Kerramiye bürhanından Vehhabi bürhanına! - Fikrikadim

Kerramiye bürhanından Vehhabi bürhanına!

Mustafa Özcan / MilliGazete

İbni Teymiye’nin en fazla yüklendiği isimlerden birisi Fahreddin Razi diğeri de İmamı Gazali’dir. İmamı Gazali’nin son dönemlerinde durulduğunu hatta kelam metodundan dolayı tövbe ettiğini düşünürler. Eş’ari hakkında tasavvur ettikleri gibi. Meşrebi gereği o (İbni Teymiye) kelamcılara filozoflardan daha şedittir. Bundan dolayı kader bahsi veya kulların fiilleri noktasında Eş’ari kesbinden ziyade İbni Rüşd’e daha yakın durur. Anlayacağınız İbni Teymiye kelamcıların baş düşmanıdır. Kelamı reddetse de içine dalmaktan da kendini alamaz. Gazali’yi filozoflarla ilgili suçladığı noktaya kendisi kelamcılar bahsinde düşer. Elbette kelam metot olarak eleştirilemez hatta vazgeçilemez değildir.  Kelam gıda değil, ilaçtır. Fazlası da adamı hasta eder. Kelam bir ilim dalı olmakla birlikte kelama dalma konusunda ihtiyat payı konulur. Bu ihtiyatı koyanların başında ise bizzat İmam Gazali gelmektedir. Kelamcılar da ‘haşeviye/dolgucular’ adını verdikleri İmam Şafii’nin deyimiyle gece oduncularına yani aklı tatil edenlere karşıdırlar. Burada iki tür muattıla ile karşılaşıyoruz. Bunlardan birincisi nassı iptal eder. Bunlara kısaca Mutezile yöntemini takip edenler diyoruz. Allah’ın kudretini kula yükler.  Allah’ın birçok sıfatının içine boşaltan ve tatil eden sınıfa Mutezile denmektedir. Bunların diğer bir sıfatı da dualistler yani seneviyedir. Kaderi inkâr ederek kula müstakil bir yaratıcılık vasfı yükler veya faaliyet nispet ederler. İkinci muattıla ise bizzat aklı inkâr edenler veya devreden çıkaranlar sınıfıdır. Bunlar da kelamcılar tarafından haşeviye olarak anılırlar. Bu sınıf da yekpare değildir. Bunların müstakil bir mezhebi yoktur. Mezheplerde içkindir. Heyula gibi her kalıba dökülürler. Genellikle ehl-i hadis arasından çıkarlar. Elbette ehl-i hadisi ehl-i sünnetin has tayfası, belkemiği ve temeli olarak gören anlayış da var. Nassı anlamada aklı devre dışı bırakan ve muhakeme kapısını kapayanlara haşeviye denilmektedir.  Bunlar da Mutezile’nin zıddı olan muattıladır. İfrat ve tefrit hali. Gazali mantığı muhakemeyi sağlamlaştırması için kabul etmiştir. Satrancı aklın dinamiğini artırmak için kullananlar gibi.

*

Nureddin Zengi boş vakitlerinde kılıç kuşanır, cirit oynar ve ata binermiş. Aklı ermeyen veya kıt akıllı birisi neden böyle yaptığını ve atlara ve kendisine eziyet ettiğini sorar. Şöyle cevap vermiş: Zinde kalmak zorundayız; onun için binicilik ve cirit oyunu oynarız. Bu anlayışın bir yansıması hala kışlalarda devam etmektedir. Kışlalardaki sloganlardan birisi şudur: Ter akıtmayan kan akıtır. Yani kanını heder ve ziyan eder. Hâlbuki kan kıymetlidir. Fahreddin Razi’nin haşevilerle başı derttedir. Kendisi usta bir kelamcı eşsiz bir akılcı ve polemik erbabıdır. Dönemin haşevileri ise İbni Teymiye’nin de seleflerinden olan, garip görüşleriyle anılan Kerramiye taifesidir. Uzun bir ömür süren Razi cuma vaazlarında bu meseleye temas etmektedir. Bugün IŞİD’e temas eden hocalar gibi. Lakin Kerramiye hakkındaki sohbeti bir bölümde bitmez. ‘Arkası haftaya’ diye sohbetini bağlar. Ertesi hafta gelip çatar ve cemaat anlatacaklarını dört gözle ve can havliyle beklemektedir. Lakin Razi de bir durgunluk peyda olmuştur. Ağzını bıçak açmamaktadır. Sonrasında bürhanlar gördüğünü ve yarım kalan konuya tayyettiğini söyler. Zira kendisine yönelik Kerramiye dailerinin kamasını veya hançeri parlarken görür. Bürhandan bürhana fark vardır. Hazreti Yusuf hakkın bürhanını görmüş ve ismet çizgisinde durmuştur.   Rüfailerin bürhanı vardır, onlar ise Kerramiler gibi kama, hançer değil şiş kullanırlar.  Mevlana bu bürhan gösterilerinden hazzetmese de bürhan göstermek Rüfailerin muhkem bir geleneğidir.  Onların bürhanı tehdit değil, coşku ve şenlik aracıdır.  Makamına uygun düşenlerin can sıkıntısını giderir ve ruhlarını hafifletir.

*

Vehhabilerin bürhanı ise Kerramiye’nin bürhanına çok benziyor. Zaten halef selef olurlar. Zira iki akım da geçişlidir. Geçenlerde Bağdatlı Prof. Ahmet Kubeysi Dubai’de Muhammed Bin Abdulvehhab’la ilgili konuşmasında zülfiyare dokundu. Onun İran asıllı bir Yahudi olduğunu söyledi. Fatimilerin soyuna benzetti. Gerçekten de Muammed Bin Abdulvehhab Yahudi menşeli midir?  Yani bir başka Abdullah İbni Sebe midir? Her çıkanı Yahudiliğe nispet etmek eski bir adet ve hastalıktır.  İkinci olarak, ‘büyük lokma ye büyük laf etme’ demişler; o ise anlaşılan her ikisini de birden icra etmiş! Büyük laf ettiğinden dolayı da sözünün arkasında duramamış, çark etmiştir. Binaenaleyh sözünün bir ehemmiyeti kalmamıştır.

Yazının devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.