Hüseyin Su’nun vedasını hecelerken.. – Fikrikadim

Hüseyin Su’nun vedasını hecelerken..

Ömer Lekesiz, Hüseyin Su’nun Hece dergisinden ayrılmasından mülhem islami camiada yayınlanan dergilerin içeriğini, sürekliliğini irdelerken entelektüel ve kültürel sığlaşmaya işaret ediyor.

 

Ömer Lekesiz

Ömer Lekesiz

Bugün mevcut edebiyat ve medya ortamında eli kalem tutanlarımızın neredeyse tamamı dergilerden yetişmiştir.

Çünkü bizim için dergiler edebiyatı da içkin olan (Mete Çamdereli’nin yaklaşımıyla, yazıya dahil olan her şey anlamında) yazınla ilgili olduğu kadar dünya görüşümüzün şekillendiği, siyasi tutumumuzun da berraklaştığı mekteplerdi.

Zaten Müslüman ve edebiyat kelimelerinin birlikte kullanıldığı yerde İslamcılık her ikisini de kendiliğinden uhdesinde toplayan bir kavram olarak öne çıkar, ‘Müslümanların dergisi’ dendikçe yerli İslamcılığın sesini duyurduğu en etkili araca vurgu yapılmış olunurdu.

Bu yüzden Müslümanların çıkardığı hemen her dergi Sırat-ı Müstakim’den (1908-1966; 183. sayısından itibaren ‘Sebilürreşâd’; toplam 1107 sayı) bir eda, bir görev taşır, her dergici Mehmet Akif’in bir emanetçisi olarak görülür, o dergilerde yazan gençlerse ‘Asım’ın Neslin’den bir müjdeci olarak değerlendirilirdi.

Bu mana da dergisiz de kalmadık hiç. Örneğin benim Türkçe’yi hecelemeye başladığımda ‘Büyük Doğu’, edebiyatla ilgilenmeye başladığımda ‘Diriliş’, edebiyat yapma cesareti duymaya başladığımda ise ‘Mavera’ ve ‘Edebiyat’ dergileri vardı.

Ancak ’90’lı yıllarda deyim yerindeyse bir dergi kuraklığına uğramıştık. Mavera kapanmış, Edebiyat bitiş tarihi belirsiz bir tatile çıkmış, son olarak binbir zorlukla yayınlanan Kayıtlar dergisi de Haziran 1995’te kapanmıştı.

Üstelik 90’lı yılların sonuna doğru sistem tarafından her yönüyle kıskaca alınmaya, gerek kültürel gerekse siyasi faaliyetlerde fiili bir daralmayı yaşamaya başlamıştık.

Nihai aracımız edebiyattı. Onunla olsun düşündüklerimizi söyleme ihtiyacındaydık ama bir dergimiz bile yoktu.

Nihayet 1996’nın son aylarında belirttiğim dergi geleneğinden yetişmiş olan Hüseyin Su (İbrahim Çelik) bu duruma el koydu. Geçmişte Aylık Dergi, Edebiyat, Mavera, Yönelişler ve Kayıtlar dergilerinde yazmış olanları etrafında toplayıp Ankara’da yeni bir derginin temelini attı: Hece dergisi!

İlk sayısı Ocak 1997’de yayınlanan Hece dergisi, aynı zamanda 28 Şubat darbesine doğmuş oldu. Darbenin geriliminden, zulmünden elbette o da olumsuz etkilendi ama Hece Hüseyin Su sayesinde bir ‘proje olarak’ da doğduğu için yolundan kolayına dönebilecek bir dergi değildi. Yolundan dönmek bir yana okur 28 Şubat’ın gerek yazar gerekse okur olarak daralttığı muhatap kitlesini edebiyat sevdası ve ahlaklı siyasi kaygısı olan herkesi içerecek şekilde genişleterek hedeflerini daha da büyüttü.

Çünkü Hüseyin Su Hece dergisini, Sebilü’r-reşâd’a kadar inen İslâmî ve daha çok Diriliş’le Edebiyat dergisinde somutlaşan edebî anlayıştan ayrılmaksızın Türk edebiyatının tümünü kuşatma ekseninde oluşturmuştu.

Zikredilen ortak paydanın bir gereği olarak dergi sayfalarını kendini solda tanımlayan yazarlara da açmış, popülist, ırkçı, takiyyeci yazarlardan uzak durmuştu.

Edebiyat dergisinde başlayan şair otoritesindeki kırılmayı pekiştirmiş, Hece’nin düşünce, edebiyat ve siyaset anlayışını, hem geçmişi sorgulayarak yeniden yapılanma, hem de edebiyatın istikametini sahih ve kuşatıcı bir çizgide sürdürme çabası olarak belirlemişti.

Dergicilikle de yetinmedi Hüseyin Su. Öncelikli olarak dergi yazarlarının ürünlerini kitaplaştırabilecekleri bir yayınevini de harekete geçirdi.

Hece dergisi daha başlangıcında iki dergiyle birlikte planlanmıştı. Bunlardan biri öykü dergisi, diğeri bir düşünce-siyaset dergisiydi. Bugün 64. sayısına ulaşan Hece Öykü de düzenli yayınına başladı ancak özel sayıların taşıdığı düşünce ve siyaset yükünden (yani bu ihtiyaçların dolayı tatmininden) olsa gerek düşünce-siyaset dergisi adeta kendisini sürekli erteletti.

…Ve ‘Birinci Hece… Yüzüncü Hece… İki yüzüncü Hece, derken…’ Hüseyin Su 1 Eylül 2014 tarihi itibariyle ‘Sonuncu Hece’m…’ dedi.

Yaratılmış ve kul tarafından yapılmış olup da bir mühlete tabi olmayan ne var? Bu manada Hüseyin Su’nun Hece’yi bırakmış olması elbette normal. Ama normal olmayan bir şey var ki, o da Hüseyin Su’nun mümin idraki ve sorumluluğuyla yaptığı işten geriye çekilmiş olmasıdır.

Bakınız yakın ve uzak çevrenize, ‘Yazıyı, hiçbir zaman sadece bir edebiyat ve sanat aracı olarak görmedim. Benim için yazı, yazmak eylemini tanıdığımdan beri, inandığım manevî bir değer ve insan olarak da varlığımı ifade etmemin yolu oldu’ diyebilen kaç kişi çıkar?

Hüseyin Su’nun birey olarak Hece’den ayrılmasına onlarca ‘özel’ neden gösterilebilir. Hece de kapanmayıp bir süre daha yoluna devam edebilir. Bunlar mesele değil, mesele Hüseyin Su ile birlikte onun temsil ettiği idrakin, bilincin, gayretin vedasıdır ki, bunu mazur ve makul gösterebilecek bir neden bulabilmek çok zordur.

Hüseyin Su’nun adı Hece dergi, Hece Öykü, Hece Özel sayıları ve Hece Yayınları olan on sekiz yıllık emeğini geride bırakarak ayrılması, kültürel sığlaşmanın yoğun olarak tartışıldığı şu günlerde bana yeni korkular da yüklemektedir.

Hüseyin Su’nun hecelemek zorunda bırakıldığı veda hakkında hayırlı olsun. Bu kararının yazma eyleminden ayrılması demek olmadığını en iyi bilebileceklerden birisi benim ve bu manada müsterihim.

Ama bir ağacın her zaman bir ağaçtan daha fazlası olması gibi Hüseyin Su da ‘Öykücü Hüseyin Su’dan çok daha fazlasıdır.

Yazının Devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.