Ya örgütlü ego ya demokrasi!

Ya örgütlü ego ya demokrasi!

Yargı, medya, ordu, sermaye, devrimci, solcu, sağcı, dinci, kapitalist… Devlet dediğimiz organizasyonu var kılan bütünün parçaları, devletin ortakları… Muktedir olmanın kavgasını veren vicdan sömürücüleri, örgütlü çetelerdir nihayetinde… Ben ve benzerlerim gibi örgütlenememiş, örgütçü olamamış koyunların etinden, sütünden faydalanmayı amaç edinenlerdir. Devlet dediğimiz şey bunlardan müteşekkildir ve başka da bir şey değildir.

Devleti kutsal ve dokunulmaz olarak ilan eden, insanın yaşam alanını belirleme hakkına sahip olduğunu iddia edenler de bunlardır. Tanrısal (asıl güç ve kudret) ontolojisinden; teolojik, epistemolojik tartışmalar devşirip, asıl özgürlüğü bahşedenin kendileri, Tanrı’nın ise köleleştirici olduğu yalanını uyduranlardır. Bunlar ister seküler siyaset teorisyeni yahut yobaz dincinin pagan kültürü olsun fark etmez. Tanrı vardır/yoktur, hayatınıza bilfiil müdahale etmez  ama onun üzerinden uydurduğu teolojik siyaset söylemi ise bilfiil müdahale etme hakkına sahiptir(!)  Elbette amaç siyaset tartışmalarından, felsefenin imkânlarıyla yeni ve bağımsız bir siyaset teorisi başlatmak değil. İktidar denen örgütlü egonun; insanın, kendini gerçekleştirmesini ve bireyselleşmesini engeleyen tavrını irdelemek…

Ama ondan önce yapılması gereken; devleti yöneten iktidarın devrilmesi ve ardından yeni bir iktidar oluşturma senaryolarının kimler üzerinden, nasıl planlandığını tartışmak. İktidarı devirmeye kimlerin teşebbüs ettiği biliniyor… Sorun(?) iktidar devrilirse altında kimlerin kalması gerektiği…Devlet dediğimiz organizasyon zaten böyle ayakta kalır. İktidarlar devrilirken, devletin ayakta kalması en önemli stratejik meselelerden biridir. Devrilmesi istenen, kimlerle birlikte olursa yıkılışı meşru hale gelir. Buna; politika, ekonomi, güvenlik ve yasal uygulamaların eklendiği modern devletin işleyişi adı verilir. Böylece modern devlet; sermaye, bürokrasi, jüristokrasinin taşıyıcısı ve Platon’un ideal aklına dönüşür.

Ancak demokrasi en son süreçte halkın oylarıyla/hakemliğiyle iktidar alanını belirleyen bir düzendir. İktidar,muktedir olmayı başardığı ve bu örgütlü sınıfın – sermaye, bürokrasi, jüristokrasinin- devlet içerisindeki egemenlik alanını, çıkar ilişkilerini düzenleyecek bir güce ulaştığında oligarşiden beslenen paramiliter örgütlerharekete geçirilir.

Devleti kuşatan bu oligarşik yapı; hükümetleri, uluslararası kurallar ve kanunlar çerçevesinde hareket etmeye zorlar. Zira bu örgütler, güçlerini uluslararası örgütlerden ve onların oluşturduğu kurumlardan alır. Yerel kanunlar da bu uluslararası politik düzene uygun olarak hazırlanır. En nihayetinde dünya düzeni; ülkeler arası güç dengelerini belirleyen kurumların kontrolündedir. Bu hiyerarşi çok titiz siyasal teoriler ve kanunlarla oluşturulmuştur. Sistemde çıkan bölgesel arızalar kısa sürede düzeltilmeye, düzeltilemezse karmaşaya sürüklenmesi amaçlanır. Ortadoğu’da yaşananlar yakın siyasal tarihin örneklerdir.

Sermayenin kontrolündeki merkezi medya üzerinden oluşturulun algıların tam aksine ülkenin yerel gücü: politikacılardır. Çünkü onlar halkın oylarıyla seçilen tek güçtür. Oyları artıp, merkezi kuşatan alanı büyüdükçe; toplumun beklentileri üzerine kurulu siyasetin imkanı genişler ve  yeni bir devlet düzeni kurmayaçalışırlar.

Öyleyse Cumhuriyetin 90. yılında, halkın oylarıyla 12 yıllık iktidarını tamamlayan AKP’nin yıpratılması ve iktidardan uzaklaştırılması planlarını daha doğru bir zeminde tartışmalıyız.

Roboski’de masumların kanı… Gezi eylemleriyle sosyal patlamaların, örgütlenmiş ayaklanmaların nedeni… 17 Aralık’ta yolsuzluğa batmakla itham edilen, kuşatılmış bir hükümeti tartışmaktan bahsediyorum. Özetle siyaset karnesi öyle veya böyle kirlenen bir hükümetten… 301 madencinin hayatını kaybetmesiyle, tarafını tuttuğu insanların-ezilenlerin, işçi sınıfının, garip gurabanın- kapitalist sermayeye ucuz işçi olarak peşkeş çeken bir iktidar imajıyla karşı karşıyayız.

Oligarjik düzenin son ve güçlü hamlesi…

Oligarşi, bütün gücü ve operasyonel imkanlarıyla devlette yer edinmiş çevreleri yanına çekerken; iktidar, siyasal ve ekonomik güçleri zayıf olan çevrelere itilmektedir. Bu çevreler, oligarşik çetenin rahatlıkla harcamayı göze aldığı yapılardır. Sonuçta bu yapılar, harcandıklarında ülkeyi siyasal ve ekonomik sorunlara sürüklemeyecek kadar güçsüzdürler.

Buna karşın hükümetin; ezilen, hor ve hakir görülen çevrelerle birlikte hareket etmesi, yeni bir sınıfsal mücadelenin başlangıcı aynı zamanda yeni bir siyasal düzenin oluşması demektir. Ancak ortada bir sorun var! O da AKP’nin sağcı muhafazakar teşkilatı, bu çevrelere halen kapı mandalı gibi davranırken; pararlel örgütle, oligarşik çetelerle içli dışlı yaşamaya devam etmektedir. Yeni Türkiye’nin kadroları farklılıkları taşıyabilecek derinlikte, siyasal tecrübeleri olan yapılardan devşirilmelidir.

Anadolu insanı, gözlerini kan bürümüş olan bu oligarşik çetelerin, 12 Eylül’de 28 Şubat’ta gerçekleştirdiği darbelerin bir benzerini daha yaşamak istememektedir. İktidar, uluslararası kuşatmanın kaldırılabilmesi için sırtını yasladığı halkın beklentilerini yeni demokratik bir anayasayla güvence altına almalıdır ya da paramiliter çetelere karşı AKP ve teşkilatı tek başına savaşmak zorunda kalır!

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i Kadim Yayın Yönetmeni (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.