IŞİD için sırada Lübnan mı var - Fikrikadim

IŞİD için sırada Lübnan mı var

Lübnan yayın kuruluşu LBCI, 8 Eylül Pazartesi günü akşam haberlerinde “IŞİD içimizdeki canavarı uyandırmayı başardı” dedi.

Sunucu haberleri okuduğu sırada kafası IŞİD tarafından kesilerek öldürülen ikinci Lübnan askerinin videosu internete düşmüştü.

İki gün önce yayınlanan bir IŞİD açıklamasında Şii bir asker olan Abbas Midlic’in, onu alıkoyanlardan kaçmaya çalıştığı söyleniyordu.

Midlic’in öldürülmesinden sonra Lübnan’ın başkenti Beyrut’un Şii bölgelerinde Suriyeli mültecilere “gidin” diyen duyurular dağıtılmaya başlandı.

Bu arada Lübnan’ın doğusundaki Bekaa Vadisi’nde beş Lübnanlı Sünni, Midlic’in öldürülmesine misilleme olarak kaçırıldı.

LBCI’nin sunucusunun söyledikleri “iç savaşın ritüellerine” doğru bir geriye gidişi tarif ediyordu, kaçırmalar başlamıştı ve Suriyeli mülteciler ellerinde sopalar olan adamlar tarafından mahallelerden kovalanıyordu.

Lübnan’dan bakıldığında, Suriye’nin ve Irak’ın bazı bölümlerinde IŞİD’in ilerleyişi uzakta olan bir gelişme olarak görünüyordu.

Sırada Lübnan mı var?

Ancak şimdi herkes aynı soruyu soruyor gibi: Buraya mı geliyorlar? Bu olasılık bazen abartılıyor bazense küçümseniyor.

Ancak şu anda Ersel kasabasına inen IŞİD üyeleri, köyü çevreleyen dağlardan aşağı inmişler ve de sınırı geçti geçecek durumdalar.

Hizbullah ve Suriye rejimi tarafından Kalamun dağ dizisi etrafındaki şehirlerden dışarı sürülen bir grup muhalefet fraksiyonu dağlarda kamp kurmuştu.

IŞİD üyeleri bu fraksiyonlar arasında azınlıktaydı. El Kaide kolu El Nusra’nın dağlardaki en büyük grup olduğu düşünülüyordu.

Dahası, dağlardaki isyancıların bazıları savaştan sadece birkaç gün önce IŞİD’e bağlılıklarını bildirmişti. IŞİD’le olan ideolojik ve örgütsel bağlarının ne kadar sıkı olduğu konusu belli değildi.

Suriye ve Irak’ta IŞİD geri çekilip tekrar ileri atılabilecek kadar büyük bir hareket alanına sahip. Kalamun’da ise daha büyük diğer grupların arasında onlar azınlıktalar, kıstırılmış ve beslenme ağlarından mahrum kalmış durumdalar.

Eğer Suriye’de ellerinde bulundurdukları bölgelerden Lübnan sınırına bir yol açmayı beceremezlerse, bir IŞİD işgalinin yakın olduğuna dair senaryolar abartılmış görünüyor.

Fakat, ya bu grup Lübnan içinden doğarsa?

IŞİD’in ve daha önce yine Lübnan askerlerini kaçıran El Nusra’nın temel isteği, Beyrut’un eteklerindeki Rumiye hapishanesindeki İslamcı mahpusların salıverilmesiydi.

Hapishanede yüzlerce mahpus var ve bunlar arasında 2007 yılında Lübnan ordusuna karşı savaşmış olanlar var.

Fakat düzinelerce mahpus yıllardır mahkemeye çıkmadan tutuluyor.

Lübnan’ın kuzeyinde çoğunluğu Sünni olan Trablus şehrindeki insanların çoğu Rumiye hapishanesinde mahpusların gördüğü muamele nedeniyle öfkeli.

