IŞİD ne işe yarar? | Fikrikadim

IŞİD ne işe yarar?

Böylesine büyük bir kasırganın orta yerinde; düşünmek, anlamak ve mukabele etmek büsbütün imkansız değilse de, optimal biçimde başarılabilir görünmüyor. Hangi anaforların insanları bir yaprak gibi bu heyulânın gövdesine kattığı, bu canavarın nelerden ve nerelerden beslendiği; neleri, nereye doğru, nasıl tahrîb ettiği ve kısa ve orta vadede nasıl bir seyir izleyeceği… kestirilmesi kolay olmayan şeyler. Yine de, bazı tespitlerle başlayabiliriz.

1. IŞİD, Batı sömürgeciliğinin dünyanın kalan kısmında XV.-XVI. yüzyıllardan başlayarak gitgide yayılan ilerlemesinin bir devamı olarak özellikle XIX. yüzyılda İslam Dünyası’na sirayeti ve nihayet XX. yüzyılda, Hindistan, İran, Osmanlı imparatorluklarını tasfiye ederek oluşturulan Sykes-Picot Statükosu’nun büyük ölçüde dağılması akabinde, Irak’ta çeyrek yüzyılı, Suriye’de ise yaklaşık beş yıla yakın bir dönemi dolduran gelişmeler göz ardı edilerek anlaşılamaz.
Ayrıntısına girmeden bu statükonun bir ölçüde, tarihsel bir arka plana da dayandığı söylenebilir. Nitekim, Irak ve Şam (Suriye), Pers ve Roma imparatorluklarının etkisi altındaki bölgeler olarak İslam’ın yayıldığı, ama gerek bölgesel kimliklerini ve gerekse kültürel dokularını İslam tarihi boyunca korumuş; XX. yüzyılın siyasal coğrafyasında da, farklılıkları korunmuş memleketlerdi. Bunu, ne geleneksel Irak’ın ne de geleneksel Şam’ın bütünlüğünü muhafaza edebildikleri anlamında söylemiyoruz.
Sözünü ettiğimiz “statüko’nun dağılması” meselesi, Saddam Irakı’nın devletsizleştirilmesi ve Arap Baharı’nın giderek karakışlaş(tırıl)ması ile iyice su üstüne çıkmıştır. Bu iki sürecin kökleri, bir yandan İran Devrimi, öbür yandan da Sovyetler’in Afganistan’ı işgali ile başlayan gelişmelere uzanmaktadır.

2. IŞİD, uzak ve yakın arka planında yer alan dönüşümlerin gerek bölgesel dengeler ve gerekse Müslüman kimlikler üzerindeki travmatik sonuçları göz ardı edilerek anlaşılamaz.
Uzak arka planında yer alan dönüşümler arasında, İran Devrimi ve Sovyetler’in Afganistan’ı işgali akabinde meydana gelen Sovyetlerin çöküşü, bir türlü kurulamayan ve yönü tayin edilemeyen “Yeni Dünya Düzen(sizliğ)i”, Küreselleşme ve karşı küreselleşme dalgalarının rezonansı, internet devrimi, 11 Eylül ile ABD’de işaret fişeği çakılan “Kötülüğün İslam ile Özdeşleştirilmesi” süreci, Müslüman nüfusların aşırı mobilizasyonu ve istikrarsızlaşması sonucunda ABD ve Avrupa’da, bir yandan eski sömürgelerden ve sömürgeleşmemiş ülkelerden gelen “göçmen Müslüman azınlıklar” ve öte yandan ihtida etmiş müslüman gruplar ve cemaatlerin ortaya çıkışı ve nihayet bu gelişmelerin harareti karşısında Arap oligarşilerinin buz kütlelerini hızla eritmesi… sayılabilir.
Bu uzak arka plan üzerinde, IŞİD’in militan kaynaklarını devşirdiği yakın arka planı oluşturan dönüşümler, önce Sovyetlere sonra ABD ve NATO’ya karşı yön değiştirerek ve kapsamı genişleyerek süren Afgan Cihadı, organize bir bağımsızlık savaşı olarak başlayıp giderek radikalize olan ve bu nedenle giderek bir “kukla rejim”e karşı şiddet eylemlerine dönüşen Çeçen Cihadı, Bosna’da yine organize bir bağımsızlık hareketi olarak başlayıp Sırp-Hırvat vahşetine karşı milis savunmasına dönüşen ve yönetilemez bir ülke inşası ile bir hayal kırıklığına dönüştürülen Bosna Cihadı, IŞİD’in çevresel militan kaynaklarının ana gövdesini ortaya çıkaran dönüşümlerdir. Bu çevresel militan kaynaklarına bir de, 11 Eylül sonrasında, ABD ve Avrupa’da genel olarak İslam’ın ve özelde de göçmen Müslümanlar ile mühtedi Müslüman cemaat ve gruplarının şeytanlaştırılması ilave edilmelidir. IŞİD’in dış katılımcılarını biçimlendiren bu dönüşümlerle paralel biçimde Irak ve Suriye başta olmak üzere, Filistin ve Kuzey Afrika şeridinde Batı kuklası rejimlerin Müslüman cemaat ve tarikatler ile İslâmî grupları şeytanlaştırması da, IŞİD için bir bölgesel militan kaynağı yaratmıştır. Bu dönüşümler, İran Devriminin liberalizasyonu ve Türkiye’de Milli Görüş’ün AK Parti’ye evrilmesi dışarıda tutulacak olursa, Pakistan merkezli Cemaat-ı İslâmî ve Mısır merkezli Müslüman Kardeşler başta olmak üzere, -Suudî kökenli Râbıta’nın yönlendirdiği Selefî-Vahhabî grup ve organizasyonları da unutmadan- Müslüman dünyada, barışçı sosyal hareketleri ve demokratik siyasal mücadeleye sıcak bakabilecek grupları hayal kırıklığına sürükleyerek çatışmacı eğilimleri ve mücadele yöntemi olarak şiddete başvurmayı öne çıkaran dönüşümler olmuştur.

