Geleneksel Yerleşmede Mekânın Yoğunluğu | Fikrikadim

Geleneksel Yerleşmede Mekânın Yoğunluğu

TOKİ, KENTSEL DÖNÜŞÜM, HATTÂ MEDENİYET (III)

Doc. Dr. Vehbi Başer

Doc. Dr. Vehbi Başer

Geleneksel yerleşmeler arasındaki farklılıklara önce kuşbakışı bir göz atalım: Anadolu’daki geleneksel yerleşmeler, arazinin kullanımına göre yoğun, gevşek ve dağınık yerleşmeler olmak üzere, kabaca üç farklı tip altında incelenebilir.

Yoğun yerleşmeler neredeyse bir sınır çizgisi ile çevresinden ayrılmış; dar sokaklar boyunca birbirine sığınarak sıkışmış; dışarıdan nüfuz edilmesin diye kendi içine kapanmış bir görünüm sergiler. Bunlardan bazılarında eski zamanlardan bakiye sur kalıntıları görürsünüz. Yerleşme sakinlerine ait tarla, bağ, bahçe, fidanlık, meyvelik gibi mekânlar bu sınır çizgisinin dışında yer alır.

Böyle yerleşmelerde, neredeyse birbirine yapışık hanelerin yüksek duvarlarla dışa kapatılmış olduklarını görürsünüz. Hanelerin sokak kapılarından içeri girince ise iki farklı manzara ile karşılaşmanız mümkündür: Bazı yerlerde, o daracık, kıvrım büklüm sokaktan avluya girince, geniş ve ferah bir mekân karşılar sizi. Böyle yerlerde midir emin değilim, ama bazı yerlerde, bu mekâna “hayat” denmesi de anlamlıdır; zira insanlar sokakta ya da çarşıda işlerini aceleyle görüp telaşla hanelerine, yani “hayat”a dönerler.

Yüksek düzeyde yoğun yerleşmelerde ise, avlunun da bir hayli dar olduğunu, her şeyin tıkış tepiş, küçücük bir avluya doldurulduğunu görürsünüz. Bazen bu ilk avludan daha geniş başka bir avluya, oradan da bahçeye filan geçilir; ama bir yabancının nereden nereye nasıl geçileceğini kolayca akletmesi, genellikle mümkün değildir. Dikkat çekici bir ayrıntı, bu en yoğun yerleşmelerde, kapının üstünde metal kapı tokmakları, kapı açılınca şıngırdayan koyun çanına benzer çıngıraklar bulunması; buna karşılık kapının dışardan açılmasını sağlayacak, şıkşık, kapı kolu vb. bir mekânizmanın bulunmamasıdır. Kapı, sadece içeriden açılabilir. Kapı tokmağına vurur beklersiniz; olmadı birkaç kez daha vurur, yine beklersiniz. Bazen neden sonra biri gelir ve içeriden seslenir: “Kim o?” Kendinizi tanıttığınızda kapı açılmayabilir ve o ses “niye geldin?” yahut “ne istiyorsun?” tarzı bir soru sorar. Geliş nedeninize ve görmek istediğiniz kimsenin evde bulunup bulunmamasına bağlı olarak bazen size kısa bir açıklama yapılır. Kapı hiç açılmadan geri dönme ihtimaliniz, hiç de az değildir.

Yerleşmenin bu sıkışıklığı ve kapıların bu sımsıkı kapalılığına ilaveten bu en yoğun yerleşmelerde, el zanaatlarına dayalı bir üretimin ve yükte hafif pahada ağır meta ticaretinin belirgin geçim kaynağı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Buna bağlı olarak dükkânların demir kuşaklarla sabitlenen sağlam kepenkleri vardır; akşam hava kararmadan sımsıkı kapatılarak kepenkleri dikkatle kilitlenir. Mahalleler ve hatta sokaklar birbirinden hem mekânsal hem de sosyal olarak belirgin biçimde ayrılmıştır. Mahalle ya da sokak sakinleri, kendilerinden olmayan –öteki mahalle ya da sokaklardan gelen- birini görünce dikkat ve hatta tedirginlikle süzmeye ve izlemeye, nereye veya kime geldiğini anlamaya çalışır ve hatta durdurup sorguya çekerler. Genellikle uzun bir geçmişi olan bu en yoğun yerleşmeler, tarihin çalkantılı dönemlerinden geçmiş, güvenlik endişesinin bir hayli baskın olduğu yerleşmeler olsa gerektir. Dikkat çeken ikinci bir husus, böyle yerleşmelerde, binek ve yük hayvanlarına ilaveten bazı kümes hayvanları dışında, hayvancılık yapılmıyor olmasıdır. Başka bir mesele de, yüksek duvarlarla çevrili bu mekânlarda, sosyal hayata ağır bir mahremiyetin hükmetmesi ile ilgilidir. Kadın kıyafeti bu mahremiyetin abartılı bir ifadesidir. İnsanlar tanımadıklarına selam vermezler; yabancı birinin sokakta, çarşıda yanlarına yaklaşması, teyakkuz değilse de hissedilir bir tedirginlik doğurur. Bu türden en yoğun yerleşmelerde, fısıltı gazetesi ve dedikodu da muhtemelen bir hayli yoğundur.

