Pragmatizmin, eklektizmin ve senkretizmin kitabını yazdık - Fikrikadim

Pragmatizmin, eklektizmin ve senkretizmin kitabını yazdık

Türkiye toplumsal formasyonu, bir çok alanda; ilke temelli bir söylem (retorik) ile; pragmatik (pozisyonel) bir eylem hattının enteresan bir kombinezonunu hayata geçirmeyi başaran oldukça kompleks ve bir o kadar da enteresan bir mahiyet arz eder. Bu iddiamı, ‘Zeki Müren Problematiği’ üzerinden delillendirmeye çalışacağım. Bir diğer ifadeyle; eşcinselleri aşağılarken, başta Zeki Müren olmak üzere, bazı eşcinselleri baş tacı edişimizin, pragmatik, ekletik ve senkretik (1) tezahürlerine değineceğim. Bunların ‘NİÇİN’i, bu metnin finalinde de işaret edildiği üzere, bir başka tartışmanın ve yazının konusu olmayı hak etmektedir.

2 – Kadınımız bile maço be arkadaş!

Öncelikle malûmu ilâm ile başlayıp; erkek egemen (maço, maskülenist, pederşâhi) bir toplum olduğumuzun inkâr edilemez bir vakıa olduğuna işaret etmenin; bu metnin kuşatmaya çalışacağı sorunsala giriş bakımından, anlamlı olacağını düşünüyorum. 
Bu keyfiyet; hem erkek sosyal aktörlerin, ve hem de kadın toplumsal figürlerin; toplumsal dokularımızı en ücra koordinatlarına, en ıssız ve metruk (öksüz ve yetim) topoğrafyalarına, en popüler komponentlerine ve de, en favori ‘uzay-zaman süreklilikleri’ne değin inşa eden varoluşsal faaliyetlerine nüfûz eden (katı, sert, tavizsiz sıfatlarını lâyığıyla kuşanmış) erkeksi (ve, yanı sıra da erkekçil) yaklaşımların (aksiyonlar ve kont-aksiyonların) müellifi (faili, müessiri, eyleyicisi) olmaları şeklinde tezahür eder.

Hâl böyle olunca, ortalama insanımızın (sokaktaki adam, ordinary people, average person) eşcinsellerle olan ilişkisinde, karakterinin ve kimliğinin maço mahiyetini kanıtlayan oldukça karakteristik ve tipik bir davranışlar ve normlar repertuarına müracaat etmesinden daha tabii bir durum da olamazdı doğrusu. 

Nitekim, mezkûr sosyolojik entitenin sosyal karşılığının (izdüşümünün) toplumsal davranışlar patternine (beşeri ilişkiler örüntüsüne) nispet eden (referans veren) tezahürleri de, ‘sadece olabileceği gibi olmak, ve, asla olamayacağı gibi olmamak’ ilkesinin ete kemiğe bürünmüş hali şeklindedir.

Bu kuramsal çerçevenin, bu teorik girizgâhın okunmakta olan metni, geldiği tam da bu noktada, serdetmeye icbar ettiği görüşlerin başında, hiç kuşkusuz şu tespit gelir:

‘Ortalama insanımız’ diye paranteze aldığım, ‘Türkiye Toplumsal Formasyonunun ‘özgül ağırlığı’nın en baskın unsuru olan sosyolojik vakıa; eşcinsellere doğrusu hiç de hoşgörüyle, hiç de hayırhah yaklaşmaz; onların yapıp ettiklerini, özellikle de cinsel tercih ve yaşantılarını tasvip etmez. Bu sürece genel olarak damgasını vuran aşağılama, ötekileştirme ve hor görmedir.

Meseleyi, bize özgü sosyolojik dışa vurmaları üzerinden, biraz detaylandırmaya çalışacağım.

3 – Türkiye’de eşcinsel olmak

Eşcinsellik; Türkiye Toplumsal Formasyonu’nda, ahlâki, dini, kültürel ve ideolojik bagajlarımızın tesir ve domine ettiği olguların ve süreçlerin tabii ve zorunlu bir sonucu olarak, sürekli olarak aşağılanan, ötekileştirilen, tekfir edilen bir yaşamsal tercih alanı olarak öne çıkmıştır.

Çeşitli alt kültürlerin pratiklerinde, konuşmalarında (özellikle de kendilerine özgü özel bir alt lisan olan argolarında) görülen manzara, kabataslak, yukarıda resmedilmeye çalışıldığı gibidir. 

