Demokrasi… – Fikrikadim

Demokrasi…

SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN

Süleyman Seyfi Öğün / YeniŞafak

Târihsel tecrübelerin ve insan irâdesinin mahsulü olan kavramların abartılması, fetişleştirilmesi bana her zaman itici gelmiştir. Târihin finalist yorumlara tâbi tutulmasından da ayrıca uzak durmuşumdur. Meselâ ‘insanlığın kurtuluşu’ gibi bir idealin târihten türetilemeyeceğini; eğer türetenler varsa, bunun ‘ne için’lerinin, kendisinden ya da ‘ne’ olduğundan daha önemli olduğunu düşünmüşümdür. Yâni, benim için kurtarıcıların ‘nasıl’ kurtaracağından çok, ‘ne için’ kurtarmaya yöneldikleri daha anlamlı bir sorudur. Diğer taraftan târihin sorunlu bir olgular, tecrübeler küresi olduğunu biliyoruz. Böyle bakıldığında, sorunlarımızla ne kadar yüzleşebildiğimiz ve onlarla hangi niyetler üzerinden ne kadar boğuşabildiğimiz, bana, çözümlerden bana daha anlamlı gelmiştir.

Demokrasi söz konusu edildiğinde de benzer bir bakışım olduğunu söyleyebilirim. Demokrasi, elbette ki demokratizmden beslenir. Bunu biliyoruz. Sorun, demokratizmin, somut, nesnel bir tecrübe olarak demokrasiyle olan ilişkisini anlamaktır. Demokratizm ile demokrasi tecrübesi arasındaki ilişki sanıldığı kadar düz orantılı değildir. Hatta bu iki olgu, yer yer kendi arasında sorunlu bir manzara sunar. Bu çelişkiyi, siyâset bilimci G. Sartori ‘Demokrasi Kuramına Geri Dönüş’ başlıklı, bir sosyal bilim hârikası olan kitabında uzun uzun anlatır. Bu kitabı sindire sindire okuyanlar, demokrasinin ucu açık bir tecrübe olduğunu, idealize edilmesinin, demokrasi tecrübesini sürdürülebilir olmaktan çıkardığını; hattâ onu son tahlilde faşizme gerekçe üretecek noktalara taşıyabileceğini anlar.

Sorun, demokrasiye bir ‘ideal’ olarak mı; değilse bir ‘imkân’ ya da ‘fırsat’ olarak mı baktığımızda düğümleniyor. Şurası çok açık görülüyor ki, her iki bakış da mutlaklaştırılmaya elverişlidir. Demokrasiyi bir tecrübe olarak bağlamlarından koparıp bir ideal haline getirmek ne kadar sorunluysa, onu ulaştığı sınırlarda dondurmak da en az o kadar sorunludur. Pekiyi, ne yapılmalı? Yapılacak iş basit. Demokrasinin bir târihsel imkân olarak belirdiği ve yaşandığı aşamalarda, onu önce pekiştirmek ve ‘ileriye’ götürmenin nesnel koşullarını üretmeye dönük çabaları yoğunlaştırmak en akılcı yol olsa gerekir.

Şu aralar Türkiye’de de demokratizmin çarpıcı örneklerini gözlüyoruz. Yaşadığımız demokrasi tecrübesinin, demokrasinin idealleri esas alınarak ‘eksikleri’ üzerinden yargılandığını; bununla kalmayıp küçümsendiğini, hattâ yok sayılmaya çalışıldığını görüyoruz.

Şurası çok açıktır ki, Türkiye son on sene îtibârıyla, demokrasinin ‘olmazsa olmaz’ koşullarından birisi olan seçilmişlerin hukûkunu konsolide edici adımları attı. Türkiye ‘devlet-ulus’ dönemini kapattı, ‘ulus-devlet’ modeline dönük önemli bir dönüşümü başlattı. Bu nasıl başarıldı? Başarının ardında, hayâtın maddî boyutlarıyla ilişkili bir birikimin etkili olduğunu hemen söyleyebiliriz. Eğer Türkiye, son on denede, GSMH’sını hatırı sayılır bir şekilde arttıramasaydı, üretim hacmini neredeyse üçe katlamasaydı bu dönüşüm başarılamazdı.

Diğer taraftan süreci taçlayacak ve kurumsallaştıracak hukûkî boyut alabildiğine defolu gözüküyor. Ulus-devlet , devlet-ulusu tahkim eden mevcut yasalarla, özellikle de kurucu yasayla pekiştirilemez. Ama, demokrasi tecrübesinin ileriye taşınabilir olması anlamında işâret etmek istediğim husus, bunun sâdece siyâsal ya da hukûkî dönüşümlerle başarılamayacağı; maddî temelinin bundan daha belirleyici olduğudur. Böyle bakıldığında,belki kaba kaçacak ama, daha kolay anlaşılması için söylemekten kaçınmayacağım; yaklaşık 850 milyar dolarlık bir ekonomide demokrasi ancak bu kadar olur. 400 milyar dolarlık bir ekonomide, ancak bir devlet-ulus olunabilir. Bu oran katlandığında ulus-devlet olma fırsatı yakalanabilir. Bu da çok önemlidir. Ulusu var eden bir ‘biz’ bilincini inşâ etmek imkân dâhiline girer. Zâten Türkiye’de, Kürt ve Alevi sorunları üzerinden yaşanan da budur. Türkiye, 10.000 Amerikan Doları’na ulaşan bir kişi başına ulusal gelir düzeyine ulaştığı için, devlet ulus tecrübesinin doğurduğu sorunlarla yüzleşebildi ve bu sorunların ulus-devlet temelindeki çözümü için adım atabilir hale geldi. Değilse olmazdı.

Şimdi demokratizm üzerinden süreci yetersiz bulan liberal dostlarımıza bu noktadan îtiraz ediyoruz. Elbette, Türkiye demokrasisi konusunda, özellikle de kalkınmanın sosyal mâliyetleri ya da birey hak ve özgürlükleri noktasında dile getirdikleri şikâyetler üstü örtülecek hususlar değildir. Ama bu konuda veri aldıkları demokrasi standartları, kişi başına millî geliri 25.000-35.000 Amerikan Doları aralığındaki toplumların standartlarıdır. Bunu dile getirdiğimizde niyetimizin demokrasiden kaçmak olduğunu; demokrasinin ekonomik kalkınmayı hızlandırıcı etkisi olduğunu söyleyebiliyorlar. Hâlbuki, bu toplumların sermâye birikimini demokrasi değil, çok acıtıcı siyâsal süreçler ve ödenen ağır toplumsal fauralar var etti. Demokrasi bunun ardından geldi. Değilse demokratik sermâye birikimi târihsel karşılığı olmayan bir olgudur.

Yazının Devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.