Aş, iş, ter, emek... Benim adım Gültepe! - Fikrikadim

Aş, iş, ter, emek… Benim adım Gültepe!

TAYFUN ATAY / Radikal

Benim Adım Gültepe’ aileyi, onun önemini, insan için bir güven, sevgi ve şefkat sığınağı olduğunu inkâr eden bir yapım değil. Daha ziyade aile pratiklerine ilişkin olumlu-olumsuz örnekleri önümüze koyarken bize insanı aile ‘yapmaz’, aileyi insan yapar diyen bir dizi… Bunun ötesinde insanı günahıyla-sevabıyla ‘yapan’, hayattır diyen bir dizi…

 

‘Benim Adım Gültepe’yi değerlendirmeye geçen hafta sonu kaleme aldığım, yeni sezon arifesinde dizilere değinen yazımdaki şu ifadeye atıfla başlamak isterim:

“Ayrıca hem bir ‘yeni normal’ olarak ortada duran muhafazakârlıkla yaşamanın yolları öğrenilmeye başlandı, hem de onun içinde yavaş yavaş, gayet nüanslıca (özellikle komedi üzerinden) ‘direniş sanatları’ icra etmeye dönük kıpırdanmalar ortaya çıkıyor.”

Bu ifadedeki parantezi açacak olursak, hem siyasi (RTÜK) hem de ticari (reyting düzenlemesi) açıdan dindar-muhafazakâr bir ‘kısıt’la karşı karşıya kalmış dizi sektörümüz hâlâ söyleyecek bir sözü, diyecek bir derdi, getirecek bir eleştirisi varsa bunu komedi üzerinden, dil oyunlarına, istiarelere sığınarak, bir anlamda ‘şaka ile karışık’ yapmayı tercih eder haldeydi.

‘Benim Adım Gültepe’, bu muhafazakâr ‘yeni normal’ karşısında aynı direniş sanatını ‘hardcore’ bir drama üzerinden icra etmeye yönelen cesaretli bir girişim…

Ancak altını özenle çizmek gerekir ki bu, muhafazakâr ‘yeni normal’i göz ardı ettiği, onu kaale almadığı söylenebilecek bir yapım değil. Elden geldiğince ‘doğrudan’ politik tavır almamaya, ideolojik renk vermemeye özen gösterilmiş. Zaten dizinin yönetmeni Zeynep Günay Tan da Kanal D’nin sezon açılış gecesi davetindeki sohbetimizde politik-ideolojik vurgulardan uzak durma konusunda hassasiyet gösterdiklerini söyledi.

Dolayısıyla ‘Benim Adım Gültepe’, fazlasıyla tematik benzeşim veya andırışma içinde olduğu söylenebilecek ‘Çemberimde Gül Oya’, ‘Hatırla Sevgili’ ve (özellikle başrol oyuncuları Ayça Bingöl ve Mete Horozoğlu dolayımıyla) ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ gibi dizilerden farklı şekilde bir ‘politik-melodram’ değil. Bu saydıklarımızda bulunan, doğrudan sol, hatta sosyalist tınılı motif, simge, söylem ve pratikler onda yok.

Mesela düşünsenize 1982’deyiz ve ülkenin 12 Eylül 1980 darbesi sonrası korkunç bir alacakaranlık içinde olduğu zamanda İzmir-Gültepe’de geçen bir hikâye söz konusu… Fakat ortada bu olağanüstü baskıcı/boğucu siyasi atmosfere dair en küçük bir emare yok. O günlerin Gültepe’sinin duvarlarında 12 Eylül öncesinden kalma yazıların silinip “Bize Allah yeter” yazılıp yazılmadığını bilmiyorum. Ama bildiğim, kendi yaşadığım şehrin duvarlarında o 12 Eylül-öncesi yazıların üzerlerinin ha bire badana edildiği, işkencehanelerinin kapılarında ise “Allah yok, Peygamber izine çıktı” yazılarının bulunduğu bir dönemdi söz konusu olan!..

