Taburede namaz olmaz mı?

Kraldan fazla kralcı olanları bilirsiniz. Bunların dindar olanları “Dini Allah’a has kılmak” yerine sanki “Dini kendi anlayışlarına has kılma” çabasındadırlar. Konuyu “sandalyede/taburede namaz kılmaya” getirmek istiyorum.

Yaşımız ilerlediğinden ve fıtri yasa gereği giderayak eklemlerimizde kireçlenmeler çoğaldığından mıdır nedir, zaman zaman oturarak namaz kılma durumunda kaldığım oluyor. Dinimizde buna mani bir emrin olmadığını biliyorum elbette; lakin internette bir takım sitelerde, sosyal medyada, facebook’umda zaman zaman paylaşılan görüntülere rastlıyorum. Sandalyede veya taburede oturarak namaz kılan yaşlılarla incitici üsluplarla alay edildiğine, kınandıklarına hatta Hıristiyanlıkla suçlandıklarına şahit oluyorum. Bu da beni son derece üzüyor.

taburede-namaz-kilanlar

Siz de görmüşsünüzdür mutlaka, son zamanlarda camilerimizin arka saflarında uygun yerlerde bir ya da birkaç sıra taburede oturarak namaz kılan yaşı 50’nin, 60’ın üzerinde amcalarımız, dedelerimiz var. Aralarına benim de katılmama fazla kalmadı, dersem yanlış olmaz. Bu yaşlı insanların hepsi ya dizlerinden, ya bellerinden rahatsız insanlar. Namaza ayakta başladığı halde rükû ve sücut eylemlerini yerine getirmekte zorlanan ve hatta yapamayan insanlar.

Şimdi, kraldan fazla kralcı oldukları anlaşılan birileri kalkıp bu yaşlı ve hasta amcalarımıza, dedelerimize söylemediklerini bırakmıyor, incitiyor, alay ediyor, tahkir ve tezyif ediyor. Bunlar ne menem kişilerdir bilmiyorum ama sahih olduğu bilinen Peygamberimizin (s.a.v.) şu Hadisi Şerifini unutmasınlar derim ilk olarak:

Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz”.[1]

Bu tepkiler neden oluşuyor ve tepki gösterenler esasen ne diyorlar, seçtiğim bir örneğe bakalım. İnternette rastladığım ve halen yayında olan bir sayfada şunlar söyleniyor:

sandalyede-namaz-kilanlar

Muhterem Müslümanlar!.. (…) Camilerimizi kiliselere benzetmek istiyorlar. (…) Camilerde sandalyelerde oturarak namaz kılan gruplar oluşmaya başladı. Bunları görünce harpten çıkmış bir ülkenin gazileri ile dolu bir cami gibi bir his oluşuyor insanın gözünde. Gidişata bakılırsa yakında camilerin büyük bölümü oturaklı sandalyeli masalı hale gelecek.

Muhterem Müslümanlar!.. Sandalye ve taburelerde namaz kılan kardeşlerimize baktığımızda % 95′inin namazlarını ayakta veya yere oturarak kılabileceklerine şahit oluyoruz. Demek ki, bu kardeşlerimiz namazlarını nasıl kılacaklarını bilmiyorlar. Onun için Din İşleri Yüksek Kurulu 10.08.2005 tarih 1104 sayılı görüşünde: “… Namaz kılarken secde edemeyen Müslümanların cami görevlileri tarafından öncelikle yere oturarak namazlarını ima ile kılmaları tavsiye edilecek, ima ile namaz kılma usulü kendilerine anlatılacaktır…”

Cami görevlisi hocalarımızı görevlerini yapmaya davet ediyoruz. Zaten görevlerini yapan hocalarımızın camilerinde sandalye, tabure ve koltuk belasını görmüyoruz.

