Savaşın 100. yılında daha yolun başındayız - Fikrikadim

Savaşın 100. yılında daha yolun başındayız

İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Gültekin Yıldız hem akademik hem de popüler anlamda savaşın farklı boyutlarını ele alan ya da Osmanlıların savaş tecrübesini anlatan birkaç raflık kitap olduğunu belirtiyor.

1. Dünya Savaşı’nın 100. yılında Türkiye’de ve dünyada pek çok faaliyet yapılıyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gültekin Yıldız’la yeni çıkan kitapları, açılan sergileri ve önümüzdeki yıllarda neler yapılması gerektiğini konuştuk.

1. Dünya Savaşı’nın 100. yılında dünya genelinde neler yapılıyor?

100. yıl dolayısıyla bu savaşa dahil olan ülkeler başta olmak üzere, pek çok ülkenin gündeminde bu savaş. Avrupa’daki kavram ‘hatırlamak’. Tabii İngiltere, Rusya, Almanya, Avusturya gibi ülkelerde muharabe kısmı yıllar önce yazılıp bitirildiği için bu hatırlamak kavramının altına daha çok sosyal tarih temaları giriyor. Bu savaş dünyada ilk topyekûn harp kabul edildiği için sıradan insanların büyük kitleler halinde savaşa katıldığı, kendi ülkelerinden uzakta savaştığı ilk savaş kabul ediliyor. Yani sayısı milyonları bulan insan kütlesi dünya genelinde muharabe meydanlarında öldü, yaralandı ya da hikâyeleriyle memleketlerine döndüler, bu yüzden de özellikle şu anda Avrupa’daki yayınlara bakarsak savaştaki subayın veya sıradan erin günlük hayatını anlatan mektupları, esaret hayatları, hastalıkları, kadınların rolü, farklı etnik grupların farklı imparatorlukların çatısı altında bu savaşa katılmalarını içeren metinler daha ön plana çıkmış durumda.

ELİMİZDE YETERİNCE ESER YOK

Peki biz bu savaşı Türkiye’de nasıl hatırladık, hatırlıyoruz?

Bizim durumumuz biraz daha farklı. Osmanlı savaşın önemli bir parçası olmasına rağmen Türkiye’de henüz savaşın muharebe boyutları yeterince araştırılabilmiş değil. Buna bağlı olarak ayrıntılı, okunabilir, herkesin anlayabileceği tarihçeleri de yazılmış değil. Tabii Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı ATASE biriminin yıllar içinde, bir kısmı Osmanlı Harp Encümeni’nden kalan çalışmalar olmak üzere, belgeleri değerlendirerek yayınladığı ‘Beyaz Dizi’ diye bilinen bir serisi var. Burada hemen hemen Osmanlı cephelerinin tamamına ait monografiler mevcut. Ancak bunlar daha çok dönemin asker kökenli personeli veya tarihçileri tarafından yazıldığı için bugün asker olmayan şahıslarca okunup anlaşılması çok kolay değil.

Sizce nasıl bir yol izlenmeli?

Öncelikle henüz bizim ATASE Arşivi’nde buluna savaş evrakımız tasnif edilmiş ve araştırıcıya uluslararası kriterlere uygun olarak açılmış değil. Bu yüzden bizim öncelikle işin savaş boyutunda da yürüyecek uzun bir yolumuz var. Bununla beraber özellikle genç araştırmacıların dünyada geçerli temalar üzerinden yeni tip araştırmalar, tezler yazdıklarını görüyoruz. Yani savaşta kadınlar, Osmanlı lojistik sistemi, İstanbul’daki sosyal-ekonomik hayat, cephe gerisindeki hayatta savaşın izleri, esirlerinin evrakları gibi konular da işlenmeye başladı.

Bir diğer husus da başta Timaş ve İş Bankası Kültür Yayınları olmak üzere bazı yayınevleri hatırat dizileri var. Daha önce elimizde olmayan subay, paşa ve az miktarda da olsa erin muhtıra denilen savaş günlüklerini, ya da hatırat olarak kabul edebileceğimiz metinlerin birbiri ardınca yayınlandığını görüyoruz. Bu önemli bir kazanç.