Selefi şeyhlerden biri bana “Feyiz Kerem iki yıl aldı, bir buçuk yıl yattı” diyor. Kerem İsrail’e casusluk yapmaktan suçlu bulunan Hristiyan bir siyasetçi.

“Ama aranan bir adamla telefonda konuştuğu için bir İslamcı, mahkeme hükmü olmadan yedi yıldır hapiste” diyor.

Sünnilerin çoğu aynı zamanda, hükümeti Suriye iç savaşı konusunda taraf tutmama politikasını ihlal ettiği gerekçesi ile de eleştiriyor.

Rejim yanında savaşacak olan Hizbullah sınırdan kolaylıkla geçerken, militan olduklarından şüphelenilen Sünniler devletin sıkı incelemesiyle karşılaşıyor.

“İşte bu ‘onların kanı kıymetli, bizimki ise ucuz’ hissi insanların IŞİD’i desteklemesine ve adaletsizliğe karşı şiddet kullanmalarına sebep olabilir” diyor.

Lübnan her zaman aşırıların ve karşıtların ülkesi oldu. Ancak şu anda olduğundan daha fazla.

Beyrut’un merkezinde barlarla çevrili sokaklarda muhtaç durumdaki Suriyeli mülteciler zenginlerle ve imtiyazlılarla yan yana.

Her yeni kafa kesme olayı ile, mülteciler Beyrut’ta tuttukları bir sokak köşesinden, ya da kırsaldaki çadırlarından ya da derme çatma evlerinden atılma tehlikesi yaşıyor.

Halk kaynıyor

Bu arada Lübnan’ın siyasi elitlerinin kitleler üzerindeki kontrollerini kaybettiklerine dair işaretler var.

Suriyeli mültecileri Beyrut’un bir mahallesinden kovan duyurulardan birinde Hizbullah karışmaması için uyarılıyor. Abbad Midlic’in başının kesilmesinden sonra Şii grubun sokaklardaki öfkeyi kontrol altına almak üzere harekete geçtiğine dair haberler geliyor.

Aylar boyunca Hizbullah Suriye’deki savaşına destek toplamak ile tabanını kontrol altında tutmanın dengesini koruyordu. Şimdiyse, destekçilerinin üzerindeki kontrollerinin sonuna gelmiş olabilirler.

Sünni toplumunun içinde de ayrılıklar görünüyor.

Bekaa Vadisi’ndeki Sünni kasabalardan biri olan ve beş adamın kaçırıldığı Saadneyil’de Sünni lider Said Hariri’yi destekleyenlerle ona karşı çıkan ve posterini indirmek isteyenler arasında bir çekişme yaşandı.

Batı ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen bu milyarder, yıllarca Lübnan’daki Sünniler arasında çoğunlukla destek gördü ve Hizbullah’a, İran’a ve Suriye hükümetine karşı sert çıktı.

Ama sürekli olarak düşmanları tarafından köşeye sıkıştırıldı ve karşılığında çok az almak sureti ile uzlaşmaya zorlandı.

İslamcılar arasında da gerilimler var. Trablus’ta konuştuğum Selefi şeyhi, Lübnan devletine ve kurumlarına karşı düşmanlığını isyan etmek konusunda çekimser davranan şeyhlerin kızdırdığı IŞİD destekçileri tarafından ölüm tehditleri aldığını söyledi.

Kafası kesilen ilk asker Sünni idi ve onu ve ikinci askeri öldüren militanların Lübnanlı olduğu düşünülüyor.

IŞİD için ulusal ordularda onlara karşı savaşan Sünniler İslam’dan dönen ve kafirlerin yanında yer alan kişiler.

Şeyh’e IŞİD’in Trablus’ta üye toplamaya çalışıp çalışmadığını soruyorum.

“Kamusal alanda hayır” diyor. “Ama görünmeyen yerlerde neler oluyor bilmiyoruz.”

-BBC-

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.