Şenlikli bir farkındalık ile başımızdan dökülenler - Fikrikadim

Şenlikli bir farkındalık ile başımızdan dökülenler

Süleyman Seyfi Öğun

 

Su ve toprak varlığın en temel unsurlarından ikisidir. Her ikisinin de sembolik kültür târihinde özel bir yeri vardır. Evet, biliyoruz ki ‘su’ ile ‘ateş’ arasında; ilkinin söndürücü, diğerinin yakıcı etkisi nedeniyle bir zıtlık ilişkisi başından beri olagelmiştir. Ama ‘su’ ile ‘toprak’ arasında, zıtlık bir yana dâima besleyici bir ilişki vardır. Yakın zamanlara kadar bu iki temel unsurun arasında bir karşıtlık yoktu. Gelin görün ki artık var.

Lorenzo’nun Yağı filmi başaramamış olsa gerekir ki, ALD hastalığına dâir bir ‘farkındalık yaratmak’ için A.B.D’li bir gencin başlattığı kampanya, kısa bir zaman içinde kültürel bir salgına dönüştü. İçi buzlu suyla dolu olan bir kovayı kapan sahneye çıktı. Kampanyayı destekleyici bir iki kelâm ettikten sonra, birilerine meydan okuyarak, buz gibi suyu başından aşağıya boca etti. Bu işlemi kaydederek internette paylaştı. Tabiî ki, bu gösteri bir bağışı da zorunlu kılıyor. İşin maskaralığı bir yana, dünyâda belki de azımsanmayacak bir fon oluştu.

Türkiye bu kampanyaya bigâne kalmadı.(Zâten Japonlarla farkımız, bizim morfolojik taklitçiliğimizin onlardan; onların mühendislik taklitçiliğinin bizden baskın olmasıdır). Özellikle şöhretler sıraya girdiler. Ama, her zaman yaptığımız, işi ucuza getirmek olduğu için, toplanan fon , gösterinin yol açtığı beklentinin hayli altında kaldı.

ALD hastalığından mustarip olan insanlara haksızlık yapmak istemem. Ama, basit bir akılyürütme, Gazze’de binlerce insan ölürken kılını kıpırdatmayanların, ALD hastalığına karşı geliştirdiği hassasiyeti sorgulatmaya yeter. Nitekim Gazze’den gelen tepki, oradaki yıkıma dikkât çekmek için, toprağı kullandı.

Toprak dökme kampanyası elbette, diğerine göre çok sönük kaldı.Neden mi öyle oldu? Sebebi çok basit: ‘Toprak’ kirliliği, ‘su’ ise ‘temizliği çağrıştırıyor da ondan. Üstelik, özellikle kuzey yarımkürede şu aralar yüksek sıcaklıklar hüküm sürdüğü için, buz gibi suyun ferahlatıcı etkisi ile toprağın terle karışınca yolaçacağı vücût rahatsızlığı herhalde kıyas kabûl etmeyecektir. Ne diyelim; Gazzeliler , herşeyde olduğu gibi burada da kaybettiler…

Buzlu su kampanyası bir ‘farkındalık yaratmak’ için başlatıldı. Benim esas ilgimi çeken de, kampanyadan çok, kampanyanın bu hedefi oldu. Haydi sevmesem de kullanayım; biz 78’liler bu lâfı bilmezdik. Bizim için geçerli olan ‘bilinç yaratmak’tı. Son çeyrek yüzyılda bu lâf bütün îtibârını kaybetti. Artık, az sayıdaki ‘demode’ ideolojik kişilik dışında kimse bu lâfı kullanmıyor. Fenâ da olmadı hani. Bilinç yaratmak iddiası aslında müthiş bir aşağılamayı içeriyor. Bilinçlenen, bilinçlendirmek istediği özneyi daha işin başında düpedüz nesneleştiriyor ve böyle yaparak onu ‘aptal koyun’ yerine koymuş oluyordu. Daha beteri de, bilinçlendirilenin bu durumdan kurtulması için bir başka bilinçsiz ‘koyun’ bulmak ve onu bilinçlendirmek zorunda bırakılmasıydı.

Aslında bu işlem, özünde dinsel-sosyolojik bir geri plâna oturu

yor. Dinsel dâvetin, modern ve kaba bir versiyonu. Kaba diyorum, çünkü, peygamberler, özellikle de İslâm peygamberi ‘dinde zorlama olmaz’ derken, dâvet dışındaki yolları kapatıyordu. Yâni nâzikçe dâvet eder , cevap beklerdiniz. Cevap eğer olumsuz ise, onu kendi hâlinde bırakır, başkalarına yönelirdiniz. Ama modern din misyonerliği de dâhil, bütün ideolojik telkinler ‘bilinç yaratma’ işini üstlendiler ve insanların zihinlerine olanca güçleriyle abandılar. Bu abanmanın adı da ‘dâvâ’dır.

Geç modernliğin kültürel dünyâsı, otoriterlik ve totaliterlikle biten bilinç yaratma işini reddetti. Davalar ve onlara adanmış bilinçler çöktü gitti. İyi de oldu. Ama bunun yerine ‘farkındalık yaratma’ gibi ‘light’ bir etkileme stratejisini koydu. Bu iyi mi oldu? Tereddütlerim var.

Yazının Devamı

Bu yazı takriben 297 görüntülendi.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.