Bendeki Şivan – Fikrikadim

Bendeki Şivan

Selim Temo / Radikal

 

Yüz yaşındaki dut ağacının gölgesinde, üç kardeş, bir kaset dinleyip deli gibi not alıyoruz. Revizyonist diyor, reformist, sosyal faşist, konformist.“Bunların anlamı ne” diye birbirimize bakıyoruz üç numara saçlı kafalarımızla. Sonra “Mişko”yu takıyoruz teybe. Bu, biz çocuklara daha çok hitap eden bir şey. Bir alegori. Efendiye inananın ibretlik sonuna dair bir tiyatro oyunu. Rojdar amcam da çıkıp geliyor. Sıra Kawa’yı anlattığı kasette; demek okulda söylenenler yalan, bir tarihimiz var bizim de. Bendeki Şivan böyle başlıyor.

Bu, göğü çelik kanatlarla yırtılmış bir çocukluk bahsidir. Ne bir gazete, ne TV var sesimizi ünleyen. Eğer pilde kuvvet kaldıysa, akşam Erivan Radyosu’ndan klasik stranlar dinlenecek. Onun tadı da arayışa yetmiyor ki. Amcam özetliyor durumu: “Bu radyoda sadece patates hakkında bilgi veriliyor!” PDK radyosu ise, bilmediğimiz yerlerden söz ediyor. “Pêşmerge” diyor; vatan yolunda feda-yı can eden yiğitler diye oturuyor bilincimize, öyle kalıyor. Bir de Bağdat radyosu var; meğer dünya ne kadar da sorunsuzmuş -bunu sonra diaspora basınında da göreceğiz!

Yirmili yaşlarıma gireceğim, abimin düğünü, 11 Kasım 1991. Herkes öğle yemeği için evlere dağılıyor. Tek bir Kürtçe ünlemi bile kullanmayan düğün orkestrası da ara veriyor. Batman Lisesi’nden arkadaşlarım (Ahmet Ataş, Murat Ezgin, Yaşar Gündem) beni ve bağlama çalanı ikna ediyorlar. Hâlâ ezbere bildiğim “Kî ne em”e başlıyorum. Öğle yemeğine oturmuş misafirler ellerinde kaşıklarıyla dışarı fırlayıp “devrimci vecd”in bu heyecanlı icrasına ne yapacaklarını bilmez halde katılıyorlar. Bir tür tebliğci gibi coştukça coşuyorum. İçimden bir ses, Şivan’a dönüştüğümü fısıldıyor. Çevre köylerdeki düğünlere çağrılıyorum bu sefer, Şivan’dan öğrendiğim marşları okuyorum. 12 Eylül’ün ezdiği ulusal bilinç, hatırlanıyor.

Sonra insan büyüyor, gerçek sorunları oluyor. Gerçekliği fark ediyor. Dilinin, ülkesinin, ruhunun, kültürünün ne kadar ezildiğini daha iyi görüyor. Yekûnu romanlara bırakılacak dehşet verici olaylar, tanıklıklar, sağalma çabaları. Gerçeklik katılaştıkça, bir tür ulusal devrim öğretmeni olan Şivan uzaklaşmaya başlıyor. Partiler arası korkunç savaşa yönelik“Bimre birakujî” (kahrolsun kardeş katli) haykırışları duyulmaz oluyor. Gerçeklik temenninin önüne geçiyor. Niyet hükmünü yitiriyor. Biz kırgın ölülerimizi gömerken, herkesin haklı ve herkesin haksız olduğu diaspora çürüyor, bizden kopuyor. Öfkeli marşlar, şehadet üzerine yeminler, kahraman ölüler ile hain sağlar birbirine karışıyor. Asit kuyuları, toplu mezarlar, çiğnenen onur, yiğitlik; anlatması yüz yıl sürecek bir travmanın isi bulunduğumuz her yere siniyor.

Şivan, Cegerxwîn ve Sebrî Botanî’nin çağı yankılamayan şiirleriyle yeni durumu okuyamaz hale geliyor. Hak ettiği partiler üstü konumunu yitiriyor. Sadece serzenişleri değil, öğütleri bile can yakıyor. Sosyoloji değişiyor, çocuklara ölülerin adları veriliyor, 70’lerin ideal evreni yıkılıyor. Her şey ve herkes gibi Şivan da reddediliyor.

Karşılaştığı en ağır saldırılara karşın Kürtlüğün en temel ölçütü olan ve başka hiçbir dile çevrilemeyen “xîret”i asla kaybetmiyor Şivan. Her ulusal felakette karşılaştığı dışlanmayı, onur kırıcı suçlamaları unutup “xîret”e yaslanıyor, ki en son örneği “Pêkhevî-Şengal” stranıdır. Ama Bono, Sting ve Peter Gabriel’le Amed’e dönmek isterken, “belediye siyaseti” ona izin vermiyor. Koca bir sömürgenin sesi olan Şivan’ın ortalama bir “kurum sanatçısı” gibi olmasını istiyor. Sanatın duyurduğu gerçeklik bitiyor, bu kez gerçeklik sanatı teslim alıyor, onu itiyor, karşıtına çeviriyor.

Onunla ilgili bu iki yazıyı, Amed’e gelişinden hemen sonra yazdım (ikinci yazıya küçük eklemeler yaptım), “haklı-haksız” birilerinden sayılmamak için beklettim. Çünkü O, elini tutan IŞİD finansörlerinin, Roboskî’ye gidip“beyefendinin sağlığı için dua edin” diyenlerin, ona uğursuz şarkıya eşlik et diye mikrofon uzatanların, özel savaş kaymakamlarının değil, benim Şivan’ım, bizim Şivan’ımız. Mişko’da olduğu gibi, kanmaması gereken Şivan o. “Yeni Efendiler” yazımdaki şu cümlenin esinleyeni: “Efendiye kanan her Kürt’ün boynunda bir urganın izi sızlar!”

Amed’e doğru yola çıkarken, “böyle gelmek istemezdim, ama barışa katkı için 40 yıllık emeğimi tehlikeye atıyorum, siz devrimin çocuklarısınız” diyen Şivan o. Ne onun kullandığı “siz” belli bir kesimi ifade ediyor, ne benim kullandığım “biz” belli bir kesimi. Canhıraş bir sahiplenmedir benimkisi, dut ağacının gölgesinde ilk illegal eylemini yapan o çocukların sesiyle.

Yoksa konu “bendeki Şivan” olunca, incinmesin gülün dikeni bile!

Yazının devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.