AKP’nin yeni Türkiyesi kimden yana - Fikrikadim

AKP’nin yeni Türkiyesi kimden yana

 

Sosyalist İşçi gazetesi, geçtiğimiz hafta çıkan 496. sayısında, bugüne kadarki uygulamalarından yola çıkarak AKP’nin “yeni Türkiye” iddiasıyla tartıştı.

 

 

 

Yazı şöyleydi:

AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılında bugüne kadar demokrasi ve özgürlükler mücadelesinde işçi sınıfının lehine olan birçok kazanım elde edildi.

Kendisine yönelik bir askeri darbe tehlikesiyle cebelleşen AKP, bu süreçte toplumdaki birçok demokratik talebi darbe tehlikesinden kurtulmak adına kabul etmek zorunda kaldı.

Askeri vesayetin geriletilmesi, başörtüsü yasağının kalkması, Kürt sorununda çözüm müzakerelerinin başlaması son 12 yılın önemli kazanımlarıdır.

Geçen yıl Ermeni soykırımının yıldönümü olan 24 Nisan’da, devletin inkârcı tezlerini tekrar ediyor olmasına rağmen, Başbakanlık adına bir taziye mesajının yayınlanmış olması yüz yıllık devlet geleneğinde önemli bir adımdır. Bütün bu kazanımlar sokaktaki mücadelenin hükümete ve devlete geri adım attırabileceğinin kanıtıdır.

Peki Cumhurbaşkanı’nın halk oyuyla seçilmesi Türkiye için yeni bir sayfa mı açtı?

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı, Davutoğlu’nun Başbakanlığı bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bir milat mı?

AKP’nin ‘yeni Türkiye’ söylemi elbette gerçekçi değil. İktidar partisindeki birkaç politikacının devlet kademesinde yükselmiş olması, parti politikasının değiştiği anlamına gelmiyor.

AKP hâlâ neoliberal bir parti, Erdoğan hâlâ patronların sözcüsü.

Doğayı sömüren enerji politikaları

AKP’nin övündüğü “çılgın projeler” doğayı talan eden, ondan fazla nükleer santral ve yaklaşık iki bin HES inşaatı. Her akarsuya HES kurmayı hedefleyen AKP’nin enerji politikası, petrol ve enerji şirketlerinin daha fazla kâr elde etmesini sağlayan fosil yakıtlara dayanıyor. Yolsuzluk ve rüşvet çarkından iyi tanıdığımız Erdoğan Bayraktar, “Haklısınız, HES’lerle ufak dereleri mahvediyoruz” diyerek bizi nükleere ikna etmeye çalışıyor. 2010′da özelleştirilen TEDAŞ’ı satın alan şirketlerin başındaysa AKP’ye darbe yapmak isteyen generallerin dostu Çukurova Holding var. 301 işçinin katili Soma Holding’in enerji sektöründe son 7 yılda kazandığı ihalelerin değeri 70 milyar TL, enerji politikasının yoksullara göre değil patronlara göre belirlendiğini gösteriyor.

AKP’yle büyüyen sektörler

AKP iktidarında inşaat ve enerji sektörleri ‘altın çağ’ yaşadı. Türkiye’deki en büyük ilk on şirketten altısı petrol ve elektrik şirketi. En hızlı büyüyen ilk on şirket de ağırlıklı olarak enerji sektöründen. Son on yılda palazlanan inşaat sektörü, AKP’nin yasal düzenlemelerine çok şey borçlu. Limak, Cengiz, Mapa, Kalyon, Kolin gibi holdingler HES ve baraj ihalelerinin yanı sıra BEDAŞ’ın özelleştirme ihalesini de aldılar. Aynı holding grubu 22 milyar 125 avroluk teklifle İstanbul 3. Havalimanı ihalesini aldı. Projeyi Ziraat ve Halkbank gibi kamu bankaları fonlayacak. Yani kamu kaynakları özel sermayeye aktarılıyor. Yabancı ülkelerde şirketlerin tanıtımlarını üstlenen hükümet, sermayenin Rusya gibi yeni pazarlara yayılmasını kolaylaştırıyor. ENKA İnşaat bu sayede dünyadaki en büyük 250 müteahhitlik firması listesinde bir yılda 79′dan 52. sıraya yükseldi.