TARİH OKUMALARI ÖNEMLİ

Akademik araştırmalar hangi düzeyde?

Aslına bakarsak Türkiye’de askerî tarih çalışmaları son 15-20 senedir sivil tarihçiler tarafından sahipleniliyor. Bu savaş hakkında evvelden tek tük çalışmalar olsa da ciddi manada son yıllarda araştırılmaya başlandı. Hem akademik hem de popüler anlamda savaşın farklı boyutlarını ele alan ya da Osmanlıların savaş tecrübesini anlatan elimizde belki birkaç raflık kitap olduğunu söyleyebiliriz. Bunların içinde en öne çıkan Amerikalı asker kökenli tarihçi Edward J. Erickson’nun kitaplarıdır. Sahaya büyük bir ivme kazandıran bu eserler hem askerî analiz yöntemleri hem de tarih metodolojisi kullanıldığı için önemlidir. Ama bizim açımızdan Osmanlı dışı cepheler hâlâ meçhul. Tabii savaşın birkaç veçhesi var, bunlardan biri savaşa nasıl girildiği. Bu manada Mustafa Aksakal’ın Harb-i Umumi Eşiğinde Osmanlı: Osmanlı Devleti Son Savaşına Nasıl Girdi? adlı kitabı öncü bir çalışma. Yerli ve yabancı kaynakları kullanması açısından bu konuda doyurucu bilgiler ve yorumlar içeriyor. Yine Ali Satan’ın yeni çıkan ve geniş kitlelerin rahatlıkla okuyabileceği 100. Soruda 1. Dünya Savaşı da ilgi çekici bir çalışma. İkinci aşama savaşın muharebe boyutları. Üçüncü boyutta savaşın sosyal, ekonomik ve siyasî sonuçları. İmparatorluğun nasıl dağıldığı, bunun Türkiye’ye ve dünyaya ne tür etkilerde bulunduğu, Ermeni tehciri ve diğer göçlerin toplumsal yapıyı nasıl etkilediği… Bu konularda da çalışmaların yapılması gerekiyor.

Aynı şekilde dünyadaki tarih okuyucusu açısından da Osmanlı cepheleri veya Osmanlıların bu savaştaki varlığı da Çanakkale’yi istisna edersek meçhul…

Çanakkale’yi bu açıdan şanslı sayılır o halde…

Elbette savaşın kaderini belirleyen cephelerin en önemlilerinden biri Çanakkale. Bugün Türkiye topraklarında da yer aldığı için biz büyük oranda burayı hatırlıyoruz. Tabii Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Paşa’nın burada rol alması, başta Mehmed Akif’in yazdıkları olmak üzere edebiyata yansıyan tarafları bunu sağlıyor. Ancak bizim bugün Çanakkale cephesi hakkında bile herkesin okuyabileceği fazla eserimiz yok. İkinci olarak Çanakkale cephesini ne Cumhuriyet’in habercisi ne de sadece Türklerin ve Müslümanların savaştığı bir cihad olarak görmememiz lazım. Çünkü Çanakkale cephesinde gayrimüslim Osmanlı askerleri de vardı. Ayrıca bu cephe 1. Dünya Savaşı’nın cephelerinden biriydi. Sadece Çanakkale’ye ya da Sarıkamış’a odaklanarak savaşı anlamak mümkün değil, zaferlerimiz kadar mağlubiyetlerimizi, Suriye-Filistin, Kafkasya, İran ve Galiçya cephelerini de hatırlamamız gerekiyor. Çanakkale’ye önümüzdeki sene büyük bir ilgi olacağı şimdiden anlaşılıyor.

Dünyadaki tarih araştırmalarında Osmanlı’nın bu savaştaki rolü iyi incelendi mi?