3. Irak’ta aslında bir başarı arayışında olmayan ve sadece yıkımı amaçlayan Amerikan İşgali, Irak’ta Sünnî nüfusun tümüyle Saddamcı ilan edilerek şeytanlaştırılması ve Irak’ın “sözde yeniden inşa” sürecinde laik Kürtler ile İran destekli Şiilere büyük avantajlar sağlanarak Sünnî Arapların dışlanması, bardağı taşıran gelişmelerdir. Benzer şekilde, Suriye’de, Arap Baharı’nın bir uzantısı olarak başlayan sivil ayaklanma çerçevesinde, başlangıçta fazlasıyla teşvik edildikleri halde, daha sonra ÖSO gibi bir milis teşkilatına katılmaya zorlanan Sünnî topluluklar da büyük hayal kırıklığına uğradılar. IŞİD’in yerel militan kaynaklarını besleyen bu gelişmeler oldu.
IŞİD’in “radikal dinci” söylemini IŞİD vahşetinin nedeni olarak görmek, bütün bu dönüşümler ve gelişmeleri göz ardı ederek ideolojinin insanları ne kadar gaddar ve cânî hale getirebileceğini göstermek isteyenlerin başvurduğu bir aldatmacadır. IŞİD’in elbette dinsel (İslâmî) bir ideolojiye dayanmak mecburiyeti vardır; zira, Müslüman dünyada, uzlaşma ve barışçı siyasetin olduğu kadar, öfkenin ve şiddetin de meşrûiyetini temellendirebileceği tek ideolojik çerçeve vardır: İslam (elbette dinin bizatihi kendisi değil; bir tür İslâmdan devşirilmiş bir Müslümanlık biçimi).

-Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve fikrikadim’in editöryel politikasını yansıtmayabilir-

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

2 adet yorum var.

  1. gülsüm dedi ki:

    Allah ile aldatanları hep vardı var olacak, Karl Marksa hak veriyorsunuz yani din afyondur

  2. Vehbi Baser Vehbi dedi ki:

    Gülsüm Hanım,
    Benim dile getirdiğim aldatmaca, “ideoloji insanları gaddar yapar” biçiminde özetlenebilecek bir aldatmacaydı. İnsanların, bir ideoloji yüzünden canvarlaşması mümkün değildir; genellikle çok travmatik hayat şartları asıl faktördür; ideolojiler insanların içinde canavarlar kudurtabilecek o şartlara bir yorum getirir ve haklılaştırma sağlar. O halde, insanların ideolojileri kadar, o ideolojinin benimsendiği hayat tecrübelerine de bakmak gerekir. İdeoloji, olsa olsa, bardağı taşıran bir damla mesabesindedir.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.