Kavramdan düşünceye – Fikrikadim

Kavramdan düşünceye

Büyük düşünce onun ağırlığını taşıyacak yeni terimleri ve tanımları zorunlu kılar; bu sayede düşünenin düşüncesindeki maksat ve tarz berraklaşır, ondaki uzlaşma imkanı güçlenir.

Bu nedenle düşünürlerin büyükleri düşüncelerini kamuya açmaya başlarken evleviyetle kendi düşünme sistemlerini kurmayı yeğlemişlerdir ki, bu manada Ebu Hamid el-Gazzali kendi düşünmesinin genelleşme potansiteli taşıyan özel lugatını oluşturanların diğer bir söyleyişle mantık ilmini kendine göre yeniden yapılandıranların başında yer alır.

Mİ’YÂRU’L-İLM / İLMİN ÖLÇÜTÜ

Mantık iliminin Aristo tarafından tesis edildiği, İslam dünyasında ise ondan yapılan çeviriler üzerinden Farabi (ö. 950) ve İbn Sina (ö. 1037) tarafından yeniden şekillendirildiği bilinir.

El-Gazzali Tehâfütü’l-Felâsife’siyle bu felsefecileri eleştirirken, mantık ilmine olan ihtiyacı belirtse de bu ilmi kendisi için henüz kuramamış olmanın eksikliğini hissedip onun hemen ardından ‘Mi’yâru’l-ilm’ adlı eserini yazmış; nitekim bununla Tehâfütü’l-Felâsife’sinde kullandığı bazı terimlerin daha iyi anlaşılmasını hedeflediğini de söyleyerek eserinin asıl içeriğini şöyle belirtmiştir:

‘Tasavvuru (kavramı) oluşturulmak istenen şeyin, ister tanım isterse resm şeklinde olsun, kavl-i şârihinin (tarifinin) ilkelerini tarif etmek; kıyas ya da başka bir yolla tasdike ulaştıran ‘kanıt’ın ilkelerini tarif etmek; ayrıca her ikisinin (tasavvur ve tasdikin) sahih olma şartlarını ve bunlarda yanlışa düşülme nedenlerini göstermektir.’

Eleştirmeli metni Hasan Hacak tarafından hazırlanan, çevrisi Ali Durusoy ile Hasan Hacak tarafından gerçekleştirilen ve geçen yıl Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları arasından çıkan ‘Mi’yâru’l-ilm – İlmin Ölçütü’nde el-Gazzali düşünce üretmede kullanılacak yöntemi, iki ayağı da Şeriat’ta sabit tutacak şekilde yapılandırmanın güvenini elde ettiği gibi bu güveni kendinden sonrakilere de miras bırakmıştır.

Bu mirasın hükmü ise el-Gazzali’nin taklidinden çok şimdi ve gelecekte sorulabilecek ‘Müslüman bir zihin nasıl işler ya da Müslümanca düşünme üzerine nasıl düşünülebilir’ sorusunda geçerli olur.

Buradan bakıldığında geçmişteki bir düşünür gibi düşünmenin gericilik olduğu ancak geçmişteki düşünürün düşünmeyi düşünme tecrübesinden bugüne isabet eden nasiple hem yeni bir düşünce hem de bu yeninin kadim düşünceyle olan irtibatı sağlanabilmiş olur ki, bu durumda Cüneyd-i Bağdadi’nin şu sözündeki hakikat tahakkuk edebilir: ‘Hadis olan kadime bitiştiğinde geride iz kalmaz.’

KÂMUSU’L-MUHÎT TERCÜMESİ

Hazır Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları’ndan söz etmişken ‘Mütercim Âsım Efendi’nin (ö. 1820) Kâmûsu’l-Muhît (El-Okyânûsu’l-Basît fi Tercemeti’l-Kâmûsi’l-Muhît) Tercümesi’nin altı cilt halinde yine bu yayınevi tarafından yayınlandığını da bildirelim.

