Değişmeyen değişme – Fikrikadim

Değişmeyen değişme

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

 

‘Hayatta değişmeyen tek şey değişmedir’ sözü ilk bakışta hoş bir söz olmakla birlikte, çoğu zaman muhatabını itirazı mümkün olmayan bir ‘hakikat’ üzerinden aciz bırakarak susturma özelliğine sahiptir.

Çoğunlukla muhafazakarın, gelenekçilerin tezlerine, savunularına karşı etkili bir silah gibi kullanılan bu ‘hakikat’, söylenildiği konu ve yer planında muhatabın düşüncelerini boşa çıkarmakla kalmayıp, onları küçümsemeyi de içkin hale gelerek ‘sen hangi zamanda yaşıyorsun arkadaş; atı alan Üsküdar’ı geçti’ vb. söyleyişlerinin de yerini tutuverir.

‘Hayatta değişmeyen tek şey değişmedir’ sözüne sırtlarını güvenle yaslayarak mezkur tutumları benimseyenler bu sayede ortaya koydukları asıl tezde ‘bütüne’ (tümel olana) değil ‘parça’ya (tikel olana) itibar ettiklerinin ve dolayısıyla değişmeyen değişmeyi kimi olgularla ve güncel olaylarla (hatta o anda üzerinde konuşulan şey her ne ise onunla) sınırlı tuttuklarının farkında olmazlar; başka şeylere değil doğrudan kendilerine bakmaları halinde bile içinde yüzdükleri yanlışı anlayabilecekken, muarızını tek cümleyle mat etmenin keyfine kapılarak perdelenmeyle yetinirler.

Şunu demek istiyorum:

İbn Arabi, Maktul Sühreverdi ve daha birçoklarının tespit ettikleri gibi, hiçbir şey özü nedeniyle değişmez, hareketi nedeniyle değişir ki, değişmeye konu olan şey daima surettir ve bizim bildiğimiz de suretin bilgisinden başka bir şey değildir.

İmgeden resme en geniş anlamıyla suret başkalaşmayı kabul edecek nitelikte yaratıldığı için zaman, hal, hareket, renk, ışık… vb. her oluş ona etki eder.

Suretlerdeki başkalaşmalar suretlerin tümünü kuşatan bir büyük suret olarak alemin suretindeki başkalaşmayı meydana getirir ki, biz bunu ‘başkalaşma’dan çok ‘değişme’ olarak tanımlarız.

Öte yandan tekil değişmeleri kendi görüşümüz ve bilgimizle idrak edebiliyorken, alemin tümündeki değişmeyi kolay kolay idrak edemeyiz. Bunun için özel bir yeteneğe, imkana ve inceleme çabasına muhtacızdır.

Dolayısıyla değişemeyen değişme (başkalaşma) son tahlilde bir büyük beden olarak hem alemde gerçekleşir hem de alem değişmedeki değişmenin (başkalaşmanın) sürekliliğini kabul ederek onu (tüm süreçleriyle birlikte) kendi içinde tutar.

Yukarıda ‘kendi bedenine bakmak’tan söz ettim.

Kendi bedenimiz alemin küçük bir sureti olduğuna göre bu suret de doğumdan ölüme kadar süren değişmeyen değişmeyi kabul edicidir.

Daha anne karnındayken ebeveynimize verdiğimiz muhayyel bir suret vardır; doğmakla asıl suretimizle birlikte ölmeye doğmuş oluruz. Doğum – ölüm arasında ise bebeklik, çocukluk, delikanlılık, yetişkinlik, olgunluk, ihtiyarlık, yaşlılık… suretleriyle suretlenmek suretiyle değişmeyen değişmeye tabi kılınırız.

Bunların hepsi ‘tek bedenimiz’ üzerinde gerçekleşir ve sonuçta hepsi bizim suretimizi oluşturan suretler olarak bedenimizde toplanmış olmakla bizim kendi suretimizi verir.

Biz suretimizdeki değişmeleri ayrıştırmaksızın ihtiyarlık suretimizde çocukluk, ergenlik… vd. içkin olarak hep tek surette var olmuşuz gibi yaşarız. Suretimize ilişkin ‘genel imge’yi parçalara ayırmaz ve dolayısıyla bir döneme mahsus suretimizi reddedemez ya da sadece kendimizi bir dönemdeki suretimizle var olmuş sayamayız.

Haliyle genel (insanlık) suretimiz, doğumdan ölüme değişen suretlerimizin bir toplamı olarak değer kazanır ve bizler değişmeyen değişmeye bu toplam içinde muhatap olduğumuz için bir sonraki suretimiz nedeniyle bir öncekini inkara kalkışmadan değişmedeki sürekliliği, eş-zamanlılığı kendimizden idrak ederek, diğer değişmeyen değişmelere de önce kendimizden bakarız.

Bunlardan erişebileceğimiz ilk sonuç şu olabilir:

Evet, ‘Değişmeyen tek şey değişmedir / başkalaşmadır’. Ancak her değişme (bir ilk yaratımdan söz etmiyor olduğumuz sürece) suretteki bir değişme olması bakımından öncesine ve sonrasına hem bir kimliğin bütünlüğünü ifade etmek hem de bir değişmenin niteliğini belirlemek açısından ‘bitişik’tir.

Bu bakımdan değişmeyen değişmeye muhafazakarlık, gelenekçilik bakış açısıyla karşı çıkanlar ne kadar yanılıyorlarsa, onları susturmak, aciz bırakmak kastıyla değişmeyen değişmeye (ondaki sürekliliği, eş-zamanlılığı ıskalayarak) şartlananlar da aynı oranda yanılıyorlar demektir.

Diğer bir söyleyişle, mezkur konuya bunlardan bakıldıkça muhafazakar ve gelenekçi olunması ne denli mahzurluysa, son sureti esas kabul edip salt ondaki değişmeye şartlanmak da o denli mahzurludur.

Biz her an yaratışta olan (Rahman, 55:29) yani ‘sürekli etkin olan’ bir Tanrı’ya inanıyoruz. Onun yaratışı ‘kün’ emriyle başladı ve devam ediyor. Son ‘kün’ ilk ‘kün’ün haberidir ve onsuz bir mana da kazanamaz. Bu nedenle biz doğrusal bir oluşa değil, döngüsel bir oluşa inanırız ki, onda başlayış noktası bitiş, bitiş noktası başlayıştır; dolayısıyla ‘son’ dediğimiz yerde ‘başla-yan’, başladı dediğimiz yerde sonlanan kesintisiz bir akış vardır.

O halde, ‘hayatta değişmeyen tek şey değişmedir’ demeden önce denilmesi gereken daha birçok şeyin olduğu bilinmelidir.

Bunu bilmeksizin değişmedeki değişmezlikten hareketle ‘Yeni Türkiye’ türküsü söyleyenlerle, onlara karşı çıkanlar, sadece romantizme kapılma gayretinde eşitlenmiş olurlar.

Yazının devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.