Edebiyat Makinesi | Fikrikadim

Edebiyat Makinesi

Asrın bilgi, eğitim ve özgürlük beklentileri içinde entelektüel bir devrimin Türkiye’de gerçekleşmesini beklemek oldukça hayalperest bir yaklaşım olacaktır. Düşünen insan için yaşadığı mekân/toplum muhtemelen ‘İlahi Komedi’den ilham alınarak oluşturulmuş cehennemvari bir yerdir. Edebiyat oyununda her zaman eğlenceli bir oyuncu olarak düşlediğim İtalo Calvino’un, ilk kez “The Literature Machine” adlı yapıtını gördüğümde daha derinden hissettim bu duyguyu. Türkiye’deki edebiyat makinesi karşısında bir Don Kişot’tan farksızmışım meğer. Ne yazdıklarımı okuyan oldu ne de kadim edebiyat mezarlığında bir ziyaretçim. Görünmez kentlerin; ‘Keşisen Yazgılar Şatosu’nda gezen bir münzeviyim yalnızca…

Rüyayı gerçekleştiren edebiyat makinesinin kombinasyonu ya da algoritması nedir? Yahut çok satan bir yazar kadar (Örneğin: Stephen King) “başarılı” [bunu ne/nasıl anlamalıyım bilemiyorum] olmanın mücerred sırrı? Aslında isterse bir yazar; Nobel ödülüyle bile payelense neticede bu makinenin bir dişlisinden yahut büyükçe bir çarkından başkası değildir. (Örneğin: Orhan Pamuk) Benim sorunum bu algoritmaya ya da ritme dâhil olup olmamakla ilgiliydi. Eğer bir ‘Ceza Sömürge’sinde yaşıyor olsaydık Kafka misali bir işkence makinesinin altına çekinmeden yatabilecek ve çocukça bu duygudan zevk alacaktık. Velhasıl bir insan olarak toplumun edebiyat bilincinde yer edinmekten çekiniyorum. Bu sebepsiz bir korku değil oysa. ‘Bilinmek’ ya da daha çok ‘tanınmak’, yaralı ruhlar (Tutunamayanlar) için daha çok sorun demek. Peki, o zaman neden yazıyorsun diye bir soru sorulabilir. Tanrı’nın tutsağı olan biz insanlar için bu sorunsalın cevabını tek bir sözcükle açıklayacak olsaydım eğer; ‘arayış’ derdim.

Gilles Deleuze, ‘Proust ve Göstergeler’ (Kabalcı) kitabında; tam da bahsettiğim konuyla örtüşen II. bir bölüm yazmış. Edebiyat makinesi’nde ‘arayış’ bir dizi karşıtlık üzerine kurulmuştur. “Proust karşısına duyarlılığı koyar. Felsefenin karşısına düşünceyi. Tefekkürün karşısına çeviriyi. Aklın önce geldiği ve ‘bütüncül bir ruh’un kurgusunda bir araya getirdiği bütün yetilerimizin mantıklı ya da birleşik kullanımının karşısına, bütün yetilerimizi hiçbir zaman bir arada kullanamadığımızı ve aklın da her zaman sonra geldiğini gösteren mantıksal ya da birleşik olmayan kullanımı koyar. Aynı zamanda aşk dostluğun karşısındadır. Sohbet de sessiz yorumun.” (s.112) Bu pasaj anti-logos kısmında geçiyor. Mantığın (yerleşik kabullerin) eğilimi ya da genel-geçer tipik bir yazar misali edebiyat makinesinin kapanına kısılmışçasına kalmamak için edebiyatı bir ‘kutu imgesi’ gibi düşünüp sonrasında ise bu kutunun (toplumun) kuşatmasından, kapsayıcılığından kurtulmalıyız. Bunu bir kez hissetmek geleceğin yazarını deşifre edecektir. Bu çabanın nihayeti de yalnızca saf sanat göstergelerinin bir tür tatminkarlık ve memnuniyet verebileceği gerçeğidir.

Deleuze göre arayış, bir araç olduğu gibi bir makinedir de. “Modern sanat eseri istediğimiz her şeydir, o, bu veya şu da, hatta istediğimiz her şey olması, istediğimiz şeyin üst belirlenimine sahip olması tam da onun özelliğidir, önemli olan onun çalışmasıdır: Modern sanat eseri bir makinedir ve bu anlamda işler.” (s. 152) Bu fikre kolayca kapılmadığımı söyleyebilirim. Sanat eseri bu manada kuru bir üretim neticesinden başka bir şey değildir. Ürün ise hakikate ne kadar yaklaşabilmiştir onu kestirmek mümkün gözükmüyor. Arayış, aslında aranan hakikatin üretimi değildir. Arayış hakikati ararken çıktığımız bir yolculuktur. Nietzsche’nin ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ kitabındaki filozofun uzun yolculuğudur. Benim yolculuğum neticesinde iki kitap yazdım: ‘Kayıp Ülke Hakasya’ ve ‘Aysız Karanlık ya da Rüyaların Söyledikleri’. Bununla birlikte kayıp giden zamanın içinde yakalayabildiğim hakikatler doğal bir anımsama gibi estetik bir duyarlılığın kaygılarını taşıyordu.

Arayışlar daha doğrusu edebi arayışlar belli bir üslup özelliklerine sahiptir. “Tam olarak bu biçim nedir ve üretim ya da hakikat düzenleri, aynı zamanda da makineler birbirlerine göre nasıl düzenlenirler? Bunların hiçbiri bütünselleştirme işlevine sahip değildir. Önemli olan arayışın kısımlarının, kendilerinde hiçbir eksik olmaksızın parçalanmış ve bölünmüş halde kalmalarıdır: Bir bütün oluşturmadan ve varsaymadan, bu iki şey arasındaki bocalamada hiçbir eksiği olmaksızın ve içine dâhil edilmek istenen her türlü organik birliği peşinen ele vererek zamanın sürüklediği ebedi kısmi kısımlar, açık kutular ve kapalı kaplar.” (s. 169) İnsan gibi edebiyat eseri de bence bir bitmemişlik duygusuna sahip olmalıdır. Eğer ortaya çıkan yapıt bitmişse Lagos’a aidiyetini ilan etmiş demektir. Ben topluma bir aidiyet borçlandığımı düşünmüyorum. Hani Tanpınar, ‘ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında’ diyor ya ben zamanın dışındayım / dışında kalmalıyım zamanın. Buradan çeşmenin başındaki arkadaşlara selam gönderiyorum. “Eh yani ne çıkar siz beni anlamasanız da!”.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.