma döneyim, ne olur ne olmaz!!

Kadın sorunu Türkiye’de neden hep liberal anlayışla tartışılıyor?

Dünyada da böyle başlamış çünkü. Biz de ithal etmişiz (kadın sorunun değil, bu tartışılma biçimini kastediyorum, kimse sevinmesin!) İlk kadın özgürlüğü hareketleri liberal özgürlük anlayışı çerçevesinde başlamış genellikle. Dünyada bu artık aşıldı sayılabilir, darısı bize, bizde de aşılıyor aslında, çok farkli bakış açıları var. Sizin dediğiniz liberal anlayış daha çok radikal feminizm veya birinci dalgayla özdeşleşiyor. Ama sosyalist bir kadın hareketi de var, hem dünyada hem bizde. Siyah kadın hareketi, Müslüman kadın hareketi vs, bunlar şimdi beyaz-liberal kadın hareketlerine meydan okuyor ve onları dönüştürüyor.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

3 adet yorum var.

  1. melahat dedi ki:

    Çok güzel bir şöyleşi. Özellikle Mualla hanımın erkeler hakkında söyledikleri. Tamamen benim duygularım ve inanıyorum pek çok kadın içinde öyledir.
    “Bu erkek” şöyle bir şey: Son derece saygısız, benmerkezci, etrafından haberi yok, dünya onun etrafında dönüyor, etrafla ilgilendiği zaman ise tacizkar ve tecavüzkar, dişi avcısı, aklı şeyinde, tüm dişiler onun malı veya cariyesidir….”
    röportajın hem magazinel hem de düşünsel bir yanı var…

  2. selin dedi ki:

    Çok keyifli bir söyleşi okudum . Mualla Hanım var olması gereken insancıl haklarımızın erkek bencilliğine kurban edilişini çok güzel anlatmış. Teşekkürler…

  3. Engin dedi ki:

    Bu ülkede kadınların hakkını aramak, savunmak ŞART! Ancak İNSAN hakkını da göz ardı etmemek gerekir. Hala ayrımcılığa uğrayan bir çok kesim var… Ve bu ülkenin erkeklerinin hala ana eteğini çekiştirdiği halde sokakta, mahallede, kahvede, millet meclisinde “ahkam” kesmesinden, erkeklik taslamasından gına geldi!

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun