"Size Cemil Bayık kimdir' diye sorsam biraz gülünç kaçacak. - Fikrikadim

“Size Cemil Bayık kimdir’ diye sorsam biraz gülünç kaçacak.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde değişiklik yapılıp yapılmayacağına ilişkin, “Şu anda böyle bir ihtiyaç içinde değiliz. Çünkü, henüz değerlendirmedik” dedi. Arınç, Kuzey Irak’tan Kobani’ye ikinci kafilenin geçeceği yolundaki haberlerin de doğru olmadığını belirtti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki Bakanlar Kurulu 8,5 saat sürdü. Toplantı sonrası açıklama yapan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in sunum yaptığını ve madenlerde iş güvenliği konusunun kapsamlı bir şekilde ele alındığını belirtti.

Arınç, iç güvenlik reformu üzerindeki çalışmaların bitirildiğini ve imzaya açıldığını belirterek, “En kısa sürede TBMM’ye gönderilecek. Bu reform 4 yasada değişiklik öngörüyor: Polis vazife ve selahiyet kanunu, Emniyet teşkilat kanunu, Nüfus hizmetleri kanunu ve Jandarma teşkilat görev ve yetkileri kanunu” dedi.

Cemil Bayık’ın sözleri

Arınç’a,  PKK’nın çatı örgütü KCK’nın Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın “ABD’nin çözüm sürecinde gözlemci ülke olması” konusundaki açıklamaları da soruldu.

Arınç, “Size Cemil Bayık kimdir’ diye sorsam biraz gülünç kaçacak. Bununla ilgili habere baktığım zaman, ‘terör örgütü yöneticisi Cemil Bayık’, böyle bir söz söyledi. Terör örgütü yöneticisi dediğimiz bir adamın ne söylediğini ve buna karşılık olarak başbakan yardımcısı sıfatıyla birisinin cevap vermesini istiyorsunuz. Bu mümkün değil” yanıtını verdi. 

Arınç, “Terör örgütü yöneticisi olarak bilinen bir insan ne söylerse söylesin, benim muhatabım değil, ben bu konuda bir şey söylemek durumunda kalırsam bu da Türkiye Cumhuriyeti’ne yazık olur” diye konuştu.

Kırmızı Kitap

Bir başka gazetecinin, “Geçtiğimiz hafta Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından yapılan bildiride, paralel yapılanmalar ifadesi ilk kez kullanıldı. Kırmızı Kitap için hükümete tavsiye kararı verildiği de belirtiliyor bir yandan. Bugün gündeme geldi mi bu konu? Ayrıca Kırmızı Kitap ile ilgili ne gibi adımlar atılacak” sorusu üzerine de Arınç, Milli Güvenlik Kurulu toplantısının, gündemdeki konuların çok olmasından dolayı uzun sürdüğünü söyledi.

“Cemaatler konusu ele alınmadı”

Arınç, Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı’nda da gündemin oldukça yoğun olduğunu ifade ederek “Bahsettiğiniz konu üzerinde bu gündeme göre de konuşma süresi belki beklentilerin de çok altında kaldı” dedi. 

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Maliye varsa ikinci bir maliye, yargı varsa ikinci bir yargı, asker varsa ikinci bir ordu, emniyetimiz varsa ikinci bir emniyet yapılanması ve bunların devletin bürokrasisinden emir ve talimat almadan, kendi yapılanmaları içerisinde hiyerarşik bir düzene geçtikleri anlaşılırsa bunlar yasalarımız içerisinde suç sayılmıştır. Dolayısıyla mesela cemaatler konusunun kesinlikle ele alınmadığını söylemeliyim. Cemaatler, sosyolojik varlıklardır ve o cemaatler memleketimizde inançlı insanların, dindar insanların düşünceleri farklı bile olsa devletle kavga etmeyen, yasalarla kavga etmeyen insanların oluşturduğu birtakım sosyolojik varlıklardır. 

Böyle tanımlandığı ve bilindiği halde, sonradan değişmiş, farklılaşmış bir yapı içerisine bürünmüş ve yasalara aykırı eylem yapma noktasına gelmişse o zaman bunlara karşı tedbir almak devletin bekası bakımından fevkalade önemlidir. Şüphesiz, bu konuda hükümetimiz üzerine düşeni yapacaktır.”

“Şu anda böyle bir ihtiyaç içinde değiliz”

“Sadece Sayın Cumhurbaşkanımızın zannediyorum bir yerde yaptığı konuşmada, sizler Kırmızı Kitap diyorsunuz, literatürde böyle bir şey yok” diyen Arınç, geçmişten bu yana bu kelimenin kullanıldığını söyledi. Arınç, “Bunun kanuni tabiri eğer Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ise en son 2010 yılında değiştirilmiştir” bilgisini verdi. Kendisinin o tarihte de Milli Güvenlik Kurulu’nda olduğunu anımsatan Arınç, “Milli Güvenlik Kurulu’nun görüşü alınarak ama Başbakanlık tarafından bakanlıklarla organize bir şekilde metin hazırlanmaktadır” dedi.

Arınç, “2015 yılı içerisinde de değiştirilmesinin mümkün olduğunu” ifade ederek sadece 5 yılda bir değiştirilebilir şeklinde bir kural olmadığını kaydetti.

Arınç, “Bu yıl içerisinde de hükümetimiz takdir ederse henüz bu konuyu gündeme alıp görüşmemiştir. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç olduğunu Milli Güvenlik Kurulu’na götürebilir, Şu anda böyle bir ihtiyaç içinde değiliz. Çünkü, henüz değerlendirmedik” açıklamasında bulundu.

Erdoğan açıklamıştı

Cumhurbaşkanı Erdoğan 11 Ekim’de Rize’de ‘paralel yapı’ iddialarının MGK gündemine geleceğini bizzat kendisi açıklamıştı. Erdoğan “Onlarla ilgili çok daha farklı bir adımı atacağız. Çünkü bu operasyon öyle lokal değildir, geneldir ve bunun adımını atacağız” demişti. Erdoğan 18 Ekim günü Afganistan dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, Kırmızı Kitap olarak adlandırılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin güncelleneceğini ve paralel yapının ulusal güvenliği tehdit eden unsur olarak bu belgeye gireceğinin işaretini vermişti. Erdoğan bunun ne anlama geleceğini ise şöyle ifade etmişti:

“Bu neyi getirir? Bu, yargının da, uluslararası camianın da bu tür olaylara bakışını değiştirir. Önemli bir adımdır bu. Çünkü dostluk, kardeşlik bağlarıyla bağlı olduğunu söyleyen ülkeler bu tür şeylerde eğer o ülkenin gerek Bakanlar Kurulu , gerek MGK gibi önemli bir kurumun almış olduğu kararı veya tavsiyeyi göz ardı edemez.”

“Kobani’ye ikinci kafile yok”

Bir gazetecinin kuzey Irak merkezli bir haber ajansında “ikinci peşmerge grubunun Türkiye üzerinden Kobani’ye geçtiğine” yönelik haberlerin yer aldığı, haberde “Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun da Kuzey Irak’ta bulunduğu bilgisinin” paylaşıldığını belirterek, bununla ilgili gelişmenin olup olmadığını sorması üzerine Arınç, “İkinci bir kafilenin gideceği veya ikinci bir askeri gücün, grubun gideceği, bu kesinlikle doğru değildir. Bu konuda bir talep de olmamıştır, bir hazırlık da olmamıştır. Türkiye tarafına bildirilen herhangi bir bildirim de olmamıştır. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarımız eğer o bölgedeyse tahmin ediyorum ki bazı gelişmeler için gitmiş olabilir. Böyle bir konuyu görüştüğünü veya bu konuda Türkiye’ye herhangi bir istemde bulunulduğunu bilmiyorum” karşılığını verdi.

“Ayarları yok”

Arınç, HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in ”Barışın anahtarı Kobani’dedir”  açıklamasına yönelik sözlerinin hatırlatılması üzerine HDP’li bazı milletvekillerinin basın toplantısı düzenlediğini ve özellikle Önder’in, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve kendilerini çok açıkça eleştirdiğini söyledi.

Bundan üzüntü duyduğunu ifade eden Arınç, şunları kaydetti:

“Çünkü ben, HDP içerisindeki bazı milletvekillerinin samimi olarak çözüm sürecini istediklerini biliyorum. Büyük bir kısmının ise böyle bir görüntüde olmadığını hatta ne olup bittiğinden bile haberdar olmadığını, farklı etkiler altında kalabildiğini de biliyorum, kendileriyle görüştüğümüz için. Ama netice itibarıyla HDP siyasi bir partidir, onun milletvekilleri vardır ve bu konunun içerisinde İmralı ile Öcalan ile görüşmeler yapan bazı milletvekillerinin olduğu da bütün kamuoyunun malumudur. Üzüldüğüm şey şudur; HDP’li bazı milletvekilleri zaman zaman hakaret, zaman zaman tehdit, zaman zaman şantaj yapma haklarını kendilerinde görüyorlar. Ayarları yok, nerede ne söyleyeceklerini hiçbir zaman düşünerek hareket etmiyorlar. Ama kendileri küçücük bir eleştireye uğradığı zaman da yine bas bas bağırmaya devam ediyorlar. Eleştiri sizin için az bile, eleştirinin en ağırını sizler için yapacağız. Bunlara tahammül göstereceksiniz. Çok yanlışlarınız var, bu yanlışlardan dolayı bize bağırıp, çağırmak yerine kendinize dönüp bir bakmanız lazım.”

“O iş ayrı bu işte ayrıdır”

Başbakan Davutoğlu’nun ısrarla “kamu güvenliği ve kamu düzeni, halkımızın rahat, huzurlu ve mutlu yaşaması bizim için asıldır. Bu hiçbir zaman çözüm sürecinin karşılığı değildir” ifadelerini kullandığını hatırlatan Arınç, çözüm sürecine önem verdiklerini ve bunu Türkiye için hayati buldukları bir konu olduğunu vurguladı. Arınç, “Ama bu proje olacak diye öldürmeler, yakıp yıkmalar, halkımızın yolunun kesilmesi, sorgulanması hiçbir zaman düşünülemez. O iş ayrı bu işte ayrıdır. Orada hiçbir asayişsizlik ve hiçbir terör olayı olmayacak ki Milli Birlik Kardeşlik Projemiz alabildiğince büyüsün ve gelişsin” diye konuştu. 

“Biz, partilerin kapatılması taraftarı değiliz”

Olayların büyük kısmının HDP’nin ”sokağa çıkın” çağrısı ve sosyal medyada bazı örgüt birleşenlerince gönderilen mesajların ardından yaşandığını belirten Arınç, şöyle devam etti:

“Bunun karşılığında HDP suçlanmıştır. HDP bu suçunu kabullenmek yerine adeta başka mazeretlerle, alay eder gibi bir tavır içerisine girmiştir. 40’tan fazla canın hayatını kaybettiği bu olaylardaki sorumluluklarını inkar etme yoluna gitmişlerdir. Bütün bu olayların pek çoğunda HDP il ve ilçe örgütleri baş at rolü oynamıştır. Bazı olayların içinde HDP milletvekilleri bizzat bulunmuşlardır. Biz, partilerin kapatılması taraftarı değiliz. Ama düşünün bu tür olaylarda baş at rolü oynayan bir siyasi parti demokratik ülkelerde bile hayatiyet bulamaz. Burası Türkiye, biz yaşasınlar istiyoruz. O siyasi partilerin mensupları bireysel suçları bakımından yargılansın ama parti zarar görmesin istiyoruz. Ama bunu istismar etmeye de kimsenin hakkı yoktur. HDP’nin il, ilçe başkanları, KCK’sı KDK’sı bilmem nesi, hepsi bu işlerin içerisinde ön planda rol alırken biz onları sadece eleştirmiş oluyoruz. Onlar da bize karşı ağızlarına gelen her türlü hakareti savuruyorlar. Bu üsluplarına devam ederse kendileri bilir. Sürecin ne kadar zararlı sonuçlara yol açabileceğini ve bundan kimlerin daha çok zarar göreceğini milletvekili olduklarına göre herkesin çok iyi bilmesi lazım. 

Biz, Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizin devam etmesi için sabır gösteriyoruz, bir. İtina gösteriyoruz, iki. Yapılabilecek işlerin azamisini yapmaya çalışıyoruz, üç. Ama şov yapmak bizim işimiz değil veya hakaret, tehdit etmek bizim işimiz değil. İllegal yapılanmalara destek vermek, güç vermek bizim işimiz değil. O yüzden o arkadaşlara buradan tekrar rica ediyorum, siz kendinize bir bakın, üslubunuza, yaptıklarınıza bir bakın, bunların gerçekten çözüm sürecine katkı sağlayıp sağlamadığı konusunda bir kendinizle muhasebeleşin. Ondan sonra gerekiyorsa bize söz söylersiniz.”

“Hiçbir ek güvenlik tedbiri konuşulmuş değil”

Arınç, bir gazetecinin, toplantıda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki milletvekillerinin, bölgedeki güvenlik önlemlerini artırılması taleplerinin gündeme gelip gelmediğini sorması üzerine, şunları söyledi:

“Bir gazetede İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya atfen bir haber yer alıyor: ‘Alan hakimiyetini kaybettik’. Çok çirkin bir şey. Onu bir bakan söylerse büyük bir suç işler. ‘Alan hakimiyetini kaybettik’ ne demek böyle bir şeyi kim kabullenebilir. Bütün güvenlik güçlerimiz görevlerinin başındadır. 6-7 Ekim’de yaşanan olayların farklı izahı vardır. Oradaki eksiklik görülürse o eksikliklerin giderilmesi için de 4 kanun tasarısını Meclis’e sevk edildiğini ifade ettim. Orada bunları tamamlayabilecek, polisin veya emniyet, kolluk güçlerinin daha etkin çalışmasına imkan verecek düzenlemeler olacak.”

Arınç, başka bir gazetenin 6-7 Ekim olaylarına hükümeti zora sokmak için müdahale edilmediği iddialarına ilişkin ise mülkiye müfettişlerinin görevlendirildiğini bildirdi.

“Kişisel verilen korunması kanun tasarısı imzaya açıldı”

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın “Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Kanun Tasarısı” hakkında kurula bilgi verdiğini aktaran Arınç, konunun geçmişten bu yana tartışıldığını, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunabilmesi amacıyla bir mekanizma kurulmasının AB müktesebatının da yüklediği bir görev olduğunu bildirdi. Arınç, geçmiş yıllarda yapılan tasarı çalışmalarının güncellenerek, Bakan Bozdağ tarafından Bakanlar Kurulu’na takdim edildiğini, tasarı üzerinde mutabık kalındığını, imzaya açıldığını kaydetti. Söz konusu yasanın, bu yasama döneminde çıkarılacak önemli kanunlar arasında yer aldığına işaret eden Arınç, “Bir an evvel ele alınmasını ve Meclisimiz tarafından yasalaştırılmasını arzu ediyoruz” dedi. 

“Mülteci teknesinin alabora olması”

İstanbul Boğazı’nda kaçakları taşıdığı tahmin edilen teknenin alabora olması sonucu hayatını kaybeden 24 kişinin cesedine ulaşıldığını, Afganistan uyruklu 6 kişinin kurtarıldığını hatırlatan Arınç, sözlerini şöyle devam etti:

“Bu bir insanlık faciasıdır. Çok zor bir iştir. Sadece mülteciler değil kaçak ve göçmen işçiler de, dünyanın neresinde olursa olsun, özellikle müreffeh ülkelere gidişte bu tehlikeleri yaşamaktadır ve birtakım vicdansız insanlar bunları istismar etmektedir. Maalesef önlemek için bütün çalışmaları yapıyoruz. Şu aldığım rakamlara bakarsak, Türkiye’de 2013 yılında yakalanan yasadışı göçmen 39 bin 980’dir, neredeyse 40 bin kişidir. Bir kanun değişikliğiyle göç müdürlükleri de kuruldu. Ama yasadışı yollardan Türkiye’yi terminal olarak kullanmak ve başka ülkelere gitmek için hayatlarını hiçe sayan, bir takım vicdansız insanların elinde hayatları zayi edilmiş pek çok insan da bulunmaktadır. Bununla ilgili olarak adli soruşturma başlamış durumdadır.”

Bu yazı takriben 694 görüntülendi.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.