İSMEK atölyelerinden ilim kürsülerine… – Fikrikadim

İSMEK atölyelerinden ilim kürsülerine…

‘Atölye’ teriminin gündelik hayatımıza İSMEK’le birlikte girdiği, İSMEK’in de ‘bir sosyal doku’ projesi olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı sırasında kurulduğu malumdur.

İSMEK’in son on sekiz yıllık geçmişiyle ve çeşitli dernek, vakıf ile şirketlerin yazarlık, felsefe vb. diğer sosyal faaliyetlerini de içerecek şekilde eklenmesiyle yaygınlaşan terimin sosyal manasına ve yeni işlevine bakarak birçokları gibi ben de atölyeden mühendis değil ‘kalfa, usta’  yetişeceği hükmünden hareketle buradan sanatçı, yazar yetişmeyeceğini ancak zanaatkar, amatör yazar yetişebileceğini söyledim ki kendi adıma hala bu düşüncede ısrarlıyım.

Bunu söylerken şu detayı da (gözden kaçırılması hakkaniyete uygun olmayacağı için) yeri geldikçe vurguladım:

İSMEK’in kuruluşunda etkili olan düşünce zamanını doğru, dolayısıyla verimli olarak kullanamayan ev hanımlarını, genç kızları geleneksel ve gündelik zanaatlarla buluşturarak hem zamanı doğru kullanma konusunda eğitmek hem de bunu onlar adına kendi üretimleri sayesinde kazançlı bir sonuca dönüştürebilmekti. Bu düşüncenin asıl dayanak noktası da ilgililerine farkında olmadıkları ya da geç keşfettikleri yeteneklerini fark etme, ispat etme imkanı sağlamaktı.

İSMEK’in bu manada üzerine düşeni bihakkın yerine getirmediğini söyleyen biri dünyevi bir hakikate zulmetmiş olur. 

İSMEK’i de gereksiz yere içine çekerek işi karıştıran husus ise yeteneğini keşfedip, geleneksel zanaatları öğrendiğini sananların bir anda sanat sokağına fırlamaları olmuştur.

Sanatla ilgili konuda yeteneğini farketmenin ya da el becerisini kazanmanın, o sanatı emsallerinden farklılaştıran zihniyet ve kültürü hal planında edinmiş olmak da bir yana nazariyat planında hak etmek anlamına gelmediğini bilmeyenler, ürünlerini sergileyecek uygun ortamları da bulamayıp, merdiven altlarında görünürlük kazanmaya çalışınca çift yönlü bir düzeysizlik yaygınlaşıvermiştir.

Tekrar belirtmem gerekirse İSMEK örneğin bir nakkaşa ‘sen yeni zamanın Behazatısın’ dememiş ancak oradan aldıkları eğitimi Behzat olmakta yeterli gören irili ufaklı bir sürü mukallit Behzat sanat sokağını işgal edivermiştir.

Bugünse söz konusu problemin zaman içinde bir şekilde giderileceğine olan inancımla İSMEK tecrübesini artık bu malum ve kısır bir tartışmaya hapsetmek yerine daha üst bir düzeyde gerçekleştirilmesi elzem olan sosyal projeler katına yükselterek değerlendirmenin imkanlarını konuşmanın çok daha yararlı olacağını düşünüyorum.

Şöyle ki, İSMEK çoğunluğu orta seviyede bir öğrenim görebilmiş, yıllarını kendisi için değil kocaları ve evlatları için harcadıktan sonra kendi ferdiyetinin farkına varabilmiş, mahalle kültürünü içselleştirmekten öte sanat nazariyatıyla, kazanç sağlayıcı üretimle, küçük işletmeler kurma düşüncesiyle ilişkisi olmamış binlerce insanı atölyeler yoluyla hayata daha farklı, daha etkili bir şekilde katabildiğine göre, bu yöntemin yeni bir ‘Zihniyet ve Kültürel Değişim Projesi’ne dönüştürülmesi de mümkün görülebilir.

Bunu düşünebilme konusunda beni cesaretlendiren hususu da hemen belirteyim: Yüzyüze eğitimin asla eskimeyen değeri ve insan yetiştirmedeki emsalsiz etkisi!

Yüzyüze eğitimle yakından ilgilenenlerin malumudur ki, yeni nesilleri yüksek puanla tescil edilmiş başarıya tutsak ederek bir sınav saplantısının kulları haline getiren modern eğitimin bu yönde ilk harcadığı değer sivil tabiatlı yüzyüze eğitimdir.

Bugünkü geldiğimiz noktada orta öğretim de bir yana bir günde sekiz saat derse girmekle, sınav yaptırmayla ve sınav kağıtları okumakla kendilerine mahsus bir zamandan (dolayısıyla okumadan, düşünmeden ve üretmeden…) yoksun olan hocaların elindeki bir yükseköğretim, birinci dereceden ilgilisi olduğu problemi çözmeye değil, temsil ettiği resmiyetle (asık suratlı ruhsuz otorite olarak) başlıbaşına bir problem olmaya adaydır.

Öte yandan bunun yıkılıp yerine yenisinin yapılması (kaosa dönüşebilmesi ve zamanın israf edilebilmesi ihtimallerine bağlı olarak) çok zordur ki, hayati pratikler açısından baktığımızda ‘medrese eğitimi çok iyiydi, ona tekrar dönelim’ demek de (değişen teknoloji, öğretim metodları ve anlayışları açısından) artık bir hayaldir; medrese tecrübesinden de doğru yararlanılarak mevcudu yıkmadan zikrettiğim proje bağlamında bir dönüşümün gerçekleşmesi hem daha akli hem daha pratik bir çözüm olarak görünmektedir.

Nitekim yıllardan beri BSV (Bilim ve Sanat Vakfı) bünyesinde akademisyenler tarafından yürütülen, son üç yıldır Hasibe Turan’ın yönetimindeki Asitane Sanat Eğitim Kültür Derneği’nin sağladığı imkanla Mehmet Kara ve Süreyya Su’nun akademisyenlerden çok ehliyet sahibi sivil hocalarla birlikte gerçekleştirdikleri (şimdi çerçevesi biraz daha daraltılmış olarak İnciden Eğitim Kurumları’nda devam eden) ‘yüzyüze eğitim’de söz konusu çözümün ışığını görmek mümkündür.

Bu ışıkta nelerin görülebildiğini, ‘Zihniyet ve Kültürel Değişim Projesi’de onlardan nelerin esas alınabileceğini nasip olursa izleyen yazımda anlatayım.

NOT: Önceki yazımda yer alan ‘Henri Lefebvre, Mekânın Üretimi’ Sel Yayınları arasından çıkmıştır.

YeniŞafak

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.