AKP neoliberal bir sermaye partisidir

Özelleştirmeler, kredi alımının kolaylaştırılması, yeni yatırım alanlarının geliştirilmesi gibi işçilere karşı patronlardan yana, neoliberal politikaları iktidar olduğu yıllar boyunca uyguladı. AKP hükümetinin patronların çıkarlarını savunduğunun en önemli kanıtı Soma.

Taşeron sistemi ve denetimsizlik 301 işçinin hayatına mal olurken, AKP, Soma Holding yöneticilerini korudu. Meclis komisyonunda işçilerin hayatını kurtaracak ‘yaşam odalarının’ zorunlu olması AKP’li vekiller tarafından reddedilirken, maden patronlarına 250 milyon TL ek ödeme yapılması için Bakanlar Kurulu’na yetki verildi. Bu parayla Soma’daki işçilerin hayatını kurtaracak 20 yaşam odasından 500 tane yapılabilirdi. Çalışma saatlerinin düşürülmesi, 6 maaş ikramiye gibi sözler verildi ama tutulmadı.

Erdoğan tam bir çevre katliamcısı

AKP iktidarı boyunca büyüyen inşaat ve enerji sektörleri aynı zamanda çevresel yıkıma neden oldu. Son on yılda Kayseri büyüklüğünde ormanlık arazi, Marmara Denizi büyüklüğünde sulak alan yok edildi. Türkiye gezegeni yok eden karbon salınımını en hızla arttıran ülke. 2002-2012 yılları arasında karbon salınımı yüzde 58 arttı. Kamu kuruluşu olan Hamidiye Su 42 ülkeye ihracat yapıp kâr elde ederken İstanbul susuzlukla boğuşuyor. Korunması gereken ama özelleştirilen kıyılar inşaata açılıyor. 3. Havalimanı projesi için 2,5 milyon ağaç kesilecek, 70 tane göl ve gölet kurutulacak. AKP döneminde geçirilen 2B yassasıyla 410 bin hektarlık ormanın satışa çıkması sağlandı. AKP’nin çevre politikaları havamızın, suyumuzun, biyoçeşitliliğin karşısındaki en önemli tehlike.

Zengin-fakir uçurumu

Son 12 yıldır asgari ücret hâlâ açlık sınırının altında kalırken, zenginler daha da zengin oldu. Milyarder sayısı son 10 yılda 3′ten 43′e yükseldi. ‘Yeni milyarderler’ çoğunlukla maden ve enerji sektöründen. Son yedi yılda 1 milyar liranın üzerinde satış gelirine sahip şirket sayısı 2,5 kat arttı. 10 milyar liranın üzerinde satış gelirine sahip şirket sayısı 2010′da yediken şimdi 14′e yükseldi. Türkiye’nin en büyük şirketi Tüpraş’ı bünyesinde barındıran Koç Holding, AKP’nin ilk iktidar olduğu 2002 yılından itibaren kendinden sonra gelen rakiplerine fark atacak büyüklüğe ulaştı.

Kentleri talan eden hükümetler

AKP’nin neoliberal yıkımının bir diğer örneği kentsel dönüşüm. 2002-2008 yılları arasında TOKİ’nin faaliyet alanlarını genişleten ve kaynaklarını arttıran 14 tane yasal düzenleme yapıldı. Bu düzenlemeler sayesinde TOKİ, konut inşaatında neredeyse tek yetkili kurum hâline getirildi. Kentsel dönüşüm projeleri sonucunda Sulukule’de olduğu gibi yoksullar kent merkezinin dışına sürülüyor. 2014 yılının ilk altı ayında 165 tane ‘acele kamulaştırma’ kararı alındı. 37 şehirde 106 alan ‘riskli’ ilan edilerek 6,5 milyon bina yıkıma sürüklendi. Koca bir şantiyeye dönüşen İstanbul gibi kentlerde yoksulların payına düşense sürgün ve artan kiralar.