Anadolu’da kuşbakışı bütün yerleşmeler, böyle yoğun, tıklım tıkış bir genel görünüme sahip değildir. Daha gevşek dokulu yerleşmelerin bir sınır çizgisi ile çevresinden ayrıldığını söylemek zordur. Kimi zaman her evin geniş avlular ve yanı başındaki bahçelerle ayrı bir arazi içinde yer aldığı dış mahalleler, yerleşmenin uzayıp dışarı doğru yayıldığı hissini verir. Bu gevşek dokulu yerleşmelerde, bahçe ziraatı ile kimi zaman sürüler halinde hayvancılık yapılır. Araziler ve haneler alelusul alçak duvarlarla veya çitlerle çevrilidir. Bu da, genellikle bahçedeki hayvanların dışarı çıkmasını, başkalarına ait hayvanların da içeri girmesini önlemeye yarar. Avlu kapılarında, dışarıdan açılmasını sağlayan bir mekanizma bulunur. Kapılarda genellikle kilit yoktur. İnsanlar, hanenin avlusuna bağıra çağıra seslenerek girip evin kapısına kadar serbestçe gelebilir, hatta konu komşu, teklifsizce birbirinin kapısını açıp içeri girebilirler. Böyle yerleşmelerin çarşısında, dükkânların bir kilidi bulunsa bile, kepenk tarzı sıkı sıkıya kapatmaya yarayan bir düzenek kullanılmaz.

Gevşek dokulu yerleşmelerde, katı bir güvensizlik, tedirgin bir mahremiyet değil, yoğun tarımsal faaliyetin gerektirdiği teklifsiz sosyal ilişkiler söz konusudur. İnsanlar birbirleriyle iletişime açıktır; şakalaşmaya, iğnelemeye ve hatta alay etmeye varan bir samimiyet ve hoşgörü havası hâkimdir. Tarımsal üretimin gerektirdiği toplu faaliyetler, hasat şenlikleri, panayırlar, eğlenti ve düğünlerde, topluluk dinamizminin ve dayanışmanın tazelendiği görülür.

Bir hayli dağınık yerleşmelerde, buranın bir köy ya da kasaba olduğunu anlamak imkânsız değilse de, zordur; geniş arazilerinin bir yerine kondurulmuş, yolu izi kolay bulunamayan evlere ulaşmak oldukça zahmetlidir. Bu dağınık yerleşmelerde yerleşmeye özgü sosyal bağlar zayıf, soy-sülale bağları daha kuvvetlidir. Arazinin genişliği, insanlara başına buyruk bir özgürlük hissi aşılar; buna karşılık da arazi üstündeki varlıkların korunmasına yönelik bir güvenlik sorunu yaratır. Soy-sülalenin genişliğine bağlı bir gurur ve üstünlük, sosyal ilişkilerdeki rekabetin kaynaklarından biridir.

Yazının bir önceki bölümü için tıklayın

-Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve fikrikadim’in editöryel politikasını yansıtmayabilir-

Etiketler:
Anadolu Kadın

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

6 adet yorum var.

  1. koçgiri dedi ki:

    İNSANI tanımayan medeniyet telakkisi başarısızlığa mahkumdur.

  2. pardon dedik dedi ki:

    Tokiye laf çakıyoz mu çakmıyoz mu sayın hocam?

  3. Vehbi Baser Vehbi dedi ki:

    “koçgiri” rumuzlu yorumcu arkadaşımız, çok doğru söylemiş. Bu “insanı tanıma” meselesi, bir medeniyetin özünü oluşturan, en temel kabuller alanını oluşturuyor. Başka bir ifade ile, önce insanı tanımak gibi henüz medeniyetle ilgisi olmayan ve her medeniyet için aynı anlama gelen bir işi başararak bunun ardından kendi seçimlerimize göre kendi medeniyetimizi inşa edebileceğimiz biçiminde bir “sağduyusal yaklaşım” fazla modernisttir. İnsan diye başlayan her söz bir medeniyet adımı olmaya adaydır; yeter ki insan hakkında, medeniyet kapsamında açılım kazanabilecek ölçüde derin, asli, fazlasıyla soyut, genel ve ardından söyleyeceklerinizle gerilimli bir tutarlılık arzeden sözler söyleyebilin.

  4. Vehbi Baser Vehbi dedi ki:

    “pardon dedik” rumuzlu arkadaşımız, “TOKİ’ye laf çakmak”tan söz etmiş. Sıra TOKİ’ye gelecek ama, maksadı “laf çakmak” olmayacak. Buna rağmen yapacağımız değerlendirmeyi “laf çaka”ya indirgeyerek anlamak isteyenler çıkabilir mi bilmiyorum. Ben, pek, laf çakarak varılacak hedeflere ilgi duyan biri değilim.

  5. meryem dedi ki:

    sayın hocam laf çakmak bir deyim, eleştirecekmisiniz anlamında söylenmiş olmalı. yoksa sizi bilmez değiliz

  6. Vehbi Baser Vehbi dedi ki:

    Meryem Hanım,
    Eleştirmekse elbette eleştireceğiz. Yazının ana başlığına baktığınızda bu mesajı, biraz da ironik bir biçimde verdiğimi sanıyorum.
    Memleketimizde eleştiri, genellikle yanlış anlaşıldığı kadar, eleştirinin “laf çakmak” olarak nitelendirilmesi de, o yanlış anlaşılmış biçimine göndermede bulunarak yapılan eleştirinin de değersizleştirilmesine yol açıyor.
    Ben yazımın ilk bölümünde, eleştiriye zemin hazırlamayı seçtim.
    İkinci bölümde sözü TOKİ’ye getirmeyi umuyorum. Ama sanırım yazının bir de üçüncü bölüme kalması muhtemel 🙂
    Sabırla izleyeceğinizi umuyorum.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.