Sekülerleşmeden demokratikleşmek - Fikrikadim

Sekülerleşmeden demokratikleşmek

Nazif Gürdoğan

Nazif Gürdoğan

Bilginin hiyerarşisinde, Batı’da metafizik dünyadan daha çok fizik dünyaya ağırlık verilmesi, kutsal kültürle seküler kültür arasındaki iletişim ve etkileşim kanallarını dinamitledi. Seküler kültürün oluşturduğu düşünce ve yaşama paradigmasında, bilginin hiyerarşisi altüst oldu. Bilginin hiyerarşisinde normatif değerlerin yerine pozitif değerler geçti. Hayatın her alanında, kutsal kültür toplumların afyonu olarak görüldü.

İslam dünyasında kutsal kültürün yorulma bilmez savunucusu Büyük Şair Sezai Karakoç’un vurguladığı gibi: ‘Nerval, Baudlaire, Verlaine, Mallerme, Rimbaud, Valery, Eliot, Paund, Lorca ve Saint John Perse gibi, 19. Ve 20. Yüzyılın Batılı büyük şairleri, uygarlığın metafiziğe ve transandantala ihtiyatla kapalı perdelerini bir hayli zorlamışlarsa da, içlerinden onu açıp öteye geçen, hemen hemen hiç olmamıştır.’ Metafiziğe kapalı seküler kültür, Batı’dan bütün dünyaya, silah da dahil olmak üzere, her yöntemden yararlanılarak ihraç edildi.

Yeniden kutsal kültüre dönülmesini savunan Sosyolog Daniel Bell’in tanımlamasıyla: ‘Seküler kültür, kutsalın siyasal alandan bütünüyle çekilmesi’ ve ‘Din ile devletin birbirinden ayrılmasıdır.’ Seküküler kültürün misyonerliğini yapan Batı dünyası, İslam dünyasında, ‘Siyasal İslam’ın önünü kesme adına, ‘Demokratik İslam’ı baltalamak için, Türkiye’de, Cezayir’de, Endonezya’da, Pakistan’da, Mısır’da ve Filistin’de elinden geleni geri bırakmadı.

Yunan’ın savaş odaklı mitolojik mirası ile Roma’nın ordu ve dayatma geleneğine dayanan Batı’nın seküler kültürü, yedeğine bilimsel ve teknolojik gelişmeleri de alarak, Rusya’dan Çin’e kadar bütün dünyada şiddet fırtınaları estirdi. Seküler kültürün bir barış yüzyılına dönüştürmesi beklenen 20. Yüzyıl, beklenenin tam tersine, bir savaş yüzyılı oldu. Dünyanın her yerinde savaşlar birbirini izledi. Dünyadaki bütün ülkeler, 20. Yüzyılda birbirleriyle savaştı.

Dünya 21. Yüzyılın ilk çeyreğine, geçen yüzyılda olduğu gibi, savaşlarla girdi. Her ülkenin kutsal kültürünün kendine olduğu, kimsenin inancından dolayı küçümsenmeyeceği yeni yüzyılda, devletler değil, demokrasiler savaşıyor. Bir yanda seküler kültürün demokrasileri, bir yanda da kutsal kültürün demokrasileri var. Seküler kültürün demokrasileri, ‘benim dinim yalnızca benim değil senin de dinin’ diye dayatıyor. Kutsal kültürün demokrasileri ise, ‘benim dinim yalnızca benim, senin dinin de senin’ diyor.

Kutsal kültürde zorlama yoktur. Kimse kimseyi Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Budist, Konfüçüyüsçü ya da Şintoist olmaya zorlamaz. Ancak herkes herkesi, demokrat olmaya davet eder. İnsanlar, Müslüman Demokrat, Hristiyan demokrat, Yahudi Demokrat, Budist Demokrat, Konfüçüyüsçü Demokrat ve Şintoist Demokrat olabilir.

Araştırmacı Edgar Marin’in üzerinde önemle durduğu gibi, bir iki yüzyıllık tariih olan demokrasi yalnızca bir yönetim tekniğidir.

İslam dünyası seküler kültürün demokrasisini değil, kutsal kültürün demokrasisini arıyor.

İslam dünyasının ana sorunu sekülerleşmeden demokratikleşmektir.

Yazının Devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.