KUYTUDAKİ SÛRE: HÜMEZE (İspiyoncular) | Fikrikadim

KUYTUDAKİ SÛRE: HÜMEZE (İspiyoncular)

Kur’an kurslarında, milletin namaz kılabilmesi için daha çocukken ezberletilen dualar (sureler) genellikleElemtere’den aşağısıdır. Hocalık yaptım, ordan biliyorum, hocalarımız dahi çoğunlukla Elemtere’nin hemen üstünde yer alan yani ondan bir önceki sırada gelen Hümeze suresini çoğunlukla ihmal ederler. İhmal ederler derken, namazlarda zammı sure olarak pek okumazlar. Çok sonraları farkettim bu gerçeği ve artık bir şekilde her gün olmasa bile sık sık namazlarımda okumaktan zevk alır oldum. Hümeze’yi birinci rekâtta okumuşsam ikincisinde manaen uygun düşen Maun veya Tebbet surelerini koşarım yanına. İkinci rekâtta okuduğumda da önüne Tîyn suresini koşarım. Elemtere’nin gölgesinde kalması nedeniyle bu sureye “kuytudaki sure” dedim. Çocukken son kelimesinden esinlenerek “memet dede” dediğimizi de hatırlıyorum. Bu yazımda işte bu “kuytudaki sure”yi gün ışığına çıkarmak istiyorum.

Mekke döneminde inen surelerden olup iniş sırasına göre 32. Kur’an sırasına göre 104. suredir. Dokuz ayettir; “…eh” kafiyesiyle ses ahengi yüksek bir suredir. Tecvîde uygun okunuşu[1]:

“Veylül-likülli hümezetil-lümezeh
Elle‘zî ceme‘a mâlev-ve ‘addedeh
Ya‘hsebü enne mâlehü aHledeh
Kellâ leyüm-be‘zenne fil-‘hutameh
Vemâ edrâke mel-‘hutameh
Nârullahil-mûqadeh
Elletî tettali‘u ‘alel-ef’ideh
İnnehâ ‘aleyhim-mu’sadeh
Fî-‘amedim-mümeddedeh”

Hümeze: “gammazlığı âdet ve sanat edinmiş kimseler[2] demektir. Sûreye isim olan bu kelimeyi Türkçeye tek bir kelimeyle çevirmek gerekirse “gammazlar” şeklinde çoğul takısıyla kullanmamız gerekir. Ancak hemen öncesinde yer alan “likülli” sözcüğü: “hepsi için”, “hepsinin” şeklinde çoğullaştırıcı bir anlam taşıdığı için aşağıdaki çeviride tekil olarak “gammaz” dedik ki bu, ses uyumuna ve anlam bütünlüğüne daha yakın durmaktadır.

Türkçedeki ‘gammaz’: “birinin sırlarını, davranışlarını, düşüncelerini gözleyip başkalarına bildirerek çıkar sağlayan kimse, ispiyoncu[3] demek olup, Arapça kökeniyle tıpatıp aynı olmasa da makul seviyede bir anlam örtüşmesine sahiptir:

“Vay haline hepsinin: gammazın, kovcunun!
Biriktirip malı, adedini sayanın,
Zanneder: malı ebedileştirir onu.
Hayır, hayır! Fırlatılır ‘Harlı Yanan’a!
Dank etti mi nedir: ‘Harlı Yanan’?
Allahın ateşidir, tutuşturulan!
İçine işler yüreklerinin:
Üzerlerini kaplayan
Kaburgaların içinde esnetilen!”

Kuytuda” sözcüğünün insanı ferahlatan ve serinleten çağrışımına karşılık surenin anlam bütünlüğü müthiş bir biçimde yakıcıkavurucu ve bunaltıcıdır. Surenin kendisi kuytudadır ama anlamı güneşin alnındadır: “Dank etti mi nedir ‘Harlı Yanan’?

Dank etti mi nedir ‘Harlı Yanan’?” çevirisi yadırganmamalıdır. Zira “Vemâ edrâke”deki “edrâke”nin kökünde: “bir şeyin vakti, saati gelmek, yetişmek, erişmek, soruyu anlamak, kavramak” var.[4] ‘Harlı Yanan’ şeklinde çevirdiğimiz “hutameh” de aynı şekilde: “çok şiddetli ateş.”[5]

Hutame: İnsanı içten ve dıştan kuşatan şiddetli, dayanılmaz bir ateş… Son dört ayet zaten işbu ‘hutame’nin tanımını yapıyor: “esnek kaburgalar arasında atan kalbi kavuran bir ateş!

“Allahın ateşidir, tutuşturulan!
İçine işler yüreklerinin:
Üzerlerini kaplayan
Kaburgalar arasında esnetilen!”

Kaburgalar” olarak çevirdiğimiz sözcüğün orijinali “‘amed” olup, klasik tefsirlerde ahretteki azabı temsil eden “sütunlar” veya “demir parmaklıklar” şeklinde resmedilmiştir. Oysa sözcüğün kök anlamları arasında “kaburga kemikleri”ni işaret eden “omurga” ve “sırt kemikleri” anlamlarının bulunduğunu kaynaklarda görüyoruz.[6]

Son dört ayeti nesir olarak ifade edersek şöyle bir anlam kazanır: “Üzerlerini kaplayan (esnek) kaburga kemiklerinin arasında esnetilmekte (atmakta) olan yüreklerinin içine işleyen yakıcı bir ateş…” Bu manaya göre surede anlatılan azabın öncelikli olarak ahiret azabı değil bilakis kanlı canlı dünya azabı olduğuna hükmedebiliriz. Dünya hayatında içten kavuran bu ateşin, iki ve üçüncü ayetteki “malı toplayıp sayar, kendisini ebedileştireceğini sanar” ile açıklanan, bir türlü doymak ve kanmak nedir bilmez “mal toplama hırsı” olduğu açıktır.

O tür insanlar için Hazreti Peygamberin (s.a.v.) şu Hadisi Şerîfi de aydınlatıcıdır:

Âdemoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu(yüreğini- karnını-gözünü) ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder.”[7]

Kavurucu ateşin niteliğini karasevda ile benzeştirmek belki mümkün olabilir. Böylelerini hakikaten ancak kara toprak temizler. Hafazanallahü ve iyyaküm.


[1] Transkripsiyon: Ön apostroflar, peltek veya boğazdan çıkarımı, son apostroflar sekteyi, H ise hırıltılı “Hı” harfini, ünlü harflerin üzerindeki (^) şapkalar bir elif miktarı uzatımı belirtir.
[2] Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, C. 9, S. 427
[3] TDK, Büyük Türkçe Sözlük, ilgili madde
[4] El-Mevârîd, Mevlüt Sarı, S.486-487
[5] El-Mevârîd, Mevlüt Sarı, S.318-319
[6] El-Mevârîd, Mevlüt Sarı, S.1046-1047; Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, C. 9, S. 434-435
[7] Buhârî, Rikak 10; Müslim, Rikak 116,

YAZAR HAKKINDA

Tahsin Varol, sinema yazılarını fikrikadim.com'da paylaşmaktadır. Yazarın diğer yazılarına ulaşmak için isme tıklayın
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.