Muhterem Müslümanlar!.. Hasta bir kimsenin sandalyede namaz kılması caiz değildir. Çünkü camiye kadar gelen kimse yere de oturabilir. Secde edemiyorsa, ayaklarını kıbleye doğru uzatarak ima ile namazını kılar. Bundan dolayı namazını sandalyede oturarak kılanın namazı kabul olmaz. Zira sandalyede oturmak için zaruret yoktur. Yere oturabilenin yere oturup namazını kılması lazımdır. Tekerlekli sandalyesinde oturan felçli bir hasta yardımcısı yoksa tekerlekli sandalyesinde namazlarını kılabilir.

Muhterem Müslümanlar!.. Peygamberimiz zamanında ve daha sonraki devirlerde sağlamların da hastaların da sandalye üzerinde namaz kıldıkları vâki olmamıştır. Ayakta namaz kılamayanlar hep oturarak namazlarını kılmışlardır. Bazıları Rasulüllah (s.a.v.) devrinde sandalye olmadığını ileri sürüyorlar. Hayır, bunlar yanılıyorlar. Var olduğunu Kur’ân’dan öğreniyoruz:

*İnsan sûresi, ayet: 13
*Kehf sûresi, ayet: 31
*Yâsin sûresi, ayet: 56
*Mutafifin sûresi, ayet: 23 ve 35
*Sad sûresi, ayet: 34′de bu beyan ediliyor.

Ashab-ı Kiram’dan İmran İbni Hüseyin diyor ki: Hastalığım sebebiyle namazı nasıl kılayım diye Peygamberimizden sordum. Buyurdular ki: “Ayakta kıl, gücün yetmezse oturarak, ona da gücün yetmezse yan üstü yatarak, ona da gücün yetmezse sırt üstü yatarak namazını ima ile kıl” buyurdular. (Buhari, Taksir 19. Ebu Dâvûd, Salât 179. Buluğu’l-Meram. c/1. Sf: 415-417. Büyük İslâm İlmihali: Sf: 224. İbnî Âbidin Tercemesi. c/3. Sf: 200. Haleb-i Sağır. Halebi Kebir. Merakul-Felâh. Tahtavi. Bedayi’us-Sarâi, Fethü’l-Kadır, Behr-i Râik. Mebsût-i Sarahsi. Mızraklı. Dürr-i Yeksta Şerhi. Nimet-i İslâm gibi eserlerde asla sandalye lafı geçmiyor.

Muhterem Müslümanlar! (…) Eskiden camilerimize sıralar, sandalyeler konsun derlerdi. Şimdi fiilen buraya doğru gidiliyor. Camilerimiz kiliseleştiriliyor. İsabetli olan sandalyeyi namaza hiç bir şekilde bulaştırmamaktır. Hele camilerimize katiyyen sokmamak ibadethanelerimizde kilise havası estirmemektir.

Müslümanlar! Camilerimizi kilise haline getirmek için bazı kesimler çalışma yapıyorlar. “Sandalye üzerinde namaz kılanlar” da bu çalışmaları kolaylaştırıyorlar. Bunun vebali çok büyüktür. Herkes aklını başına alsın.”[2]

Anlaşılıyor ki, bu bir hutbe. Cuma günü minberden cemaate okunmuş veya okunması isteniyor. Amacım buradaki her cümleyi tek tek ele alıp eleştirmek değil. Lakin lütfen hoca efendimizin “camilerimizi kiliseye benzetmek istiyorlar” derkenki niyet okuyuculuğuna dikkat ediniz. Ayrıca iki husus belirtmeden geçmeyeceğim:

Kur’an’ı Kerim’den sandalye/tabure örneği olarak verdiği ayetlerin tamamına baktım, siz de bakınız. O ayetlerde kullanılan kelimelerin tamamı “el-Erâik” şeklinde “erîke”nin çoğulu olarak kullanılmaktadır. Müminlerin Cennette oturacakları koltuk, taht ve kanepeleri anlatmaktadır.

Bu muhterem hocamızın koltuk, taht ve kanepe ile tabure veya sandalye arasındaki farkları bilmemesine mi üzülelim, ayetlerin manalarını bile isteye tahrife yeltenmesine mi ağlayalım, şahsen ben bilemedim.