Nasıl bir hazineye muhatap olduğumuzun bilinmesi bakımından kitabın girişinde yer alan şu bilgileri aktarmalıyım:

‘Asım’ın tercümesine esas olan Kâmûsu’l-Muhît telif edildiği 1410’dan beri Arap lugatçılığında ‘ümmehat’ tabir edilen ana klasik referans kaynakları arasında en güzide birkaç sözlükten biridir. (…) Tercüme üç ana merkezde gelişir: Müellif (Firuzabadi), şarih (Zebidi) ve mütercim (Âsım). Eser bu cihetten karşılaştırıldığında Âsım’ın Kâmûsu’l-Muhît’e yalnız mütercim sıfatıyla yaklaşmadığını, onu şerh eden Zebidi’yi kaynakları arasına katarak adeta müstakil bir şarih niteliğiyle metni işlediğini ileri sürmek yanlış olmaz.’

Kâmûsu’l-Muhît’in kelime tanziminde ‘kafiye usulü’ esas alınmış, bu nedenle örneğin ‘ayn’ ve  ‘muayyen’ kelimesi ‘Nun’ maddesinde bir araya gelmiştir. İlk bakışta Arapça’ya aşina olmayanları çok zorlayacak olan bu durum, çeviri-yazım işini gerçekleştirenlerden gelen ‘metnin alfabetik düzende dönüştürülerek yayınlanması’ müjdesiyle sanırım sevince bitişecektir.

Mustafa Koç ile Eyüp Tanrıverdi Kâmûsu’l-Muhît’in hem çevrim yazısını gerçekleştirmişler hem de onu yayına hazırlamışlar. Kurum özeniyle de ortaya tertemiz bir baskı çıkmış.

Bence Beylikdüzü’ndeki kitap fuarı bitmeden Mi’yâru’l-ilm ile Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi’ni oradan birlikte acilen temin ediniz.

Ancak temin konusunda şu uyarımı da dikkate alınız: Devlet kitabı olduğu için(!) fiyatları emsallerine göre pahalı. Ayrıca nakitle alabiliyorsunuz ve ödeme makbuzunun elle tanzimi için de artı bir zaman ayırmanız gerekiyor. 

BAHARİSTAN

Baharistan, Molla Cami’nin Şeyh Sadi’nin Gülistan’ını örnek alarak sufi idrak ve ahlakını, adalet, insaf, merhamet, cömertlik vb. hasletlere sahip olanların hallerini, aşk ve aşıkların vasıflarını hikmetli hikayeler, latifeler, nükteler, şiirler yoluyla anlattığı bir eseridir.

Baharistan’ın yeni basımı, Turgay Şafak’ın çevrisiyle Sema Babuşçu tarafından hazırlanarak Büyüyenay Yayınları’nca iki hafta önce gerçekleştirildi. Bu basımın öncelilerinden farklı olan bir güzelliği de Tahirü’l-Mevlevi’nin bir irfan talibine Baharistan’ı okuturken yazıp biriktirdiği ‘Şukufe-i Baharistan’  adlı notlarını da müstakil bir bölüm halinde içeriyor olması.

Baharistan’dan küçük bir alıntıyla bitirelim bu yazımızı:

‘Kıta: Fakirlik nimetiyle beslenen kimi görürsen adı gönlü olanların arasında anılır. Ey Hace iddia rüzgarını onun başında estirme ki, bu edepsizlikle dinini ele verirsin.

Hace Abdulhalik Gücdevani’nin (ks) bir dervişi bir gün şöyle dedi:

‘Yüce Allah eğer beni cennet ve cehennemi seçmem konusunda özgür bırakırsa cehennemi seçerim. Zira cennet nefsin arzusu cehennem ise Allah’ın arzusudur.

Hace onun bu sözünü reddetti ve şöyle dedi:

‘Kulun irade ile ne işi vardır? Her nereye git derse gideriz ve her nerede kal derse kalırız.’

YeniŞafak

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.