İşte Zeki Müren, bu sosyolojik arenada, toplumsal fenomenlerin bu girift kanaviçesinde, ayrıksı (tekil, a-tipik, sıra dışı, anomik) bir vakıa olarak ortaya çıkmıştır. Onun hayat pratikleri, parçası olduğu fenomene dair olan genel geçer yaklaşımlara, kurallara, normlara bir istisna teşkil eder.

4 – Zeki Müren diğer eşcinsellerden ayıran neydi?

Zeki Müren, adeta bir büyücü gibi; Türkiye insanın, yukarıda serdedilen yerleşik değer yargılarının ve davranış normlarınının, kendi özelinde uygulanmasının askıya alınmasını sağlamış, bunların hayat tarzını tayin etmeye yönelik tasarruflarını paralize etmiş, kendisine yönelik negativizasyon teşebbüslerini etkisizleştirmiştir.

Eşcinseli askere bile almayan toplumsal mutabakatımız, Türkiye’nin en ünlü, en önemli eşcinseline ‘paşam’ lâkabını uygun görebilmiştir. Ki, bu manzara, Türkiye toplumsal formasyonunun, Zeki Müre’nle kurduğu diyaloğun ne denli paradoksal, ne denli çift şahsiyetli, ne denli iki yüzlü ve ne denli patolojik olduğuna da referans vermektedir aslında. 

Bir tespit, arkasında da, bir teşekkürle devam ediyorum.

Bursa ile ilintili beşeri ve sosyal olguların; futbol maçları başta olmak üzere, neredeyse bütün spor karşılaşmalarında, ve, Türkiye Toplumsal Formasyonunun (bütün kesim ve katmanlarında, ama, galiba, daha çok da) alt gelir ve düşük kültür düzeyine sahip bireyleri arasında cereyan eden münakaşa ve kavgalarda; fevkalâde terbiyesiz ve saldırgan bir üslûpla ele alınıp, iğrenç bir cinsiyetçi içerikle irtibatlandırılmaya çalışılmasının, Zeki Müren’in Bursa doğumlu olmasıyla ilintilendirilebileceğini düşünüyorum.

Öte yandan; bu satırların yazarı gibi; insanların cinsi tercih, dini inanç, etnik köken, politik duruş, ideolojik bagaj gibi vasıfları yüzünden hakaret görmesine, ötekileştirilmesine ve nefret suçunun nenesi kılınmasına şiddetle karşı duran herkesin de; Bursa kentine, ve, genel olarak da Bursalılara, tam da bu noktada, esaslı bir teşekkür borçlu olduklarına kuvvetle inanmaktayım. Erkekçi (ve de erkeksi) söylemin bu denli ağır presine ve tahakkümüne karşın, Bursalılar, kendileriyle ilişkilendirilmeye çalışılan mezkûr iğrençliklerden, hemşehrileri Zeki Müren’i sorumlu tutmayı, asla ve kat’a, düşünmemişlerdir. Onlar, yaklaşık 60 yıla mütecaviz bir süredir, Zeki Müren’i, en mümtaz evlâtlarından birisi olarak bağırlarına basmakta hiç bir beis görmeyerek, dillendirdiğim teşekkürü ziyadesiyle hak etmişlerdir doğrusu.

5 – Zeki Müren aslında Türk Sanat Musikisini transforme ve deforme etmişti

Sadece Kemalist reformasyon/transformasyon sürecinin (1922 – 1950) realizasyonu sırasında değil, yüzümüzü (‘ilmini, fennini, tekniğini alalım; dinimizi, örfümüzü, harsımızı ise muhafaza edelim!’ anlayışı çerçevesinde) net bir şekilde ‘Batı’ya döndüğümüz 1839 Tanzimat Fermanı’ndan beri, şiddetini giderek arttıran bir tempoyla, Türk musikisinin bütün versiyon, varyasyon, tandans, tını ve tezahürlerine muhalif olan pozisyonunu, mesafeli durmaktan tiksinerek bakmaya (ve hatta yer yer tekfir etmeye kalkışmaya) kadar değişen çok çeşitli bir entervalde inşa eden ‘Batı Kültürü (Medeniyeti) muhibi ‘seçkinimiz’, söz konusu olan Zeki Müren’in yorumladığı ya da bestelediği eserlerse, aniden bir bilinç dönüşümü yaşar ve pekalâ arabesk olarak nitelenebilecek bahse konu eseri, ‘paşasının’ ağzından, huşu içerisinde, adeta mukaddes bir şerbeti yudum yudum içermişçesine dinleyiverir! 

Bununla da yetinmez, ‘paşasının’ ne denli büyük bir sanatkâr olduğuna, onun ülkenin ve toplumun kültürel hayatının düzeyinin yükseltilmesinde nasıl da büyük bir imkân ve şans olduğuna dair kendi çapında ahkâmlar keser.