Yolsuzluk hükümeti

2002 yılında ‘yolsuzluğua, yoksulluğa, yasaklara’ karşı mücadele vaadiyle iktidara gelen AKP’nin ’3 Y’ ile ne kadar savaştığı hepimizin malumu. Erdoğan liderliğinde, bireysel hak ve özgürlüklere saldıran söylemler yasaklara dönüştü. ‘Alo Fatih’ müdahaleleriyle medyada kimin çalışıp çalışamayacağı Başbakan tarafından belirlendi. Twitter, Youtube gibi internet yasakları, kürtajı yasaklama girişimi son 10 yılda AKP’nin ‘yasaklar’ konusundaki görüşünü özetliyor.

Şehir meydanları politik gösterilere, emekçilere kapatıldı. En temel demokratik haklarımızdan olan eylem özgürlüğü, AKP tarafından budanmaya çalışıldı. 2010 referandumunda kazanılan reformlar, AKP’nin yolsuzluğunu örtmek için Ergenekoncularla yaptığı uzlaşmanın sonucunda geri alınmaya çalışıldı. HSYK’nın yapısının değiştirilmesiyle ilgili ‘demokratikleştirdik ama hata yaptık’ deme cüretini gösteren Erdoğan’ın politikası ‘yolsuzluk için yasaklamak’ oldu. 17 Aralık’ta başlayan süreçte AKP’li bakanların rüşvet ve rant ‘dayanışması’, partinin en büyük iddiası olan yolsuzluğa karşı mücadele efsanesini çökertti. 10 milyarlık rüşveti beğenmeyip oğlu Bilal’e ‘parayı alma, kucağımıza düşecekler’ diyen Erdoğan, hırsızlığın merkezinde. AKP’li milletvekilleri Erdoğan Bayraktar, Egemen Bağış, Muammer Güler ve Zafer Çağlayan’ın, kendilerine oy veren yoksulların değil baraj, HES, AVM ihaleleri için rüşvet aldıkları şirketlerin vekilleri oldukları kanıtlandı.

Hırsızlığını AK’lamaya çalışan iktidar, Hrant Dink’in, Rahip Santoro’nun, Malatya’daki beş hristiyanın katili, darbe planlarının mimarı Ergenekoncularla anlaştı. Erdoğan için Hrant’ın katillerinden hesap sorulması ‘namus borcuyken’ yedi yılın ardından cinayet ‘kişisel bir suça’ dönüştü.

Ayrımcı kadın politikaları

Özellikle Erdoğan ve Arınç kadınlardan epey muzdarip. Bülent Arınç kadınların kahkaha atmasından hoşlanmaz. Erdoğan öpüşen sevgililerden. Kadın cinayetleri son yedi yılda yüzde 1400 arttı. Katiller korunmaya devam etti.

Erdoğan her fırsatta kadın erkek eşitliğine inanmadığını söyledi. AKP’nin dilinden düşürmediği genel ahlak çerçevesinde kadınların bedeni, kırmızı rujları, evli olmayışı daima bir müdahale alanı oldu. ‘Her kürtaj bir Uludere’dir’ diyen Erdoğan, devletin kendi vatandaşını bombalamasının hesabını vermek yerine kürtaj hakkına gözünü dikti. Devlet hastanelerinde kürtaj ve sezaryen doğum fiilen yasak hâle geldi. Doğum kontrol haplarının alımı zorlaştırıldı

marksist.org

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.