Değinmek istediğim ikinci önemli husus da Din İşleri Yüksek Kurulu’nun görüşündeki diyanet görevlilerinin ne yapması gerektiğinin hatırlatılmasıyla ilgili cümlenin, sanki o konuda verilen fetvaymış gibi sunulmasıdır. Oysa o fetvanın orijinalinde aynen şu kısımlar bulunmaktadır:

Ayakta durmaya ve rüku yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse namaza ayakta başlar rükudan sonra secdeyi tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak ima ile eda eder. Ayakta durmaya gücü yetmeyen, ayaklarını yana veya kıbleye uzatarak da olsa yere oturamayan kimse namazı tabure, sandalye ve benzeri bir şey üzerine oturarak rüku ve secdeleri ima ile yerine getirir.”[3]

Konuyla ilgili olarak Hayreddin Karaman Hocamızın da sorulan bir soruya internet sitesinde verdiği cevap var:

“(…) Günümüzde, “Sandalye vb. üzerinde oturarak namaz kılmak caiz değildir, ayakta duramayanın yere oturması gerekir” diyenlerin delillerini (din kaynaklarından neye dayandıklarını) yazmamışsınız. Bunu da öğrenir ve bana yazarsanız onlara da cevap veririm. Ama yukarıdaki açıklamaları göz önüne aldığımızda “sandalyeye oturarak namaz kılınamaz” diyenlerin Kur’an’a, Sünnet’e, hatta eski fıkıhçılarımızın açık bir ifadesine dayanmadıklarını söylemek mümkündür. Kur’an’da ve sünnette böyle bir ifade yoktur ve olamaz; çünkü vahyin geldiği zamanda ve yerde sandalye yoktur, ona oturma şeklinde bir âdet de mevcut değildir. İnsanlar ayakta duramıyorlarsa tabîî olarak ve o günün imkanlarına göre yere oturmaktadırlar. Fıkıhçıların sözlerine de dayanamazlar; çünkü bir örneğini yukarda gördüğümüz fıkıhçıların sözlerinden,sandalyeye oturarak namaz kılmanın caiz olmadığı değil, tam aksine caiz olduğu sonucu çıkar; çünkü: 

1. Allah kulunu gücünün yetmediği, ona zor gelen, eziyet veren, canını acıtan, hasta eden, hastalığını arttıran, sağlık veya hayatını tehlikeye sokan…bir vazife ile yükümlü kılmamıştır. Yere oturamayan, oturduğu zaman acı ve ağrı çeken veya tekrar kalkamayan, bu yüzden de kıyam ve rükû vazifelerini yerine getiremeyecek olan kimseleri yere oturmaya mecbur edenler Allah’ın muradına, dinin temel kurallarına aykırı davranmış olurlar.

2. Mazeretleri sebebiyle hayvandan inemeyenler, inerlerse tekrar binememekten veya inerlerse hastalıklarının artmasından, ağır ve acı çekmekten korkanlar (böyle ihtimallerin bulunması halinde) hayvan üzerinde oturarak namazların kılabildiklerine göre, yere oturdukları takdirde hastalıklarının artması veya ağır ve acı çekmeleri ihtimali ile karşılaşanların da ya ayakta veya oturmaları gerekiyorsa oturabildikleri bir şeyin üzerinde namaz kılmaları caiz olacaktır.

3. Eski fıkıh alimleri, “hastalık, ağrı ve acı çekmek, tehlike vb. mazeretler erkânın (kıyam, rükû, secde gibi namazın temel kısımlarının) yapılmamasına sebep teşkil ettiğine göre şeklin ortadan kalkmasına elbette sebep olur” dedikleri halde, yeni bazı “hocaların”, “oturmanın şekline tesir etmez, sandalyeye oturmayı caiz kılmaz, illa da yere oturmak gerekir” demeleri eski fıkıhçıların anlayışına da ters düşer. (…)”[4]

Başta söylemiştim: O hoca efendi ve gibiler, kraldan çok kralcılık yapmakta ve Allah’ın kolaylaştırılmış Dinini ellerinden gelse en zor duruma getirmeye çalışmaktadırlar ki, bu, aynen Kur’an’da kınanan İsrailoğulları’nın alimlerine, onların yazıcılarına benziyor. Allah korusun.

