IŞİD terörünün getirdikleri

Süleyman Seyfi Öğün / YeniŞafak

 

Bir gerçeği apaçık olarak ortaya koymalıyız: Türkiye, kendisi için II. Genel Savaş›tan sonra Cumhûriyet târihinin en riskli dönemine giriyor. II.Genel Savaş’ta, Hitler orduları Türkiye sınırlarına dayanmıştı. Savaşa tutuşmak an meselesiydi. Bu riskle karşı karşıya olmanın getirdiği hazırlığın sosyal maliyetleri bile canımıza yetmişti. Sebeplerine girmeyeceğim, ama korkulan olmadı ve felâketin eşiğinden döndük.

 

Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler’le komşu olmaktan dolayı belirli risklerle kuşatılmıştık. Ama, bu tehlike bizi de içine alan Batı kampıyla paylaştığımız ortak bir tehlikeydi. Dönem dönem tırmanmış olsa da zamana dayalı olarak bu tehlikeyi de uzağımızda tutabildik. Ama şimdi durum çok farklı.

 

Pekçok çevre ya da otorite, fişeklenen süreçlerde murâd edilenin Arapların özgürleşmesi, ya da demokratikleşmesi olmadığını anlayamadı. Arap Baharı sırasında yazmış olduğum yazılarda, bu süreçten çok umutvar olmadığımı; tam tersine sürecin beklenmedik sonuçlara gebe olduğunu ifâde etmiştim. Çünkü, kurumsal derinliği olmayan partitokrasilerin hüküm sürdüğü yerlerde demokrasiye geçişin bahar sarhoşluğu ile başarılamayacağını az çok görebiliyordum. Öte yandan, tepkisel muhalif hareketlerine dâir, zâten gevşek olan inancımı da neredeyse tamâmen kaybetmiştim. Artık muhalif hareketlerin de bir endüstrisi olduğunu ve bambaşka amaçlar için tezgâhlanabildiğini görebiliyordum. Sonuçta ortaya çıkan ilk sonuçlar, öngördüklerimden farklı olmadı. Arap Baharı, dramatik olarak, aşama aşama kaosa bağlandı. Bunun, Anglo- Amerikan ve Pro-İsrâil mahreçli egemen siyâsal karar alıcıların bir senaryosu olduğunu görmemiz gerekiyor.Süreç Tunus’ta adalaştırılıp yalnızlaştırıldı; Libya’da kaosa sürüklendi, Mısır’da bastırıldı. Ama en beteri, Mezopotamya’da bambaşka bir senaryoya dönüştürüldü. Sınırımızı tutan süreç budur. Şimdi buna bakalım.

 

IŞİD, adeta göz göre göre Mezopotamya’ya saplanan çok işlevli bir komando hançerine benziyor. Örgüt, önemli bır kısmını Batı ülkelerinden devşirdiği binlerce gönüllüsü ile hem Esad’ın BAAS rejimine karşı, hem de Esad’a karşı savaşanlarla savaşıyor. Yetmiyor; Irak’ta tam tersi bir manevrayla bu defâ Baas kalıntısı kadrolarla iş tutuyor. Sözüm ona bir Sünnî örgüt olarak Şiî’lere saldırıyor. Ama en büyük katliamları Sünnî topluluklar üzerinde gerçekleştiriyor. Hiçbir ilkesi yok. Tek yaptığı, kendisinden olmayan kim varsa onu yok edilmesi gereken bir düşman olarak görmesi.

 

Şimdi tek tek ifâde edelim:

1) Bu gidişat kendiliğinden ortaya çıkmadı. IŞİD kendiliğinden doğmadı. IŞİD yarı yarıya oluşturuldu; oluşturulmasına göz yumuldu.

2) IŞİD’ı oluşturanlar ya da oluşturulmasına göz yumanlar ile bugün IŞİD’a karşı koalisyon kuranlar arasında Dr. Frankenstein kurgusunu düşünmek için çok sebep var. Oyuncularla oyun kurucular arasındaki ayırım iyi yapılmak durumunda.

3) IŞİD’ın söyleminde en küçük bir anti-İsrâil, ya da pro-Filistin bir unsura rastlanmıyor. İsrâil’den ise IŞİD konusunda tıs çıkmıyor. İsrâil’in neden bu koalisyonun dışında kaldığını merak etmiyor musunuz?

4) IŞİD karşıtı koalisyon son derecede kırılgan gözüküyor. Nereye kadar ortak davranacağı belli değil. Diğer taraftan mücâdele kararlı olmaktan uzak gözüküyor. Obama açıklamalarında, sürecin güç ilerleyeceğini, uzaktan yürütüleceğini, IŞİD ile göğüs göğüse bir savaşın gündemde olmadığını özellikle belirtti. Bir de zaman verdi. Bu mücâdelenin en az 3 sene sürebileceğini ifâde etti. Bunu şöyle de anlayabiliriz: En az 10 seneyi gözden çıkarın. ABD elini sıcak sudan çıkarmayacak. Savaşın finansmanını üstlenmeyecek. Finansmanı petrol zengini Arap ülkelerine bırakacak. Yâni para gelmezse, IŞİD ne yaparsa yapsın tek bir ABD uçağı kalkmayacak.

5) IŞİD’e karşı yürütülecek göğüs göğüse savaş, Irak ordusuna ve özellikle de Kürtlere ihâle edilmiş durumda. Bu, peşmergelerin ve elbette sürece dâhil olan PKK’nın, sıkı bir eğitimden geçirilmesi ve ağır silâhlara kavuşturulması anlamına geliyor. İşin ucu da kaçınılmaz olarak Türkiye’yi tutuyor. Kürt sorununu çözmek konusunda ipleri eline alan Türkiye’nin yeniden güç duruma düşürülmesi, inisiyatif kaybına uğratılması gündemde. Bu aralar, Almanya ve Fransa’nın yoğunlaştırdıkları Erbil ziyaretlerine dikkât edilmesi lâzım.

6) Koalisyona dâhil olan Türkiye’nin konumu ise belirsizliklerle yüklü. Rehineler sorunu nedeniyle inisiyatif almakta zorlanıyor. Irak’taki kaos hatırı sayılır ticârî kayıplar getiriyor. İçeride, 1 milyonu aşan mültecilerin varlığı çok sayıda sorun doğuruyor. Türkiye, çok açıktır ki, önünde sonunda bu cadı kazanının içine itilmek isteniyor.

Yazının devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.