Yeni yine yeniden – Fikrikadim

Yeni yine yeniden

Ömer Lekesiz Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Konu iktidar partisi olunca onu destekleyenlerinin hepsinden iyi niyetli, samimi ve dürüst olmaları beklenemez. Çünkü menfaatler dünyasındayız ve kimilerinin salt kendi çıkarlarını gözetmesi doğaldır; birileri destekleri yoluyla yazar sayılmak, birileri itibar görmeyen yazarlığıyla muteber olmak, birileri ceplerini doldurmak, birileri ‘hamili kart yakinim’dir hitabını kullanarak önemli sayılmak derdinde olabilir.

Bu bağlamda iktidarın kendisini destekleyenleri bir samimiyet testinden geçirmesi de beklenemez. Çünkü onun için asıl olan çok sayıda destekçisinin bulunmasıdır. Bu nedenle iktidar ulusal kabul günlerine, teşekkür resepsiyonlarına çağrılmakla itibar kazanacağını sananlara ‘toplanmada eşit imkan’ sunarak, entelektüeline, minibüs şarkıcısına, kamyon muavini söylemli yazar müsvettesine… kendilerini önemli birileri olarak hissetttirmeyi başarmak zorundadır.

Cumhurbaşkanlığındaki devir teslimle, ‘Hoca’nın başbakan olması esnasında yükselen heyecanların, en yüksekten seslendiricileri olarak malum destekçilerin hemen her vesileyle ‘yeni’ye (enflasyona uğratacak kadar) vurgu yapmaları da bu bağlamda menfaat merkezli arzularını gerçekleşme fırsatını iyi kullanma çabasından başka bir şey olmayabilir.

İktidar dışında durdukları yeri sağlam ve eleştirmeyi insani bir zorunluluk olarak görenlerin bu ‘yüksekten seslendiriciler’e kafalarının bozulması ise kaçınılmazdır.

Örneğin bizim İsmail ‘Yeni Türkiye’nin, temel hayat sloganları felsefe yapma, edebiyat parçalama, icat çıkarma üçgeninden oluşan; herhangi bir politik düzleme angaje olduğunda her şeyi bir tamam hallettiğini düşünen aktörlerden’ çok sıkıldığını belirterek şu soruyu sormadan edemedi: ‘Yeni Başbakanımız yeni Türkiye’yi, şimdiden etrafını sarmaya başladığını dehşetle fark ettiğim ‘yeni Türkiye’cilerle mi kuracak; yoksa hakiki olana temas etmeyi göze alarak, yorularak, ter dökerek mi kurgulayacak?’

Bir de ‘yeni’ olanın içerdiği muhtemel mesajlardan rahatsız olanlar var ki, içimizden birileri de onları teskin etme babında ‘yeni kelimesi, devrimi çağrıştırdığı için beni de rahatsız ediyor kuzum’ yollu göz kırpınca, onlar da bunun üzerine mal bulmuş mağribi gibi atlayarak ‘devrim kötüdür o halde yeni de kötüdür’ şeklindeki cılız çığlıklarıyla bir şenlik ateşi yakmaya kalkıştılar.

İktidarın yeni fiilleriyle doğrudan bağlantılı ol- duğu için yeni’ye ‘peşin peşin düşman’ olanların varlığı da başka bir durum. Çoğunluğu Hizmetçi- lerden oluşan bu güruh, yeni’den iktidarı övmeye ve desteklemeye dair bir sonucun üretilebileceği korkusuyla adeta diken üzerinde duruyorlar çünkü bu aynı zamanda bedduaya, lanet okumaya, kötülük dilemeye alışmış olan patronlarının tersinden kendi taleplerine maruz kalması anlamını taşıyor.

Sonuç olarak bu curcuna içinde kullanılma niyet ve amelleri ne olursa olsun, olan ‘yeni’ye oluyor.

Adı üstünde ‘yeni’ olan yeniliği, doğduğu ortamla henüz tam ünsiyet kuramadığı için ürkektir. Dolayısıyla bu nedenle kendini ‘kimlerin ellerine düştük yahu’ şaşkınlığı içinde bularak potansiyel işlevinden feragat etmesi her an mümkündür.

Biz ise ‘yeni’ konusunda bize ulaşmış bir bilgi ile ilgili üçlü tutumu benimseriz:

İlki ‘mutabakat’tır; ‘yeni’ olarak nitelenenin var ya da yok olanla uyumuna ya da uyumsuzluğuna bakarız.

İkincisi ‘münasebet’tir; bir bilgi olarak ‘yeni’nin içinde doğduğu şartlarla bağlantısı, ilişkisi ve iletişimi nedir diye düşünürüz.

Üçüncüsü ise ‘murakabe’dir; yeni’nin yeniliğine dair ulaşan bilgi kendi şartlarından kaynaklanan bir zorunluluktan mı yoksa gereksiz bir tatmin, oyalanma, teselli olma durumundan mı doğmuştur diye tecessüste bulunuruz.

Kendi adıma yeni’yle bu üç kelimeyi mevcut şartlarla buluşturarak baktığımda ona aşırı vurguyu gerektirecek bir durumun olmadığına ancak özellikle Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesiyle ve devir-teslim töreniyle belirginleşen kimi ‘semboller’e göre yeni’nin özel değerinin ve onunla ortaya çıkan yenileşme çabasının yabana atılama- yacağına, buna yönelik bir işlevsizleştirmeyi işlevsizleştirmenin gerekli olduğuna hükmediyorum.

Basit bir örnek olması bakımından ‘frak’ konusunu hatırlatayım.

Halef-selef olan cumhurbaşkanları frak giymediler. Evet, frak giymediler ama takım elbiseyle (sembolik değeri bakımından belirtmeliyim kravatla) çıktılar hazirunun huzuruna.

İlk bakışta bu şu demekti: ‘Biz moderniz, Batılıyız ama artık eskisi gibi bunlarda taklitte taşkınlıktan yana değil vasatı gözetmekten yanayız.’

Bu tutum düşünsel (ve tepkisel olarak) özü itibariyle yeni değildir, sadece son yüz yıldır ‘temenni edilme’ halinden ancak şimdi uygulamaya dönüşebilmiştir.

Dolayısıyla bu uygulama Batıcıları ve Muhafazakarları birlikte kuşatan, iki tarafın da gönlünü birlikte alan bir uygulama olmakla halkın da makbul görebileceği çok hatta memnuniyet duyabileceği bir uygulamadır.

İlk bakışta çok da önemli görünmemektedir ancak daha düne kadar Çankaya’nın laikliğin Kabe’si olduğunu söyleyenler açısından baktığımızda ‘alınları secdeli’ iki adamın hem de frak giymeden Çankaya’ya hakim olmaları ‘yeni’dir.

Yazının Devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.