Hemen belirtmeli ki bu, anlaşılması ve bir ölçüde de anlayışla karşılanması gereken bir ‘boşluk’… Çok daha öncesinde yazdığımız gibi, artık ‘sol’ vurgulu dizi yapma dönemi kapandı. Sektörel hassasiyet, resmi-politik zor karşısında bunu artık bir dönem olduğu gibi ne teşvik edecek ne de göze alabilecek noktada…

Ancak daha genel ve sosyolojik anlamda ‘siyaset’in her yerde olduğunu unutmadığımızda, kestirmeden dizide siyaset yok demek de çok doğru sayılmaz. ‘Benim Adım Gültepe’nin siyasi pozisyonunu kurgusal akış içerisinde ‘dillendirme’ girişiminde bulunmayan bir dizi olduğunu kaydetmek daha uygun…

Çünkü dizi, yaşadığımız hayatın, hele ki şu ara ‘Yeni Türkiye’ diye yüceltilen ortamın içerisinde hayli geri plâna itildiği söylenebilecek belli pratiklerin taşıyıcısı-temsilcisi olmaktan geri durmuyor. Yoksulluğu romantik bir gerçekçilikle estetize etmeye çalışırken sınıfsal, cinsiyetsel ve de kültürel (gelenek, aile, din gibi) temellerde eleştirel, sorgulayıcı, protest motivasyona sahip bir dizi bu. Ve bunları göze almak da bugünkü muhafazakâr sosyopolitik ‘matriks’ içerisinde o kadar kolay değil.

‘Benim Adım Gültepe’yi bir dönem dizisi olarak karşılaştırmaya elveren yapımlar yukarıda sıraladıklarımızsa, onu ‘yoksulluk kültürü’ne odaklı tematik derdi açısından aynı kategoride değerlendirebileceğimiz diziler de kanımca başta ‘Kayıp Şehir’, sonra ‘Ağır Roman-Yeni Dünya’ ve daha yakın zamanlara tarihlenen, gelmesiyle-gitmesi bir olan ‘Görüş Günü Kadınları’… Onlarda olduğu gibi burada da, şair Hasan Hüseyin’in unutulmaz dizelerinden ilhamla söyleyecek olursak, yoksulluğun kör memelerinde büyümüş insanların hayatına düşüyor yolumuz… Ve bu yolda, 20 yıl Gültepe’de yaşamış, o hayatı gayet içerden, içten ve içtenlikle tecrübe etmiş çok güçlü bir kılavuza, dizinin senaristi Vural Yaşaroğlu’na sahibiz!..

Fakat ‘Benim Adım Gültepe’yi de içine kattığımız bu ikinci dizi grubuna baktığımda bir kaygıya kapılmıyor değilim. Sıraladığım dizilerin akıbetinin ‘Benim Adım Gültepe’nin başına gelmesinden de korkuyorum. Umarım ve dilerim ki Kanal D, kendi yapımına sahip çıkar! Hepimiz biliyoruz ki ortada eski reytingler yok. Devir değişti. Bir zamanlar 5-6 reyting payını başarısızlık sayanların yeni koşullarda eski kriterleri işlerlikte tutmayı sürdürmeleri felaket olur. Az ama ‘öz’ bir iş yapıldığında onu öz’elliksiz çokluklara bir çırpıda kurban etmeme hususunda kararlı olunmalı.

İlk bölümde bana en çok üzerinde durmaya değer görünen kesit, yukarıda vurguladığım kültürel eleştirellik bağlamında aile kurumunun resmedilişiyle ilişkili… Son dönemde giderek artan biçimde aile-evlilik güzellemesi yapan diziler karşısında ‘Benim Adım Gültepe’, aileyi insan toplumsallığının vazgeçilmez bir kurumu olarak değerlendirmekle birlikte onu sorunsuz da saymayan, fetişleştirmeyen, kutsallaştırmayan, taş gibi gerçekçi bir tutum takınıyor.

Evet, aile sütten çıkmış ak kaşık değildir ve insanı ihya ettiği kadar, ruhsal, duygusal ve zihinsel anlamda ‘imha’ da edebilecek kapasitede bağlayıcı bir örgütlenmedir. ‘Benim Adım Gültepe’ bu söylediğimizi temellendirme yolunda bol miktarda karelerle, sekanslarla, sahnelerle dolu. Karşımızda öne çıkartılan karakterlere, söz gelimi Seyfi (Ekin Koç) ve abisi Basri’ye (Hakan Karsak), Fevzi (Burak Dakak) ve Reşat (Olgun Toker) kardeşlere baktığımızda bunu görüyoruz.

Fakat yanlış anlaşılmaması için tekrar edelim ki ‘Benim Adım Gültepe’ aileyi, onun önemini, insan için bir güven, sevgi ve şefkat sığınağı olduğunu inkâr eden bir yapım değil. Daha ziyade aile pratiklerine ilişkin olumlu-olumsuz örnekleri önümüze koyarken bize insanı aile ‘yapmaz’, aileyi insan yapar diyen bir dizi…

Bunun ötesinde insanı günahıyla-sevabıyla ‘yapan’, hayattır diyen bir dizi…

Fakat en nihayetinde, insanı hakikaten ‘insan’ yapan emektir diyen bir dizi!..

Bu bağlamda son sözü de bırakalım, o desin:

Yazının Devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.