Dünyadaki araştırmalarda Osmanlı çalışmaları bir yekûn tutmuyor, ancak bizim de Türkçe ve ya diğer dillerde nitelikli eser verdiğimizi söylememiz zor. Bizim ansiklopedi, harita ve görsel malzeme içeren albümler anlamında ya da daha bütüncül eserler anlamında çok fazla çalışmamız yok. Yakın zamanda İş Bankası’ndan Mehmet Beşikçi’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda askere alma, firar ve zayiatı incelediği doktora tezi bu alanda bir istisna olacak, onun çalışmasını takiben pek çok çalışma da neşredilecek. Daha yolun başındayız. Her ne kadar içinde bulunduğumuz senede farklı üniversite ve askeri birimler sempozyum, konferans, seminerler düzenliyor olsalar da bizim bu etkinliklerde tebliğ sunacak doğrudan bu alanın uzmanı yeterince akademisyenimizin olmayışı, genç akademisyenlerin de bu alanda çalışmak için belgelere erişiminde yaşanan zorluklar. Genelkurmay, Milli Savunma Bakanlığı ve Kızılay arşivindeki belgelere erişim büyük oranda çok zor.

SAVAŞ SERGİLERİ AÇMAK

Akademik çalışmalar dışında neler yapılabilir?

Savaşın bir akademik tarih araştırmalarına konu olan tarafı var, bir de pek çok insanın dedesi, babası ya da akrabaları etkilendiği için sokaktaki insanın ilgisini çekebilecek bir tarafı da var. Bu manada İngiltere’deki İmperial War Museum yeni sergi mekânları oluşturdu kendine, yine yakın zamanda da çok hoş, güzel bir kitap bu müze tarafından yayınlandı. Avusturya’daki askeri müzede de savaşla alakalı sergiler yenilendi. Hem askeri müzelerin hem de sivil kuruluşların halkın ilgisini çekecek sergiler açtığına şahit oluyoruz yurtdışında. Ayrıca bazı internet sitelerinde savaşta akrabalarını kaybetmiş kişilerin yakınları hakkında bilgi edinmesini sağlayan veri tabanları oluşturduğunu görüyoruz. Mesela Kızılhaç Arşivi bunu yaptı. Keşke Kızılay Arşivi de açılabilseydi bu şekilde…

Bizdeyse muharabelere katılmış Osmanlı zabitlerinin ve erlerinin hayatlarını merak ettiğiniz zaman Milli Savunma Bakanlığı arşivinden sadece çok kısa bir safahat belgesi veriliyor maalesef. Bizim Askeri Müzemizde 1. Dünya Savaşı bölümü olmakla birlikte daha geniş kitlelerin ilgisini çekebilecek tematik sergiler yapılmadı şu ana kadar. İnşallah yapılır.

Şu an savaşa girişimizin 100. yılındayız. Önümüzdeki yıllarda neler yapılmalı sizce?

Önümüzde dört sene var. Önümüzdeki seneden itibaren bu savaştaki önemli muharebelerin ve vak’aların 100. yılını göreceğiz. Mondros Mütarekesi’nin İstanbul’un işgalinin, TBMM’nin açılışı ve Milli Mücadele’nin ve en nihayet Cumhuriyet’in 100. yılını idrak edeceğiz. Önümüzdeki seneleri hem askeri, hem sosyal hem de siyasi tarih açısından ortaya koyacak şekilde çalışmamız lazım. Özel yayın kuruluşlarının katkısı var. Ancak devlet kuruluşlarının da taşın altına elini sokması ve arşivlerin açılması gerekiyor. Bizim bu savaşı anlamamız bugünkü Türkiye’yi ve etrafımızda olup bitenleri anlamamız için de önemli… Ancak bu ilgiyi hamasete ve kulaktan dolma bilgilerle değil ciddi verilerle değerlendirmemiz lazım. Daha soğukkanlı analizlere ihtiyacımız var. Elbette milliyetçilik ve dini duygular askeri tarihin bir parçası olacaktır, bütün dünyada da böyledir, önemli olan bunun dozunun iyi ayarlanmasıdır.

-YeniŞafak-

BUNLARDA VAR

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.