6 – Sadece liberal ve demokratlar değil, muhafazakârlar da onu tölere etti

Kültürel alandaki bu alışılmadık manzara, bu anomik vakıa, politik arenada da benzer bir dilemayı çağırır toplumsal arenamıza. Sadece liberaller ve demokratlar gibi, beşeri entervalde kendilerine yer açabilmiş bütün yaşam tarzlarına hayırhah yaklaşmalarıyla öne çıkan anlayışların ülkemizdeki mümessilleri değil; her çeşit ‘eşcinsel hakkı’ talebine karşı ’eyvahlar olsun, başımıza taşlar yağacak; bunlar hürriyet diye diye Sodom ve Gomore’u ihya edecekler!!’ diye telâşa kapılan ve bu çerçevede vaziyet ve tavır alan kimi muhafazakârımızın da Zeki Müren’in hayatı ve sanatı ile yüzleştiklerinde aldıkları pozisyon enteresandır.

Hem erkek egemen anlayışın hakim olduğu ortalama bilinç (algı) düzeyimizin, ve, hem de, bazı muhafazakârların; ‘gönüllerin paşası’nın marjinal yaşamını (bu, buram buram eşcinsel kodlarla bezeli olan hal ve hareketlerle örülmüş olsa da ) hoşgörmesi, tölere etmesi, içine sindirmesi; sosyologlar, sosyal-psikologlar, kültür tarihçileri, sosyal antropologlar ve davranış bilimciler tarafından ciddi olarak mesai harcanmaya değer bulunmalıdır diye düşünüyorum.

7 – Aydınlarımız Zeki Müren Fenomenine kafa patlatmalı

Genel olarak eşcinsellere hiç de olumlu (hayırhah) yaklaşmayan bir toplumun bir eşcinsele neden bu denli sevgi, muhabbet, hoşgörü beslediğinin cevapsız bırakıldığı bir toplumun aydınlarının, entellektüel borçlarının birisini ödemediğinden rahatlıkla bahsedilebilir.

24 Eylül 1996’da aramızdan ayrılan Zeki Müren’in ardından düşünürken, burada dillendirdiğim soruyu doğru düzgün ve içime sinen bir tarzda cevaplandırmayı başaramadığımı gördüğüm için, okunan bu metin boyunca, ‘anlama-anlamlandırma-açıklama’ bazlı bu teorik faaliyetin, işin erbabı olan bilim insanlarınca yapılması gerekliliğine kuvvetli vurgu yapmaktayım.

Zirâ, zikrettiğim merkezdeki iddialı çalışmanın, bu satırların yazarı gibi, ortalama bir blogger’ın müktesebatını aşan bir teorik gayretin ürünü olması da şarttır aslında. Bir diğer deyişle, söz konusu çalışma, daha ziyade, akademik bir gayretin hasılası olan ciddi bir tez çalışmasına dayandırıldığında, yola çıkış noktası olan soruyu mümkün mertebe kuşatıp, ona, hakikatle olabildiğince mutabık bir cevaplar seti sunabilir.

Bu yüzden de, yazımın hüküm cümlesini dillendirmeye doğru sözcük sözcük ilerlerken, Zeki Müren algımızın, zihinlerimize davet ettiği kaleydoskopvari o çok renkli yap-boz’u teorize etmek yerine, izninizle, bir miktar daha ‘Gönüllerin Paşası’ güzellemesi yapacağım: ‘Sevgili Zeki Müren, değerli paşamız, sen ne yaptın, nasıl yaptın, nasıl becerdin, nasıl başardın, bizim hangi ihtiyacımıza ne şekilde cevap verdin de eşcinsellere olumlu yaklaşmayan bizlere bu denli sevdirdin kendini, bilemiyorum doğrusu. Ancak bildiğim bir şey var ki, o da senin, hepimizin, daha doğru bir ifadeyle, Türkiye toplumsal formasyonunun kısm-ı azamisinin, gönüllerinin paşası olmaya devam edeceğindir’. 

Zeki Müren, 24 Eylül 1996’da, TRT tarafından kendisine verilecek bir ödülün takdim programında kalp krizi geçirerek aramızdan ayrılmıştı. Ebediyete intikalinin üzerinden onca yıl geçtikten sonra bile, seni halâ seviyoruz, seni halâ dinliyoruz ve seni halâ özlüyoruz paşam (2).

Nur içinde yat…

(1) Senkretizm için bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Senkretizm

(2): Zeki Müren hayranlarının faydalanabilecekleri bir kaynak: http://www.zekimuren.net/hayati/

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.