Evlilik dünyası - Fikrikadim

Evlilik dünyası

949387Evlilik bir yolculuktur… Bu yolculukta yeniden yapılanırız. Çünkü evlilik, yeni kazanımlarla birlikte, eski alışkanlıkların bazılarının rafa kaldırılması ve farklı bir güzergâhta seyir halinde olmaktır.

Unutmayalım ki, biz ne kadarsak, ne ölçüde iyi veya kötüysek, kısacası kim isek, onunla karşılaşırız. Eşlerimize kızarken, hiç farkında olmadan kendi olumsuzluklarımıza çarpar dururuz. Çünkü kendimizi eğitmek için bir fırsattır, eşlerimiz.

Dahası ihtiyacımız olan insan eşimizdir. Lao Tzs’nun dediği gibi,

“Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. Öyle ki bu insanlar size yardım edecek, sizi incitecek, acı verecek, sizi terk edecek, sizi sevecek ve olmanız gereken insan olabilmenizi sağlayacaktır!…”

Diyelim ki, siz fazlasıyla gururlusunuz ve gurur, sizin kişilik gelişiminizin önünde bir engel ve bariyer.  İlahi Güç, deyim yerindeyse “adam olmanızı” murad ettiyse,  işte eş olarak karşınıza çıkacak kişi, adeta bu gurur dağını törpülemekle görevlidir. Siz kendinize toz kondurmak istemezken, eşiniz sayesinde aklınızın ve hayalinizin almayacağı küçük düşürücü olaylarla karşılaşırsınız ki, buzdan gurur dağı yavaş yavaş küçülmeye ve erimeye yüz tutar. Eşiniz adeta görevlidir, bu dağa bazen bir kaya, bazen bir çekiç bazen de bir balyoz indirmeye. Elbette her zaman hikâyenin böyle cereyan etmesi gerekmez.  Bakarsınız ki, eşinizin oldukça büyümüş ya da gelişmiş bir kişilik olması ve buna karşılık fazlasıyla mütevazı olması da sizdeki sorunlu bölgeleri gösterir. En azından görmek isterseniz eğer, bir tür farkındalık uyandırır.

Esasında bu tablo çoğu karşılaşmalar için geçerlidir; yeter ki biz kör döğüşü yapmayı bırakalım ve bunun bizi adam etmek için gönderilmiş bir fırsat yani “törpü” olduğunu kabul edelim.

Zaten biz neysek ve neyi istediysek bilmesek de, karşımıza çıkan bizim benzer biçimimizdir. O halde beğenmediğimiz, kavga ettiğimiz kişi başkası değil “biz”iz. Kendimizle kavga ediyoruz. Bizde olmayan bir sorunu görmeyiz; karşımızdaki kişide kusur bulup, sürekli onu yargılıyorsak, esasında kendimizde mevcut olan marazi bir durumla vuruşmaktayızdır. Önce bunu görmeliyiz. Sonrasında şüphesiz karşımızdaki kişide de sorunlar olabilir. Ancak önce kör dövüşü yapmayı bırakıp kendimizin eksikliğini kabul edelim. Emin olabiliriz ki, iyileşme ve gelişme bu kabul etmeyle başlar.

aliye_cinar

Prof. Dr. Aliye Çınar Köysüren

Mevlana’nın güzel bir hikâyesine kulak verelim:

Bir beldede sağır bir kişi varmış Bu sorununu çözmek, yani artık duyabilmek için çok yollardan geçmiş. Doktorlar, seyahatler ve tavsiyeler…. Netice alamamış..İşitmek istiyormuş sadece….

Bir gün, kendi kendine, renkleri görüyorum, ama başka birşeyden haberdar değilim, tat da alıyorum.. İnsanların dudakları hareket ediyor sanki bir şeyler söylüyorlar…”Ama ben duymuyorum” der. İşitmediğini itiraf ettikten sonra adeta seslerin önündeki perdeler yavaş yavaş aralanır ve duymaya başlar.

Tıpkı bu hikâyede olduğu gibi, biz de kendimizdeki sorunları kabul edersek, problemler yavaş yavaş çözülmeye başlar. İyileşmenin ilk adımı hasta olduğumuzu kabul edip, doktora gitmek değil midir?

Gerçekle yüzleşmek sizi daima güçlendirir.

Demek ki, evlilik yaşantısında da, sorunu görmezden gelmek yerine, varlığını itiraf edip çözüm aramalıyız. Hatta çoğu evlilikler, çiftler konuşamadığından, iletişim olmadığı için çıkmaza girer. Seviyeli tartışma faydalıdır. Çıkmaz sokak oluşmasının önüne geçer.

Kısacası H. Hesse’nin ifadesiyle, “her insanın hayatı onu kendisine götüren bir yoldur” ve evlilik de işte bu yolun en kestirme adıdır. Biz kendi evimizden, kendimize doğru yol almaya başlarız. Ev halimiz bizi bize ulaştırmaya yol oluyorsa, mutlu ve huzurlu bir hayatımız var demektir.

Bize geçit vermeye mani oluyorsa, sorunlu bir evin ortasındayızdır.

İnsan çeşitliliğince de neredeyse hane biçimlerimiz ve aile yaşantımız vardır. Bunun için bildik reçeteler yerine, yeni kurulan bu kutlu yuvanın
uyum adresi, eşlerin kendilerine ve birbirlerine götüren patikalar bulmalarından geçer. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi, her yuvanın da uyum ve mutluluk adresi kendi meşreplerincedir.

Eğer olumsuz durumlarla karşı karşıyaysak, unutmayalım ki, bu dünyada herkesin bir görevi vardır. Belki de kötü dediğimiz kişiler, olumsuz vasıflarıyla, iyileri adam etmek için görevlidir. Bu nedenle onların görevi, iyiliği açığa çıkartmakken, iyi olmaya çalışana düşen, ışığını arttırmaya, vicdanını uyandırmaya çalışabilmektir. Şeytan şeytanlığına, melek melekleğine çalışır…

İsterseniz evlilik hayatını, şu dört Hint kuralıyla gözden geçirelim:

İlk kural:

”Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.”

İkinci Kural:
“Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. ‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.”

Üçüncü kural:

”İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır”.

Dördüncü kural:

“Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir.

Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle yola devam etmek gerekir.”

Not: Geniş bilgi için bu konudaki kitabımıza bakılabilir: EVLİLİK DÜNYASI, Sentez Yayıncılık, 2014, Bursa.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.