Yoldaki taşlar - Fikrikadim

Yoldaki taşlar

Rasim Özdenören / YeniŞafak

 

Yeni bir Türkiye’nin kurulmakta olduğunu söylüyoruz.

Bu Türkiye eski Türkiye’nin temelleri üzerine mi bina edilecek, yoksa temelden çatıya yeni bir Türkiye mi inşa edilecek?

Burada eski Türkiye’nin temelleri nedir sorusu ön alır. Söylemeye gerek var mı? Eski Türkiye’nin temelleri altı ok diye anılan kavramların üstüne inşa edildi. O kavramlar 1920’li, 30’lu yılların konjonktürüne uygun görülebilirdi. Ama bu günün istekleri karşısında onların her birinin geçerliği ne olmuştur? O dönemin otoriter totaliter devlet anlayışına göre tertiplenmiş olan bu kavramların günümüzde işe yararlığı sorgulamaya açık duruyor.

Cumhuriyetçilik, devletçilik, halkçılık, milliyetçilik, laiklik, devrimcilik adıyla belirlenen bu kavramlar günümüzde neye karşılık geliyor veya karşılık geldiği başka kavramlar var mı, nedir?

Bu kavramların tümü o dönemin otoriter totaliter mutlakçı devlet anlayışına göre adlandırılmıştır. Devletçilik kavramı, aslında sosyalist söylemin dönemin koşullarına göre büründüğü mahcup bir ifade biçimidir. Milliyetçilik o günün bazı Avrupa ülkelerinde yürürlükte olan ‘nasyonal sosyalizmin’ Türkiye koşullarında aldığı biçimdir. Nitekim buradaki milliyetçilik kalıbının ırkçılığa dönüştüğü tarihsel bir gerçektir. Güneş Dil Teorisi adıyla anılan telakki tarzı bu ırkçı söylemin kuramını yansıtma çabasıyla icat edilmişti. Halkçılık söylemi halkı vesayet altında tutmanın enstrümanı olarak iş görmeye hizmet ettirilmiştir. Cumhuriyetçiliğin hukuk literatüründe bir karşılığı yoktur, eğer siyasal rejimden bahsedilmek isteniyor idiyse, ona hukuk dilinde cumhuriyetçilik denmez, demokrasi denir. Laiklik ise ne kurum olarak ne kuram olarak bu ülkenin kültüründe yeri olan bir kavram değildir. Laiklik kiliseli toplumlara özgü bir kavramdır. Kilisenin (dinin değil, Kilisenin) devletin işine, devletin de Kilisenin işine karışmayacağına ilişkin bir mutabakatın adıdır. Ayrıca Kiliseye mensup olmayan kimselere de laik adı veriliyor. Bu kavram Türkiye’ye ithal edilince Kilisesi bulunmayan bu ülkede (azınlıkların hukuku farklı bir durum), Kilisenin yerine din ikame edilmek istendi; bu durum da o günden bu yana bu ülke insanının kafasında onulmaz yaralar açtı, onulmaz kafa karışıklıkları meydana getirdi. Ülke insanı durduk yere kendi diniyle ihtilaflı hale geldi ya da getirildi. Devrimcilik adıyla anılan terim ise bu ülkenin kültüründe yapılan değişikliklere kılıf olmanın ensrümanı olarak iş tuttu.

İşbu yeniden yapılanma sürecinde ülkenin barışa, sükûnete olan ihtiyacı söylenmeden de bilinebilecek bir gerçekliktir. Hal böyle iken, bir ülke kendi geleceğinin temellerini atma çabasındayken, onu savaş ortamına sürüklemek isteyen odakların niyeti sorgulamaya açık hale geliyor. Hayır, şunu söylemek istemiyorum, bu süreç hiçbir şey yokmuş gibi atlatılabilir demiyorum; bir yerden bir yere geçiliyor, elbet yol arızası, yol kazası her zaman ihtimal dâhilindedir. Canı yanacak olan, kurulu düzenin yeni bir evreye sıçramasından kaynaklanan düşüp kalkmalar olacaktır; bunu söylemiyorum. Daha çok Türkiye›ye dışardan müdahale etmek isteyen odaklara atıfta bulunmak istiyorum. Yönetici iradenin dış politika alanında özen gösterdiği barış ortamına her zamankinden daha çok ihtiyacı olacak. Ülkeyi savaş ortamına çekelemek isteyen odağın (veya odakların) kim olduğunu yönetici iradenin bilmediğini aklımdan bile geçirmek istemem. Bu açıdan, çevre ülkelerle diplomatik ilişkilerin olağan düzeye getirilmesi, fitne ve fesadın kaynağında kurutulmasının yolunu açacaktır.

Yazının devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.