Şimdi şöyle soralım: Kiliseler neresidir? Kur’an’la sabittir ki kiliseler de “Allah’ın adının anıldığı” mübarek yerlerdendir:

“(…) Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.”[5]

Bu arkadaşlar, “camileri kiliseye benzetiyorlar” iddiasında bulunurken; bir: Kiliseleri tahfif ve tahkir ediyorlar ki Allah’ın ayetine terstir; iki: kendilerini üstün görüyor, kibirleniyorlar; üç: kendi dinlerine ya da daha doğrusu kendilerine güvenleri yok ki kiliseye benzeyince dinleri uçup gidecek. Üç beş yaşlı ve hasta mümin arka saflarda tabureye oturdu diye koskoca, yüzlerce yıllık “cami” geleneğinin yok oluvereceğine kaniler.

Diğer bir husus, hutbe veren hocamız “sandalyede/taburede namaz caiz değildir” fetvasını veriyor. Bu fetvanın kendi heva ve hevesinden başka hiç bir dayanağı yoktur. Kaldı ki, Diyanet’in ve Hayreddin Karaman Hocamızın verdiği fetvalara mı güveneceğiz, yoksa bu hoca efendinin kendi “tarîkince” verdiği fetvaya mı? Üstelik sanki namaz kılanlar, namazı o hoca efendi kabul etsin diye kılıyorlar da bu zatı muhterem o namazları kabul etmiyor. Hâşâ kendisini Allah’ın yerine koyuyor, bunun farkında değil! Taburede namaz kılanlar gönüllerinden öyle geliyor ve merhameti bol Yüce Rabbin namazlarını o halde de kabul edeceğine inanıyorlarsa bundan kime ne? Hesabını verecek olan kendileri değil mi? O hoca efendi ve gibiler mi verecek o musallinin hesabını?

Bu arkadaşların endişeleri sanırım Türkiye’nin ‘30’lu, ‘40’lı yıllarında uygulanmak istenen tahrifata duydukları tepkiden kaynaklanıyor, bunu anlamamız mümkün olabilir. Ancak, aradan 80 sene geçmiş, o tahrifatların tutmadığı ve tutmayacağı cümle âlemce anlaşılmış olmasına rağmen hala aynı endişeleri taşıyor olmak abesle iştigal etmek demektir. Üstelik bu durum dışardan birilerinin zorla empoze ettikleri bir durum değil, bir ruhsata sarılma olarak içerden (cemaatten) gelmektedir.

Bu arkadaşlara ve onlar gibi düşünenlere söylemek istediğim son söz şu olacaktır: Allah’ın Dini onların korumasında değildir! Kendilerine durumdan vazife çıkararak son zamanlarda nüfus artışıyla ve nüfusun yaşlanmasıyla camilerde görülen tabureli/sandalyeli namaz kılanları camiden soğutmasınlar. Bir zamanlar çocuklara da aynı muameleyi yaparlar, onları camilerden kovarlardı. Şimdi o tavırların yanlışlığı anlaşıldı. Umarım tabureyle namaz konusundaki yanlış da tez vakitte anlaşılır ve cemaatin azalmasına yol açılmaz. Yoksa Allah korusun, Batı’da kiliselerin ibadet edecek inançlı bulmakta zorlanıp pop yarışmaları düzenlemek zorunda kaldıkları gibi, bizim hocalarımız da –olmaz ama yine de uyaralım- camilere cemaat çekmek için lotarya düzenlemeye kalkabilirler. Sanki camilerde çok cemaat var da bunların uğraştıkları şeylere bakın Allah aşkına!

11 Mayıs Cumartesi günü mübarek üç aylar başlıyor ve Recep ayına giriyoruz. Rabbim bütün aylarınızı mübarek kılsın.


[1] Tirmizi, Kıyamet, 53, no: 2507; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 5/315, no: 2778; bk: Keşfu’l-Hafa, 2/265
[5] Hac Suresi, Ayet: 40

Etiketler:
namaz Tabure

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.